Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; yaya olan davacı ...'a davalıya sigortalı araç sürücüsünün 07.09.2014 tarihinde çarpması neticesinde müvekkilinin yaralandığını, kafatasındaki açıklık nedeni ile tek başına dışarı çıkamadığını, hafıza kaybı yaşadığını, belirsiz alacak davası olarak ikame ettikleri davada davacı için şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacılar vekili talebini 100.673,41 TL olarak artırmıştır.

Davalı vekili dilekçesinde; davalı ... şirketinin 20.02.2014-20.02.2015 tarihleri arasında geçerli olan sigorta poliçesi uyarınca 268.000,00 TL teminat miktarı ile sınırlı sorumlu olduğunu, kusur oranında sorumlu olduklarını, bu nedenle kusur tespiti yapılması gerektiğini, maluliyet oranının belirlenmesini talep ettiklerini, avans faizi talebini kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yaya olan davacıya, davalıya sigortalı araç sürücüsünün 07.09.2014 tarihinde çarpması neticesinde yaralandığı, sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunduğu, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan alınan 29.07.2016 tarihli raporda davacının oluşan kazada çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybının % 10,3 olduğu, geçici iş göremezlik süresinin 9 ay olarak belirlendiği, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan 10.01.2018 tarihli raporda davacı küçüğün kusurunun bulunmadığı, davalı araç sürücüsünün ise olayda %20 oranında, sokak köpeklerinin ise %80 oranında kusurlu bulunduğu, aktüer bilirkişiden alınan hesap raporu ile toplam zarar miktarının 100.673,41 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin talebini 100.673,41 TL olarak artırdığı, davacının kusursuz olması ve olay sonrasında davalıya sigortalı araç sürücüsünün kusuru %20 olsa dahi kalan bölümün bir başkasından talep edilemeyeceği hususu da nazara alınarak davacının tüm zararının davalı sigortacı tarafından karşılanması gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne ve 100.673,41 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; taraflar arasında uzlaşma söz konusu olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davalı şirketin ancak sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, olayın meydana gelmesinde % 80 oranında yola çıkan köpeklerin kusurlu olmasına karşın tüm kusurun davalıya atfedilmesinin hukuka uygun olmadığını, davalı sigortanın davacının zararının %20’sine tekabül eden miktar kadar sorumlu olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Adli Tıp Kurumundan alınan rapor ile davalı araç sürücüsünün olayda %20 oranında, köpeklerin ise %80 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, bilirkişi raporunda belirtilen olayın oluş şeklinin, mevcut durum ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, araç sürücüsüne verilen kusurun belirlenmesinde köpeklerin eyleminin değerlendirildiği ve araç sürücüsünün, mahalde bulunan çocukları ve bu çocuklara saldıran köpekleri gördüğünde seyrini müteyakkız bir şekilde sürdürüp mevcut hızını azaltarak emniyetle durabilecek şekilde seyrini sürdürmemiş olması nedeniyle kendisine kusur verildiği, zarardan sürücünün kusuru ile sorumlu tutulması gerektiğine ilişkin itirazı yönünden ise, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurunun olmaması, davacının zararının kusura dayalı olarak talep etmemiş olması, yola çıkan köpeğe kusur izafe edilmesi halinde dahi zararın karşılanmasının müştereken ve müteselsilen davalıdan talep edebileceği, uzlaştırmanın varlığı nedeni ile davanın reddinin talep edildiği ancak 02.12.2014 tarihli uzlaştırma raporunda yalnızca davacı küçüğün babası ...’ın imzasının bulunması, evlilik birliği devam ettiği ve velayet müşterek kullanıldığı halde anne ...’ın uzlaşma tutanağının tanziminde hazır bulunmadığı ve imzasının yer almadığının anlaşılmasına göre usulüne uygun gerçekleştirilmiş bir uzlaşmadan söz edilemeyeceği gerekçesi ile davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler ile kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın, davacı yayaya 09.07.2014 tarihinde çarpması sonucu davacının yaralanması nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51,54 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,86,88,89,90 ve 91 inci maddeleri, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, alınan kusur raporu ile davacının kazada kusurunun olmamasına, Anayasa Mahkemesi 26.07.2023 tarihinde 2023/43 Esas, 2023/141 Karar numaralı kararı ile CMK'nın 253 üncü maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğundan iptaline karar verilmiş olmasına, ıslah dilekçesi ile müştereken ve müteselsilen sorumluluk esasına dayanılmış olmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

17.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.