Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davaya konu taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tesciline, davacının men'i müdahale ve kal davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, depo edilen bedelin davacıya ödenmesine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, davacıya ait ... ili ... ilçesi 1470 ada 3 parselde bulunan taşınmaz üzerine davalı tarafından haksız bir şekilde inşaat yapıldığını ve yıllardır davalı tarafından kullanıldığını açıklayarak, davalının haksız elatmasının önlenmesini ve haksız inşaatın kal’ini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2012/13547 Esas, 2012/11444 Karar sayılı ilamıyla, davanın imar parseline elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkin olduğu, çekişmeli imar parselinin geldisini teşkil eden kadastral parselde taşınmazın eylemli biçimde veyahut harici taksim sonucu paydaşlar arasında bir kullanım durumu meydana getirilip de belirli yerlerin kullanımı paydaşlara bırakılmış ise ve bu paydaşlardan davalı haricen satın alarak 3194 sayılı Yasa’nın 5. ve 20. maddesinde öngörüldüğü şekilde yapılanmış ise ancak kaim bedele müstehak olabileceği, eğer kadastral parselde kullanım durumu belirlenmemiş ise Türk Medeni Kanunu'nun 688. maddesi ve takip eden maddeleri uyarınca her paydaşın payından kaynaklı mülkiyet hakkı taşınmazın her noktasında yaygın vaziyette bulunacağından bazı paydaşların haricen yapmış oldukları satıştan dolayı 3194 sayılı Yasa’nın 18. maddesinde öngörülen kaim bedele hak kazanamayacağı tartışmasız olduğu, Mahkemece; değinilen şekilde hükme elverişli olacak şekilde bir araştırma yapılmadığı, bu durumda, imar öncesi kadastral parselde harici taksim veya fiili kullanma biçiminin (tüm paydaşları bağlar biçimde) oluşup oluşmadığının, oluşmuş ise davalının yapısını haricen satın aldığı kişiye özgülenen bölüme yapıp yapmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması ve bu saptanma sonucunda bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı, kabule göre de, yargılama sırasında keşfen belirlenen dava değeri üzerinden noksan harcın tamamlanmadığı gözetilerek, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına, dava dilekçesindeki değer esas alınarak vekalet ücreti takdir ve tayini gerekirken yazılı biçimde fazla ücreti vekalete hükmedilmiş olmasının da isabetsiz olduğuna işaret edilerek hüküm bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, taşınmazın daha önce hisse tapulu olup dava dışı hisse maliklerince davalıya haricen satıldığı, davalının satılan yer üzerine mevcut evi inşaa ettiği, bilahere imar uygulamasına bağlı olarak taşınmazın davacı adına tescilinin gerçekleştirildiği, davalının malik sıfatıyla iyi niyetle mevcut binayı inşa ettiği, binanın değerinin zemin değerinden fazla olduğu anlaşılmakla 1470 ada 3 parselin davacı adına olan tapu kaydının iptaline davalı adına tesciline, davacı tarafın açmış olduğu meni müdahale ve kal istemi konusuz kaldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, depo edilen zemin bedelinin davacıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, imar parseline elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
4721 sayılı TMK'nin 729. maddesine göre, bir kimse başkasının fidanını kendi arazisine ya da kendisinin veya bir üçüncü kişinin fidanını başkasının arazisine dikerse, başkasının malzemesini kullanarak yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler bunlar hakkında da uygulanır. Bilindiği üzere, haksız inşaat (TMK mad.724) ve taşkın inşaat nedeniyle temliken tescil isteklerinin (TMK mad.725) müstakil dava yoluyla da ileri sürülebileceği gerek yargısal uygulamada, gerekse öğretide benimsenen kuraldır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinin 1.fıkrasında, hakimin; tarafların talep sonuçları ile bağlı olduğu belirtildikten sonra, bu talepten fazlasına veya başkasına karar veremeyeceği hükme bağlanmıştır. Açılan bir davada hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez.
Somut olayımızda, davalı tarafından usulüne uygun olarak açılmış bir temliken tescil davası bulunmamaktadır. Buna karşın Mahkemece kendiliğinden, HMK’nin 26. madde hükmüne aykırı olarak davaya konu taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının iptali ile davalı adına tesciline, karar verilmesi doğru olmamıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK madde 297/ç) ve 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 09.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.