SAYISI: 2016/118 E., 2021/370 K.
Taraflar arasındaki hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi müteveffa ...'un dava dışı Halk Bankası A.Ş'den tüketici kredisi kullandığını ve davalı şirket nezdinde 27.04.2015 başlangıç ve 27.04.2016 bitiş tarihli poliçe ile ''Ferdi Yıllık Vefat Sigortası'' Sözleşmesi düzenlendiğini ve kredi borçlusu murisin 16.10.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketince hayat sigortasıyla teminat altına alınan banka alacağının davalı sigorta şirketi tarafından sigortalının poliçe başlangıç tarihinden önce mevcut beyan edilmemiş rahatsızlığı bulunması nedeniyle reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL teminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında sunulan ıslah dilekçesi ile talebini 81.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı ...'un sigorta başlangıç tarihi öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığı olduğunu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediğini, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sigorta başlangıcı öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığının sigorta teminatı kapsamı dışında olduğunu, sigortalının yapılmaması gereken bir sözleşmenin yapılmasına sebebiyet verdiğini, sigortalının öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp ve diyabet hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu ve davalının tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu sigorta poliçesinin düzenlenmesine ilişkin başvuru formunda matbu olarak işaretli hastalıkların bulunmadığına dair ''Hayır'' seçeneğinin işaretli olduğu ve hayat sigortası poliçesi başvuru formunun davacılar murisi tarafından imza edildiği, murisin ölüm belgesinde ölüm nedeninin "akut miyokard enfaktüsü" olarak belirtilmesi nedeniyle beyan yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesi ile davalı sigorta şirketi tarafından davacıların başvurusunun reddedildiği, mahkemece Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu'ndan alınan 18.11.2020 tarihli raporda, ölüm nedeni ''akut myokart enfarktüsü'' olarak bildirilmiş olmakla birlikte vefat eden ...'un ölümünün sözleşme öncesi tanısı konulan arteryel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus hastalıklarına bağlı meydana gelmiş olabileceği, ancak ölümüne ilişkin muayene bulgusu, EKG, laboratuvar ve radyolojik tetkikin bulunmaması ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmadığı birlikte değerlendirildiğinde; ...'un kesin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kesin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediğinden sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan arteryel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus hastalıkların ölüme etkisi ve katkısı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığının bildirildiği, mahkemece söz konusu rapora itibar edilerek murisin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden sigortalının var olan hastalığı ile riziko arasında illiyet bağı tespit olunamadığından, sigortacı tarafından cayma hakkının kullanılamayacağı kabul edilerek ölüm nedeniyle teminat altına alınan bedelden sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, 6102 sayılı TTK'nın 1420 nci maddesinde, zamanaşımı hususunun düzenlendiği, sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemlerin, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemlerin rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1427 nci maddesinde tazminat ödeme borcunun düzenlendiği, ilk fıkrada sigorta tazminatı veya bedelinin rizikonun gerçekleşmesine müteakip ve riziko ile ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olacağının ifade edildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1487 nci maddesinin üst başlığı ''Can Sigortaları'' olup, başlığın ise ''Hayat Sigortası'' olduğu, Türk Ticaret Kanununda hayat sigortalarına ilişkin hükümlerde zamanaşımı yönünden özel bir düzenleme yapılmadığı, bu nedenle hem mal hem de hayat sigortalarını kapsayan can sigortalarında da uygulanması gereken genel hükümlerin hayat sigortalarında da uygulanması gerektiği, zamanaşımı süresinin iki yıl olarak belirlendiği, diğer taraftan Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.13 üncü maddesinde de sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yıl içerisinde zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, iki yıllık zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağının kabulü gerektiği, hayat sigortalarında sigorta bedelinin muaccel olduğu tarihin, ihbar tarihini takip eden kırk beş günlük süre sonrasında başlayacağı, buna göre dosya kapsamından murisin vefatından sonra tazminatın ödenmesi için davalıya yapılan başvurunun davalı tarafından ilk kez 30.12.2015 tarihinde reddedildiği, davacı tarafından iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 28.12.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan miktarın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.000,00 TL tazminatın davalıdan dava tarihi olan 08.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacılara miras payları oranında verilmesine fazlaya dair isteğin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar davacıların murisi sigortalı ...'un ölümü gerçekleşmiş olsa da alacağın belirsiz olduğunu, müttevafanın ölüm sebebinin ancak Adli Tıp Kurumu tarafından ihdas edilen 18.11.2020 tarihli raporla belirli ... geldiğini, İlk Derece Mahkemesince ıslah edilen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zamanaşımı süresinin müttevefanın ölümü ile değil 18.11.2020 tarihli Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor ile " murisin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden sigortalının var olan hastalığı ile riziko arasında illiyet bağı tespit olunmadığından, sigortacı tarafından cayma hakkının kullanılamayacağı kabul edilerek ölüm nedeniyle teminat alınan bedelden sorumlu olduğunun" ortaya çıkması ile başlayacağını, 6 yıllık genel zamanaşımı süresinin ise dolmadığını, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesi 3 fıkrasına göre davalı lehine nisbi vekalet ücreti takdir edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; sigortalı mütevveffa ...'un sigorta başlangıç tarihi öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığı olduğunu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediğini, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sigortalının öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp ve diyabet hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu ve davalının tazminat ödeme yükümlüğü bulunmadığını, ...'un ölüm belgesinde doğrudan ölüme sebep olan hastalığın ''akut miyokard enfarktüsü+aterosklerotik kardiyovasküler'' hastalığı olduğu ve hastalığın başlangıcından ölüme kadar geçen yaklaşık sürenin 11 ay olduğu yazılı olduğunu, ölüm belgesinin 6100 sayılı Kanunu'nun 204 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca kesin delil niteliğinde olduğunu, aksinin davacılar tarafından ispat edilemediğini, murisin ölümüne kesin tanı koyacak otopsi yapılmamış olduğundan, hekimin tanısının (ölüm belgesinin) esas alınması gerektiğini ve tanı ile ölenin hastalık geçmişi uyumlu olduğundan ölüm raporundaki tanı ile riziko arasında illiyet bağı bulunduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında somut olayın özelliklerine uygun denetlenebilir bilirkişi raporları, toplanan deliller, İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davalının istinaf talepleri bakımından, davacılar murisi ile davalı arasında sigorta sözleşmesinin düzenlenmesi sırasında murisin bildirmediği hastalığa rağmen sözleşmenin yapılmış olmasında tarafların kusurlu bulunması ve davacılar murisinin kusuru nispetinde talep edilebilecek vefat teminatına göre hükmedilen alacak miktarı nazara alındığında davalının istinaf taleplerinin yerinde görülmediği, davacıların istinaf talepleri bakımından ise, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde bildirildiği gibi ıslah tarihi itibariyle artırılan miktar bakımından yasal 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu, davacılar aleyhine hükmedilen vekalet ücreti bakımından ise işbu davanın tazminat talebine ilişkin olmayıp sigorta sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin olması nedeniyle AAÜT'nin 13/1 inci maddesinin uygulanması gerektiğinden davacıların bu yöndeki istinaf talebinin yerinde görülmediği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Taraf vekilleri temyiz dilekçelerinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptıkları istinaf başvurusunda bildirdikleri sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemişlerdir.
Uyuşmazlık, davacıların murisi ...'un dava dışı bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak davalı şirketin taraf olduğu 27.04.2015/2016 tarihli Hayat Sigorta Poliçesi nedeniyle poliçe vefat teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18,1420,1427,1439,1440 ve 1487 inci maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
6502 sayılı Tüketici'nin Korunması Hakkında Kanun'un 73/2.maddesi gereğince davacılar harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.03.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı oy)
Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan vefat teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı tarafın ıslahla birlikte poliçedeki 81.000,00 TL vefat teminat bedelinin davalı sigortacıdan tahsili için talepte bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüyle 1.000,00 TL'nin tahsiline ve fazla isteğin reddine karar verildiği, işbu kararın taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği; sayın çoğunluk tarafından davacılar vekilinin davalı yararına hükmedilen red vekalet ücretinin hatalı olduğuna ilişkin temyiz itirazları ve diğer temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar verildiği görülmektedir.
Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında "maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez" düzenlemesi yapılmıştır. Davacılar vekili anılan bu hükme istinaden davalı yararına hükmedilen vekalet ücretini istinafa konu etmişse de, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından eldeki davanın sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup maddi tazminat istemine ilişkin olmadığı gerekçesiyle itirazlar reddedilmiştir. Davacı yanın dava konusu ettiği talebin, manevi bir zarara ya da konusu para ile ölçülemeyen herhangi bir hakka ilişkin olmadığı, konusu ve değeri para ile ölçülebilen ve miktarı poliçede belli olan vefat teminat bedeline ilişkin olduğu gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesinin anılan yöne dair gerekçesi yerinde olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle; AAÜT'nin 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası gereği, davalı yararına hükmedilen red vekalet ücretinin davacılara verileni geçemeyeceği gözetilerek davacılar vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararında davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.