Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı dava dilekçesinde; davalının, kardeşi...ile arasında Kocaeli 3. Aile Mahkemesi'nin 2017/92 esas sayılı dosyasında görülmekte olan boşanma davasında tanık olarak yalan beyanda bulunduğunu, davalının şikayeti sonucu Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/6832 soruşturma sayılı dosyasında hakkında başlatılan soruşturma sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini, davalının asılsız yere suç duyurusunda bulunması nedeniyle kendisini savunmak ve onlarca dilekçe yazmak zorunda kaldığını, soruşturma dolayısıyla İzmit'e defalarca gidip geldiğini, davalının eylemi nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek 200.000,00 TL manevi tazminat ve 50.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının, davacı ile ablası...arasında görülen boşanma davasında tanıklık yaptığını, davacının hayal dünyasında kurguladığı vakaları dikkate alarak hukuki mevzuatta karşılığı olmayan bir dava açtığını, davacının boşanmış olduğu eşi ile olan tüm sorunlarının kaynağı olarak davalıyı gördüğünü, davalının ablasının, davacının fiziki, psikolojik ve sosyal baskılarına dayanamaması nedeniyle davacıdan boşandığını, müvekkilinin de bu süreçte ablasına destek olduğunu, davacının talebinin tamamen zenginleşme amacı taşıdığını belirterek davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun mesnetsiz iddialar ile ikame ettiği davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kocaeli 3. Aile Mahkemesi'nde yapılan yargılama sırasında davalının tanık olarak vermiş olduğu beyanına dayalı olarak davalı hakkında davacının herhangi bir şikayetinin bulunmadığı, bu sebeple davalı hakkında yalan tanıklıktan yürütülen herhangi bir soruşturma bulunmadığı gibi hakkında açılmış dava da bulunmadığı, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/6832 esas sayılı soruşturma dosyasında, davalı ...'nin, davacı hakkında hakaret suçlaması ile şikayetçi olduğu, yapılan soruşturma sonucunda müşteki ...'nin soyut ifadeleri dışında atılı suçun işlendiğine dair ve şüpheli hakkında kamu davası açmaya yeterli her türlü şüpheden uzak, tarafsız, bağımsız bir delil ve tanık bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, davalının davacı hakkında şikayeti sonucu Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2019/109 esas sayılı dosyasında basit yaralama suçlaması ile dava açıldığı, ayrıca davalının bildirmiş olduğu diğer soruşturma dosyalarının da davalının avukatı ile alakalı dosyalar olduğu ve bu haliyle tazminat isteminin yasal koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince silahların eşitliği ilkesine aykırı bir yargılama yapıldığını, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen tüm soruşturma dosyalarının gönderilmediğini, 2018/21813 sayılı soruşturma dosyasındaki lehine sonuçlanan raporun mahkemede gizlendiğini, davalının aile mahkemesindeki beyanlarının boşanmasına neden olduğunu, boşanma dosyasındaki HTS kayıtlarının istenerek bilirkişiye inceletilmesini talep ettiğini, delilleri toplanmadan karar verildiğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, reddi hakim talebi üzerine hakimin davaya bakmasının hatalı olduğunu, Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/109 esas ve 778 karar sayılı dosyası ile Kocaeli 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/192 esas ve 739 karar sayılı dosyalarının kanun yararına bozma bürosuna gönderildiğini, bu dosyaların bekletici mesele yapılması gerektiğini ve mahkeme kararının gerekçe içermediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dilekçesinde, davalının davacı hakkında şikayetçi olduğu Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/6832 soruşturma dosyası ve davacının, davalının ablası ile aralarında görülmekte olan boşanma davasında, davalının yalan tanıklıkta bulunduğu iddiasıyla tazminat isteminde bulunulduğu, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/6832 soruşturma sayılı dosyasında, davalının hakaret iddiasıyla davacı hakkında şikayetçi olduğu, ancak delil elde edilemediği gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, dosya kapsamından taraflar arasında boşanma davası ve buna bağlı olarak gelişen olaylar nedeniyle bir takım anlaşmazlıklar bulunduğunun anlaşıldığı, mahkemece dosyaya kazandırılan soruşturma dosyaları bu anlaşmazlıklardan kaynaklanan olaylara ilişkin olmakla birlikte davacının yalan tanıklık iddiasına ilişkin her hangi bir ceza davası bulunmadığı, Kocaeli 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/192 esas ve 2018/739 karar sayılı dosyası ile Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/109 esas ve 2019/778 karar sayılı dosyalarında ise davacının sanık konumunda olup anılan dosyaların davacının iddialarını kanıtlayıcı nitelikte değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca yargılamanın ön inceleme aşamasından sonraki bölümleri ve istinaf aşamasında davacının iddialarını genişletmekte olduğunun görüldüğü, ancak 6100 sayılı HMK'nın 24 üncü, 25 inci ve 141 inci maddeleri uyarınca dava dilekçesinde dile getirilmeyen vakaların sonradan yargılamaya konu edilmesinin mümkün olmadığı ve karşı tarafın da muvafakati bulunmadığı, davacının reddi hakim talebi bakımından yapılan değerlendirmede de her hangi bir hukuka aykırılık görülmediği ve İlk Derece Mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalının tanık olarak yalan beyanda bulunması ve davacı hakkında asılsız suçlamalarda bulunması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu ve 58 inci maddeleri.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacının tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.