Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

A. Sanık hakkında, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı başlatılan soruşturmada, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 6545 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 03.12.2014 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilmiştir.

B. Sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının ve 31.07.2015 tarihli eylemi ihlal kabul edilerek İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 02.09.2015 tarihli iddianamesi ile 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

C. İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.02.2016 tarihli ve 2015/610 Esas, 2016/127 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 58 inci fıkrası uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası, hak yoksunluğuna ve mükerrerliğe hükmedilmiştir.

Sanığın temyiz isteği özetle; gereğinin yapılmasını arz ettiğine ilişkindir.

Sanığın 10.11.2014 tarihinde kullanmak için uyuşturucu madde ile yakalandığı ve sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/103880 sayılı soruşturma dosyasından 03.12.2014 tarih, 2014/795 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik kararı verildiği, sanığa usulüne uygun tebligatın yapıldığı, sanık hakkında Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün tebligatının 15.01.2015 tarihinde aldığı ve hakkında denetimli serbestlik tedbirinin başladığı, sanığın kamu davasının açılmasının erteleme kararı verildiği ve hakkında denetimli serbestlik kararı verildiği halde sanığın deneme süresi içinde 31.07.2015 tarihinde tekrar uyuşturucu madde ile yakalandığı böylece sanığın hakkında denetimli serbestlik süresi içerisinde tekrar uyuşturucu kullanmak suretiyle denetimli serbestliği ihlal ettiği anlaşılmakla kullanmak için uyuşturucu bulundurmak suçundan açılan kamu davasında sanığın mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.

A. Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin ''10.11.2014" yerine ''31.07.2015'' olarak yanlış yazılması,
B. Ceza Muhakemesi Hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza
davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun'un 170 inci maddesinin dördüncü fıkrasında da; "iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" düzenlemesine yer verilmiştir.
5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesi uyarınca ise; "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açık aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Tüm bu açıklamalar doğrultusunda; iddianame içeriğinde 10.11.2014 ve 31.07.2015 tarihli eylemlere ilişkin anlatım bulunmadığı, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemlerle sınırlı olduğu da gözetilerek yargılamaya konu eylemle ilgili 5271 sayılı Kanun'un 170 inci maddesine uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı halde yargılamaya devamla mahkûmiyet kararı verilmesi, nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.

Başkaca yönleri incelenmeyen İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.02.2016 tarihli ve 2015/610 Esas, 2016/127 Karar sayılı kararının gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.01.2024 tarihinde karar verildi.