İstinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2018 tarihli ve 2017/35 Esas, 2018/42 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun(3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesi, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin yedinci ve dokuzuncu fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 07.10.2019 tarihli ve 2018/1318 Esas, 2019/654 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafilerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 01.12.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; mazeretinin kabul edilmeyerek müdafii yokluğunda karar verilerek savunma hakkınını kısıtlandığına, bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesiz olduğuna, salt ByLock yüklemenin, sendika üyeliğinin ve Bank Asyada hesabının bulunmasının müsnet suç yönünden delil olarak kabul edilemeyeceğine, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna ve sair nedenlere ilişkindir.
Sanığın temyiz istemi özetle; delillerin yetersiz olduğuna, esas hakkındaki savunmasının müdafisiz alındığına, ByLock'un hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna, ByLock verilerinin çelişkili olduğuna, sendika üyeliklerinin müsnet suç yönünden delil olarak kabul edilemeyeceğine, tanık beyanlarının aleyhine olmadığına, tek tanık beyanının da 17/25 Aralık öncesine ait olduğuna, teşdidin derecesinde hataya düşülerek fazla ceza tayin edildiğine ve sair nedenlere ilişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, tanık beyanları, gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
A) Sanığa müsnet suç için kanunda öngörülen cezanın asgari haddi itibariyle Dairenin (14.10.2019 tarihli ve 2019/3337 E. 2019/6048 K. sayılı kararı) ve Yüksek Ceza Genel Kurulunun (22.06.2021 tarihli ve 2021/27 E. 2021/297 K. sayılı kararı) istikrar kazanmış uygulamalarına göre, 5271 sayılı
Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince duruşmada mutlaka hazır bulunması gereken sanık müdafiinin 21.03.2018 tarihli celse için mazeret dilekçesi verdiği halde, duruşma tutanaklarında mazeretine ilişkin olarak ilgili ve yeterli gerekçe gösterilmeden mazeret talebi reddedilip, iddia makamının mahkumiyet isteyen esas hakkındaki mütalaasına karşı görüşleri alınmadan yargılamaya son verilerek hüküm kurulmak suretiyle anılan Kanun'un 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine de muhalefet edilerek savunma hakkının kısıtlanması,
B) Kabule ve uygulamaya göre;
Anayasa'nın 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi ve kasta dayalı kusurun ağırlığı bağlamında, sanığın örgütteki konumu, kaldığı süre, faaliyetlerinin önem ve yoğunluğu ile faaliyet alanı göz önünde bulundurularak dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun adil bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, kanunda öngörülen soyut kavramların tekrarı ile yetinilen yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde ceza tayini bozmayı gerektirmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 07.10.2019 tarihli ve 2018/1318 Esas, 2019/654 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.04.2024 tarihinde karar verildi.