Davanın usulden reddi (Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... A.Ş. ile davalılardan ......Ltd. Şti. arasında, diğer davalı ...'nın müteselsil kefil olduğu 17.09.2014 tarihli kefalet limiti 350.000,00 TL olan genel faktoring sözleşmesine dayalı olarak davalı şirketin ... İnş... Ltd. Şti.'den olan 310.000,00 TL alacağını...A.Ş.'ne temlik ettiğini, temlike dayalı olarak keşidecisi ... İnşaat Ltd. olan 18.12.2014 tarihli 150.000,00 TL ve 25.12.2014 tarihli 160.000,00 TL'lık iki adet çeki ciro ederek şirketlerine teslim ettiğini, çekler üzerinde ...'nın da avalist olarak imzası bulunduğunu, çeklerin ödenmediğini, davalılara hesap kat ihtarnamesi keşide edildiğini, davalıların cevabi ihtarname ile itiraz ettiklerini, davalılar aleyhine ödenmeyen temlike konu iki adet çekin takibe konulduğunu, İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2020/1179 E., 2021/873 K. sayılı kararı ile çeklerin zamanaşımına uğradığından bahisle davacı borçlular yönünden icranın geri bırakılmasına karar verdiğini, davalıların zamanaşımı itirazını ileri sürerek takiplerin durmasına sebep olduğunu, ... A.Ş.'nin, ... Gayrimenkul Yatırım ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş. ve ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş. olarak tam bölünmesi kararı alınıp, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 27.10.2016 tarih 9185 sayısında yayınlandığını, 11.10.2016 tarihli tam bölünme planı sözleşmesinin 15. maddesi ile bölünen...A.Ş.'nin, taraf olduğu dava, icra takipleri ve şüpheli alacakların ... Gayrimenkul Yatırım A.Ş.'ne devir ve temlik edildiğini ileri sürerek 310.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; huzurdaki davanın arabuluculuğa tabi olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesi ve eklerinde arabuluculuk tutanağının ve bu yönde herhangi bir beyanın bulunmadığını, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini, bölünme sebebiyle faaliyet izni sona eren dava dışı...A.Ş.’nin faktoring sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının davacı şirkete geçmesinin ve davacı şirketin faktoring sözleşmesine dayanmasına yasal olanak bulunmadığını, davacı tarafın alacağına dair taleplerinin 5 yıllık zamanaşımına tabi olup, dava konusu sözleşmenin temelini teşkil eden faturanın diğer davalı ... Ltd. Şti. ile dava dışı …Ltd. Şti arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklandığını, bu sözleşmeyi temel alan Factoring sözleşmesinin kat tarihinden itibaren yaklaşık 8 yıl geçtiğinden, zamanaşımı itirazları olduğunu, müvekkili davalı ...’nın faktoring sözleşmesinde müteselsil kefil olma iradesi oluşmadığını, faktoring sözleşmesinde yer alan genel işlem şartları ve müşterek müteselsil kefilin sorumlulukları, anlamları, aleyhine doğurabileceği sonuçlar hakkında bilgilendirilmediğini, davacı taraf, temel ilişkinin borçlusu durumundaki ... …Ltd. Şti.’ne karşı herhangi bir hukuki girişimde bulunmadan doğrudan kefil konumundaki müvekkili ve temlik eden diğer davalı aleyhine işlemlere girişmesinin yasal düzenlemeye aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere dosyadaki alacak kalemleri arasında açık rakamsal farklılıklar bulunduğunu, davacı tarafın faiz ve faiz başlangıç talebinin usule açıkça aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, faktoring sözleşmesinden kaynaklı alacak talebine ilişkin olduğu, 7155 sayılı Kanun'un 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 5/A maddesine göre konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari davaların açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı niteliğinde olduğu, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) "Dava şartı olarak arabuluculuk" başlığını taşıyan 18/A maddesiyle, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceğinin düzenleme altına alındığı, davanın, 7155 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde belirtilen yürürlük tarihi olan 01.01.2019 tarihinden sonra açıldığı, dava tazminat davası olduğundan, zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu ve davacının arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açtığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, nispi vekalet ücretinin ve 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın, davalı şirket yönünden, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 33/A maddesinin ikinci fıkrasına dayalı olarak olarak açılmış alacak davası, diğer davalı bakımından ise faktoring sözleşmesindeki müteselsil kefaleti sebebiyle sebebiyle açılmış alacak davası olduğunu ve bu davalının sorumluluğunun bulunup bulunmadığının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 584 üncü v.d maddelerine istinaden tartışılacağını, zikredilen her iki Kanunda da arabuluculuğun dava şartı olmadığını, davanın taraflarının tacir olması ve ihtilafın Ticaret Mahkemesinde görülmesinin davayı ticari dava haline getirmeyeceğini, Mahkemenin bu konuda yanıldığı ve hukuka aykırı hüküm tesis ettiğinini, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7. maddesinin ikinci fıkrası gereğince; konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması sebebiyle usulden reddine ilişkin kararda, vekalet ücretinin nispi tarifeye göre takdir edileceğini, ancak, bu nispi vekalet ücret miktarının, maktu vekalet ücretini geçemeyeceğini, Mahkemece hatalı olarak nispi vekalet ücretine hükmedildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının yerinde olmadığı ancak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesinde “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet sebebiyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlığını taşıyan maddenin 2 nci fıkrasında “davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet sebebiyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü Mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur” düzenlemesinin mevcut olduğu, taraflar arasındaki dava malvarlığına ilişkin olup, para ile ölçülebildiğinden, davalı yararına takdir edilecek vekalet ücretinin, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı (davanın görüldüğü Mahkemeye göre belirlenen maktu vekalet ücreti) miktarları geçmemek üzere üçüncü kısmına göre hükmedilmesi gerektiği, kararın verildiği 2022 yılı itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "İkinci Bölüm", "Yargı Yerleri İle İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olmayan veya Para İle Değerlendirilemeyen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret" bölümünde Asliye Mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu vekalet ücreti 5.100,00 TL olup, Mahkemece 5.100,00 TL ücrete karar verilmesi gerekirken, hatalı olarak 15.075,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsiline, arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL davacı tarafından 09.05.2022 tarih ve AB2022 seri 39124 sıra numaralı sayman mutemet alındısı ile ödendiğinden, bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
1.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince nispi vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olup Bölge Adliye Mahkemesinin maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkin gerekçesinde isabet bulunmadığını, ayrıca her bir müvekkili yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinin de doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davacı vekili katılma yoluyla ileri sürdüğü temyiz dilekçesinde özetle; davanın arabuluculuğa tabi olmadığını, İlk Derece Mahkemesince, arabuluculuk ücretinin müvekkilinden tahsiline karar verilmiş ise de huzurdaki davanın zaten arabulucuk dava şartı yerine getirilmediği gerekçesi ile usulden reddedildiğini, arabuluculuğa müracaat edilmediğinden arabuluculuk ücretinin de söz konusu olamayacağını, istinaf dilekçelerinde bu hususu gözden kaçırmış olsalar da kamu düzeninden olan bu hususun Bölge Adliye Mahkemesince resen düzeltilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, huzurdaki davanın arabuluculuğa tabi olup olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin kabul şekline göre hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin nispi mi yoksa matbu mu olduğu ve İlk Derece Mahkemesince, davacı aleyhine arabulucuk ücretine hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi.
3. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi.
4. 2022 yılı AAÜT'nin 7. maddesinin ikinci fıkrası.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.