Esastan red
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının 17.10.2014 günü meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
1.Davalı ... İnşaat vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının geçirmiş olduğu iş kazasının tamamen davacının kendi kusuru ile meydana geldiğini, iş güvenliği eğitimi katılım belgeleri ve gerekli ekipmanların yapıldığını, davacının gerekli ekipmanları kullanmayarak kazanın meydana geldiğini, dava dışı işveren Turyat Turizm Ltd.Şti. tarafından davacının tüm ameliyatlarının gerçekleştirildiğini ve ücretlerinin de ödendiğini, bu nedenle davanın ... Turizm Yat. İnşaat Ltd. Şti.'yi ihbarını talep ettiklerini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı, yetki ve husumet itirazında bulunduklarını, olayda kurumlarına yüklenecek herhangi bir sorumluluğun bulunmadığını, tüm sorumluğun alt yüklenicilere ait olduğunu, müvekkili kurumun işçisi olmadığından kurumca davacının çalışma şartları, hakları vs. tazminat alacaklarına ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını, müvekkili kurumun herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.... İnşaat vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya iş güvenliği eğitiminin verildiğini, iş ve işçi güvenliği ile ilgili ekipmanların teslim edildiğini, davacının kendi ekipmanlarını kullanmayarak kazanın meydana geldiğini, davacıya koruyucu gözlük verildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... San Tic. şirketine çıkartılan tebligatların bila ikmal geri geldiği en son olarak 35 inci maddeye göre tebligat yapılarak ve ... şirketini temsilen iflas idaresi olan Ankara 21.İcra Dairesine tebligatın yapıldığı anlaşılmakla yargılamaya devam edilmiştir. Davalı şirketin dava tarihinden sonra iflasına karar verildiği anlaşıldığından Mahkemenin görevli olduğu değerlendirilmiş ve tasfiye işlemlerini yürütmekle görevli iflas idaresine gerekli tebligatlar yapılmak suretiyle yargılamaya devam edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davalı ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine, davalı ..., ... ve ... şirketleri yönünden davanın kısmen kabulüne, davacının maddi tazminat talebinin davalı şirketler yönünden kabulü ile davacının iş kazası sonucu %24,00 maluliyeti nedeniyle hesaplanan ve talep edilen 284.859,89 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 17.10.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı şirketlerden müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin saklı tutulmasına, davacının manevi tazminat talebinin davalı şirketler yönünden kısmen kabulü ile davacının iş kazası sonucu %24,00 maluliyeti nedeniyle takdiren 30.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 17.10.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı şirketlerden müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, Mahkemece verilen kararın kendi içinde çelişkili olduğunu, ihale edilen işin Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl işi olduğunu, İdarenin ihale ettiği işin idarenin asıl işi olduğunu ve bu iş işin gereği ve teknolojik sebeplerle devir edilmediğini, ihaleyi alan ortaklığın bu iş hakkında tecrübe ve bilgisinin bulunmadığını ve bu sebepten dolayı kendisi de bu işi alt işveren ... şirketine devir ettiğini, bu sebeple her iki devir sözleşmesinin de muvazaalı olduğunu, kazada müvekkiline verilen %20 oranındaki kusurun yasal bir dayanağının bulunmadığını, reddedilen manevi tazminat sebebiyle müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, peşin sermaye değerlerinin hatalı olduğunu, müvekkilinin bakiye yaşam süresinin eksik alındığını, hesaplamaları esas alınan ücretin gerçek ücret olmadığını, hükme esas alınan ek hesap raporunun usul ve kanuna aykırı olduğunu, hükme esas alınmasının yerinde olmadığını, rapora karşı itirazlarının reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece dosyaya sunulan faturalarla sabit olan tedavi giderlerinin tahsili yönünde hüküm kurulmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, masraf, harç ve avukatlık ücretlerinin usul ve kanuna aykırı olarak lehlerine eksik hüküm altına alındığını, ayrıca davalılar yönünden manevi tazminatın kısmen kabulü kısmen reddi sebebiyle müvekkili aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Karayolları Genel Müdürlüğünün müvekkili açısından asıl işveren olarak kabul edilmesi gerekirken Mahkemenin husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ... yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi sebebiyle ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davalı ... ile diğer 3 davalının oluşturduğu ortak girişim arasında istisna akdi (eser sözleşmesi) bulunduğu, davalı ... Müdürlüğünün meydana gelen olayda kusur ve/veya sorumluluğunun bulunmadığı değerlendirilmekle davacının bu yöndeki istinaf talebinin yerinde görülmediği, davacının kabul edilen %20 kusuruna davacı vekilince itiraz edildiği, davacı ile davalı işverenlerin kusur durumlarının tespiti için alınan kusur bilirkişi raporunun ehil ve konusunda uzman bilirkişiler tarafından tanzim edildiği, bilirkişiler tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporun kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, davalıya izafe edilen kusur oranının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği, bilirkişi raporunun tarafların görev ve sorumlulukları ile kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosya kapsamı ile örtüştüğü, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi tarafından davacının %20 kusurlu olduğuna ilişkin rapora itibar edilerek karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği, davacı için takdir edilen 30.000,00 TL manevi tazminat miktarında hata bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince hesap bilirkişisi tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilince ikinci talep arttırım dilekçesi üzerinden değerlendirme yapılmamasına itiraz edildiği, belirsiz alacak davasında bir kez talep arttırım dilekçesinin sunulabilecek olup ikinci talep artırım dilekçesinin iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, dava dilekçesinde yapılan tedavi giderlerine ilişkin açık bir talebi bulunmayan davacının, hesap bilirkişi raporuna karşı da bu yönde itirazı bulunmadığı anlaşılmış olup, istinaf aşamasında ileri sürülen itirazın yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir.
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13,16,19,20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
1. Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun'un 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı HMKnun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla davacı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
2. Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Bilindiği üzere 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan Kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
3.İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
4.5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur.
5.4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
6.Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
7.Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Kanun'un tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
8.Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; kazalı sigortalının davalı ... Müdürlüğünce ihale edilen Zonguldak Ereğli bağlantı yolunun tünel viyadük ve yol yapım işini alan ... İnşaat, ... İnşaat ve ... Yapı San. Ortaklığı olan ...- ...- ... iş ortaklığının taşeronu olan ... şirketinde Kozlu şantiyesinde tünel işçisi olarak çalışmakta iken 17.10.2014 tarihinde iş kazası geçirmek suretiyle yaralandığı, davalı ... tarafından Zonguldak Ereğli bağlantı yolunun tünel viyadük ve yol yapım işini alan, ... İnşaat, ... İnşaat ve ... Yapı San. Ortaklığı olan ...- ...- ... iş ortaklığının taşaronu olan ... Şirketinde Kozlu şantiyesinde tünel işlerinin yapımı konusunda yapım işi sözleşmesi imzalanarak söz konusu işin anahtar teslimi olarak ihale edildiği, buna ilişkin Ankara 36. Noterliğinin 10.02.2012 tarih ve 03647 numaralı ... Turizm San. Mad. Tic.+ ... İnşaat Tic. A.Ş. + ... Yapı San. ve Tic. A.Ş. ortaklığı ile ... Turizm Yatırım İnş. Eml.Tic. Ltd. Şti. arasında taşeron sözleşmesi yapıldığı, Mahkemece aldırılan 22.09.2018 tarihli kusur raporunda, kazanın meydana gelmesinde Karayolları Genel Müdürlüğünün atfı kabil kusurunun bulunmadığının, asıl işveren ... İnşaat Tur. San. ve Mad. Tic. Ltd .Şti. + ... İnşaat ve Tic. A.Ş. + ... Yapı San.Tic. A.Ş. ortak girişiminin meydana gelen iş kazasında % 20 oranında kusurlu olduklarının, dava dışı alt işveren Tur- Yap Turizm Yatırımları İnşaat Emlak Ticaret Ltd. Şti. firmasının meydana gelen iş kazasında % 60 oranında kusurlu olduklarının, kazazede işçi ...'in ise meydana gelen iş kazasında % 20 oranında kusurlu olduğunun, davalıların sorumlu oldukları toplam kusur oranının %80 olduğunun belirtildiği, İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince işbu kusur bilirkişi raporuna itibar edilerek, davalı ... ile diğer 3 davalının oluşturduğu ortak girişim arasında istisna akdi (eser sözleşmesi) bulunduğu, davalı ... Müdürlüğünün meydana gelen olayda kusur ve/veya sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden husumetten ret kararı verildiği görülmekte ise de yapılan araştırmanın noksan olduğu anlaşılmaktadır.
9. Mahkemece yapılacak iş, davalı ...'nün amaç, kapsam ve iştigal konularını gösteren belgelerin temin edilerek, davacının çalıştığı işin hizmet alım sözleşmesinin Karayolları Genel Müdürlüğünün amaç, kapsam ve görevinin iştigal konusu arasında olup olmadığını tespit etmek, yukarıda bahsedilen kusur raporlarını düzenleyen heyetlerden farklı, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak farklı bir bilirkişi heyetine konuyu yukarıda açıklandığı biçimde incelettirmek, hizmet alım sözleşmelerinde ihale makamı yetkilerini aşan yetkilerin ...'ne tanınıp tanınmadığı incelenerek, bu sözleşmelerdeki işin Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl işi mi yoksa yardımcı iş mi olduğu, asıl-alt işverenlik ilişkisi bulunup bulunmadığı, davacının kapsamında çalıştığı hizmet alım sözleşmesi için Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl işveren olup olmadığının denetime elverişli gerekçe ile ortaya koymak, tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını - tarafların dosyada mevcut kusur raporlarına itirazları da göz önünde tutulmak suretiyle- her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek (özellikle sadece davacı tarafın istinaf ve temyiz yoluna başvurduğu) karar vermekten ibarettir.
10.Diğer taraftan, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 inci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
11.Bu davadaki ... amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanun'un ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir.Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
12.Bu doğrultuda HMK'nın 107 inci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
13.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
14.Öte yandan HMK`nın 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
15.Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK’nın 107 nci maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir)
16.Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.
17.Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile 177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır.
18. Somut olayda davacının bakiye ömrünün tespit edilmesi hususunda uyuşmazlık bulunduğu gözetilerek bakiye ömrün tespitine ilişkin ilkelere değinmek faydalı olacaktır. Dava niteliği itibariyle SGK tarafından karşılanmayan maddi ve manevi tazminatın giderilmesi istemine ilişkin olup, bu tür davalarda, maddi tazminat miktarının hesabı açısından, sigortalı işçinin kaza tarihindeki yaşına göre, (Dairemizin 23.02.2021 tarih ve 2020/9717 E - 2021/2003 K sayılı ilamında da açıkça işaret olunduğu üzere) TRH 2010 bakiye ömür tablosu gereğince tespit olunacak olası bakiye ömrü esas almak, sigortalının 60 yaşına kadar aktif hesap devresi içerisinde bulunduğu gözetilerek sigortalının işveren nezdinde asgari ücrete oranla aldığı ücret belirlenerek aktif devre boyunca bu oran üzerinden hesap yapmak, 60 yaşından itibaren ise davacının pasif hesap devresi içinde bulunacağını dikkate alarak asgari geçim indirimi dışlanmış asgari ücret üzerinden hesap yapmak, öte yandan bilinen dönem ücretini belirledikten sonra, bilinmeyen dönem hesabında da sigortalının hak kazacağı ücretin tespiti açısından artırım ve iskontolama yöntemiyle sigortalının bilinmeyen devre dönemi için hak kazanabileceği ücreti binen dönem için de olduğu gibi her yıl için ayrı ayrı belirlemek, bu şekilde hesap edilecek maddi tazminat alacağından sırasıyla davacı kusuru ve tespit olunan sürekli iş göremezlik oranında indirim yapmak akabinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 nci maddesi hükmü gözetilerek Kurumca davacıya geçici iş göremezlik döneminde yapılan ödeme ile yine Kurumca tespit olunan sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin, rücuya kabil kısımlarını tazminat alacağından tenzil etmek suretiyle davacının hak kazanabileceği maddi tazminat alacağını hesaplamaktan ibarettir.
19.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra, Mahkemece davacının maddi zararının belirlenmesi amacıyla alınan hesap bilirkişi raporlarında davacının bakiye ömrünün PMF 1931 tablosuna göre hesaplandığı ancak davacı vekilinin işbu hesap raporlarına itiraz dilekçelerinde davacının bakiye ömrünün daha uzun süre olduğu yönünde itirazlarda bulunmasına rağmen Mahkemece bu hususun göz ardı edilerek bakiye ömür tespitinde TRH10 tablosu yerine PMF 1931 tablosunun esas alınması hatalı olmuştur.
20.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre 30.01.2019 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi zararının 284.859. 89 TL olarak belirlendiği, davacı tarafından sunulan 25.03.2019 tarihli talep arttırım dilekçesi ile 284.858,89 TL maddi tazminat talebinde bulunulduğu, davacı vekilinin 2019 yılı asgari ücret artışına göre yeniden aynı bilirkişiden ek rapor aldırılmasını talep ettiği, bilirkişi tarafından tanzim edilen 02.11.2020 tarihli ek bilirkişi raporu ile davacının maddi zararının 330.414,14 TL olduğunun hesaplandığı, davacı vekilinin bu kez 09.11.2020 tarihli ikinci talep artırım dilekçesi ile fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 44.555,25 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte teselsül hükümleri gereğince davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ettiği, Mahkemece davacı vekilinin sunmuş olduğu ikinci talep artırım dilekçesinin artık iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirildiği, dava kapsamında talep artırımın ancak bir kez yapılabileceğinin değerlendirildiği ve bu gerekçe ile dosyaya sunulan ikinci talep artırım dilekçesinin reddine karar verildiği, Mahkemece itibar olunan ek hesap bilirkişi raporu ile davacının maddi zararı 330.414,14 TL olarak hesaplandığı, dava dilekçesi ile ilk talep artırım dilekçesinde talep edilen miktarlar dikkate alınarak davalı şirketler yönünden kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
21.Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olayda; davacı vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre 09.11.2020 tarihli ıslah dilekçesinin mükerrer nitelikte talep artırım olduğu kabul edilerek reddi hatalı olmuştur.
22.Özetle Mahkemece yapılacak iş; davalı ... Müdürlüğünün asıl işveren olup olmadığı yönünden A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden kusur raporu almak, öte yandan davacının maddi zararının belirleneceği hesap raporunda davacının bakiye ömür tespitinde TRH10 tablosunu esas almak, alınacak bu raporlarda usuli kazanılmış hakları gözetmek ve davacı vekilinin 09.11.2020 tarihli dilekçesini ıslah olarak kabul ederek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
23. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin hükmedilen manevi tazminatlara yönelik temyiz istemlerinin miktardan REDDİNE,
2.Davacı vekilinin hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz istemleri nedeniyle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.