Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılar murisi tarafından kullanılan ihtiyaç kredisini teminat altına almak amacıyla davalı tarafından hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, poliçe süresi içinde ölüm gerçekleştiği halde sigortalının sağlık beyan yükümlülüğüne uymadığı gerekçesiyle ödeme yapılmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 16.956,06 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davada Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görevli olduğunu, sigortalının poliçe öncesine dayanan hipertansiyon rahatsızlığını bildirmeyip beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve zarardan sorumlu olmadıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 22.03.2016 tarihli ve 2015/264 Esas, 2016/356 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 16.956,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarih ve 2016/16688 esas ve 2019/8672 karar sayılı ilamı ile; ''...Davacılar murisi Özdemir Gürbüz ile davalı arasında 30.10.2013-30.10.2017 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 31.10.2014 tarihinde davacılar yakını sigortalı vefat etmiştir.
Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan hipertansiyon hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkeme ise; sigortalı muris tarafından bildirilmeyen önceki hastalık (hipertansiyon) ile TİP1 Aort Diseksiyonu (büyük atardamar yırtılması) sonucu ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunu benimseyerek davalının tazminattan sorumluluğuna karar vermiştir. Diğer yandan, sigortalı muristen sağlık raporu isteme hakkına sahip olan davalı sigortacının bunu yapmamış oluşu da kararın dayanaklarından biri olarak gösterilmiştir.
Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır.
6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.
Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür.
Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir.
Hükme esas alınan 25.01.2016 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; poliçe tanziminden önce sigortalı muriste mevcut olan hipertansiyon ile ölüm sebebi olan büyük atardamarın kendiliğinden yırtılması arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığı; büyük atardamarın kendiliğinden yırtılmasının hipotansiyon (düşük kan basıncı) sonucu da gerçekleşebileceği; bu yüzden, önceki hastalık (hipertansiyon- yüksek kan basıncı) ile ölüme neden olan hastalık arasında illiyet bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş olmakla birlikte; ölüm sebebi olan büyük atardamar yırtılmasına etki eden pekçok risk faktörünün bulunduğu, ancak kan basıncı farklılığının bu hastalığın zemininde yatan neden olduğu da belirtilmiştir.
Davacılar murisi tarafından imzalanan sağlık beyan formunda, kalp damar hastalıkları ve yüksek tansiyon nedeniyle tedavi görüp görmediği murise açıkça sorulmuş; sigortalı muris tarafından bu sorulara olumsuz cevap verilmiş, poliçeden önce mevcut olan hipertansiyon rahatsızlığı bildirilmemiştir. Davacılar murisinin poliçe öncesinde mevcut rahatsızlıkları için muhtelif tarihlerde tedavi gördüğü ve ilaç kullandığının, uzman bilirkişi heyeti tarafından tespit edildiği de dikkate alındığında, beyan yükümlülüğüne aykırılığın mevcut olduğu açıktır.
TTK'nun 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması halinin tazminattan indirim sebebi olduğu; ayrıca, beyan yükümlülüğüne kasten uyulmaması halinde, gizlenen (beyan edilmeyen) husus ile gerçekleşen riziko arasında illiyet bağının bulunmadığı durumda da ödenen prim ile ödenmesi gereken prim arasındaki orana göre sigortacının tazminatı ödeyeceği kabul edilmiştir. Diğer taraftan, kanunda yer alan kasten gizleme ifadesinin, kötüniyetle gizlemeyi değil; bildiği halde beyan etmeme halini ifade ettiği de izahtan uzaktır.
Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; davacılar murisinin, sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve kanundaki kasten gizleme ifadesinin bildiği hususu beyan etmeme durumunu ifade ettiği; uzman bilirkişi heyeti tarafından, doğrudan illiyet bağı kurulmasa da, gizlenen önceki rahatsızlıkların davaya konu ölüm rizikosuna yol açan büyük atardamar yırtılması bakımından önemli risk faktörü olduğunun saptandığı da dikkate alınmak suretiyle, gizlemenin kasten mi yoksa ihmal nedeniyle mi olduğunun hükümde tartışılması; varılacak sonuca göre, TTK'nun 1439/2. maddesi gereği tazminat sorumluluğun kalkması, tazminattan indirim yapılması ya da proporsiyon hesabı ile tazminatın belirlenmesi için gerekli araştırmalar yapılıp gerektiğinde bilirkişi raporu alınmasıyla oluşacak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.' gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu Uzun Süreli Kredi Hayat Sigorta Poliçesi incelendiğinde; sigortalının Özdemir Gürbüz olduğu, sigorta ettirenin Özdemir Gürbüz olduğu, adresinin 45 Evler Koop. 50. Yıl Mah. 2787. Sok. No: 8 Yenişehir/Mersin olduğu, poliçe başlangıç tarihinin 30/10/2013, poliçe süresinin 4 yıl, poliçe bitiş tarihinin 30/10/2017 poliçe tanzim tarihinin 30/10/2013 olduğu, lehtarın D/M Akbank Palm City Mersin Şubesi olduğu, 6100 sayılı HMK'nın “Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki” başlıklı 15/2 maddesinde “Can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.” şeklinde düzenleme gereği davanın açıldığı İstanbul Anadolu Tüketici Mahkemelerinin yetkisiz olduğu, yetkili mahkemenin Mersin Tüketici Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle davanın kesin yetki dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, HMK.20/1 maddesi uyarınca, kararın kesinleşmesinden itibaren (süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren) 2 hafta içinde mahkememize başvurularak dilekçe ile dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dosyanın bu davaya bakmaya yetkili Mersin Tüketici Mahkemesine, Tüketici mahkemesi bulunmaması halinde, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla Mersin Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, aksi taktirde HMK.20/1. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin bu kararla taraflara ihtarına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; yetkisizlik kararının hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
davalı sigorta şirketi ile davacılar murisi arasında düzenlenen hayat sigorta poliçesinden kaynaklı teminat bedelinin tazmini talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 428 inci maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1401 vd. maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları.
Bozma ilamına uyulması halinde, bozmaya uygun karar verilmesi zorunludur. Bozma ilamına uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına bozma doğrultusunda usuli kazanılmış hak doğar ve sonrasında bu kazanılmış hakkı ortadan kaldıracak şekilde hüküm kurulamaz.
Bozma öncesi mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay(kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarih ve 2016/16688 esas ve 2019/8672 karar sayılı ilamı ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası mahkemece bozmaya uyulmasına ve bu nedenle işin esasının incelenmesi gerekmesine karşın yetkisizlik kararı verilmesi yerinde olmayıp, uyulan bozma kararı gereği işlem yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,
16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.