Esastan ret

SAYISI: 2019/386 E., 2020/581 K.

Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili, 1960'dan bugüne kadar hizmet sağlayan müvekkilinin, babadan kalma işletmesi ve markası ile “Paçacı ... ...” markası adı altında 4 kuşaktır Kahramanmaraş İlinin merkezinde

hizmet verdiğini, markasını sektörde ve Türkiye'de tanınır hale getirdiğini, 1960 yılından bu yana "Paçacı ... ..." markası ile piyasada var olduğunu, markanın müvekkili ile özdeşleştiğini, davalının tescil ettirdiği "Tarihi Paçacı ... ..." markası ile müvekkiline ait markanın aynı sınıflarda tescil edildiğini, markalar arasındaki görsel, işitsel ve kavramsal olarak açık ayniyet bulunduğunu, hem davacının hem de davalının aynı semtte hizmet vermesinin, davalının söz konusu markasını müvekkilin markasına benzer şekilde tabela oluşturarak kullanmasının tüketici nezdinde iltibas yarattığını beyanla davalının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde kayıtlı "Tarihi ... ..." tescilli markasının hükümsüzlüğüne ve sicilinden terkinine, tecavüzün tespiti, durdurulması ve menine, ayrıca tecavüz suretiyle imal edilen ürünlere ve imalatında kullanılan araçlara, kataloglara el konularak imhasına karar verilmesini, keyfiyetin yüksek tirajlı ulusal üç adet günlük gazetede ilanına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının adı geçen ...tescil numaralı "Paçacı ... ..." markasını kullanan işletme ile bir bağı bulunmadığı gibi markayı fiilen kullanmadığından öncelikle davanın husumetten reddi gerektiğini, “Paçacı ... ...” işletmesi ve markanın müvekkilininin dedesi ...'dan geldiğini, devamında ise oğlu davacı ...'ya ve kızı ...'ın eşi ...'a (müvekkil ...'ın babasına) bıraktığını, davacı ile müvekkilinin babası ...'nın uzun yıllar birlikte çalıştığını, sonrasında müvekkili ...'ın da aralarına girerek “Paçacı ... ...” markasını ve işletmesini sürdürdüklerini, kadimden beri ortaklıklarının bulunduğunu, tarafların ortak olarak çalıştıkları dönemde davacının "Paçacı ... ..." markasını ... tescil numarası ile kendi adına tescil ettirdiğini, müvekkili davacıdan ayrılmışsa da ortak işletmenin halen devam ettiğini, müvekkilinin ise davacının dayısı olması ve öncesinde "Paçacı ... ..." markasını davacının tek başına kendi adına tescil ettirmesi nedeniyle .... tescil numaralı "Tarihi ... ..." markasını adına tescil ettirmek zorunda kaldığını, müvekkilinin adına tescil ettirdiği "Tarihi ... ..." markasındaki ... ... ibaresinin gerçek kişi ismi olup, müvekkilinin dedesi ve ustası olan ...'dan geldiğini, röportajdaki yerin tarafların birlikte çalıştığı ve müvekkilinin hali hazırda sürdürdüğü işletme olduğunu, davacının iddiasının aksine.... tescil numaralı "Tarihi ... ..." markasının müvekkili adına tescilli olup yine bu şekilde tescilli markasını kullandığını, tescil ile kullanılan markanın aynı olduğunu, iddiaların aksine davacı tarafın müvekkili adına tescilli "Tarihi" ibaresini tabelalarında kullandığını, kaldı ki "Paçacı" ibaresinin genel bir kullanım olup, ürün ve hizmet çeşidini ifade ettiğini beyanla davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile markanın tanınmasına her iki ortağın emek verip katkıda bulunduklarını, adi ortaklık ilişkisinin sona ermesinden sonra da tarafların davaya konu ibareyi bazı eklerle ticaret unvanı olarak fiilen kullanmaya devam ettiklerini, taraflar arasında oluşturulan adi ortaklığın tasfiyesinden sonra, tasfiye payı olarak dava konusu markanın ne dosya davacısına verildiğinin ne de davalı tarafından markanın tasfiye payı olarak alındığının kanıtlanamadığını, dolayısıyla dava konusu markanın tescilli ya da tescilsiz olarak taraflarca kullanılabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyadaki mevcut deliller ve bilirkişi raporlarını görmezden gelerek salt tanık beyanına göre hukuka aykırı bir karar verdiğini, davalı tarafın müvekkilinin markası ile ayniyet taşıyan marka seçtiğini, daha sonra müvekkilinin tabelası ile oldukça aynı renklerde ve yazı karakterinde tabela kullanmaya başladığını, davalının eylemini SMK uyarınca müvekkilinin marka haklarına tecavüz niteliğinde olduğunu, yerel mahkemenin her ne kadar kararında davalının babasının da zamanında müvekkille beraber çalışması bulunduğunu beyan ederek davayı reddetmiş olsa da doğru olmadığını, davalının ...'nın eskiden müvekkille beraber işlettikleri yerde ortak veya çalışan olmadığını, davalının babasının müvekkilinin babasının sahibi olduğu yerde daha önceden bir süre çalışması olduğunu, açık açık ortaklıkla ilişkilendirilebilecek belge olmadığını, kaldı ki mali müşavir bilirkişinin de ortaklığa dair belgeye rastlanılmadığını beyan ettiği halde yerel mahkemenin tüm bu delil ve raporları yok sayarak karar verdiğini belirterek davanın kabulü talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Dava, markanın hükümsüzlüğü, tecavüz olgusunun tespiti ile ref'i, sicilden terkin ve ilgili ürünlerin imhası istemlerine ilişkindir.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 5,6,7,25 inci maddeleri

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.