Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 14.06.2016 tarihinde, davacının kasko sigortasını yaptığı araç ile davalı şirkete ait ve davalıların murisi tarafından kullanılan aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında sigortalı araçta hasar oluştuğunu, bu hasarın kasko sigortasını yapan davacı şirketçe ödendiğini, bu şekilde sigortalının haklarına sigorta şirketinin halef olduğunu, ödenen rakamdan sovtaj bedeli ve aracın zorunlu mali mesuliyet sigortasından tahsil edilen miktar düşüldüğünde 99.050,75 TL hasar bedeli kaldığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı 99.050,75 TL'nin ödeme tarihi olan 17.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalı ... İnşaat Malz. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; söz konusu kazada müteveffa sürücü ...ın zorunlu olarak yolda aracını park alanına çekerek durdurması ve park halinde iken davacı şirketin sigortalısı olan aracın müvekkiline ait olan araca çarpması sonucunda müteveffa ...ın vefat ettiğini, davalı şirkete ait araç ile karşı araçta maddi hasar meydana geldiğini, kazaya sebebiyet veren aracın davacı ... şirketinin sigortalısı olduğuni, bu kazada davalı şirkete atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, ...ın mirasçıları adına destekten yoksun kalma tazminatı davası ve araçta oluşan hasarın tazmini için dava açıldığını, kusur durumunun netleşmesi için bu davaların sonucunun beklenmesi gerektiğini, davayı ve kusur oranını kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının söz konusu aracın piyasa bedelinin çok çok üstünde bir bedeli sigortalısına ödediğini, ayrıca aracın çok düşük rakam ile pert olarak satılmış olmasından dolayı zararın daha da çoğaldığını, bu nedenle aracın bedeli ile pert bedelinin yeniden tespiti için konusunda uzman bilirkişi tarafından rapor aldırılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., Meral Yıldırım, ... vekili cevap dilekçesinde; söz konusu kazada müteveffa ...ın zorunlu olarak yolda aracını park alanına çekerek durdurması ve park halinde iken davacı şirketin sigortalısı olan aracın müvekkiline ait araca çarpması sonucunda müteveffa ...ın vefat ettiğini, kazada davalıların murisi sürücüye atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, müvekkilleri adına destekten yoksun kalma tazminatı davası açıldığını, yine hasar bedeli için tazminat davası açıldığını, bu davalarda kusur durumu belirleneceğini, sonucunun beklenmesi gerektiğini, davayı ve kusur oranını kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının söz konusu aracın piyasa bedelinin çok çok üstünde bir bedeli sigortalısına ödediğini, ayrıca aracın çok düşük rakam ile pert olarak satılmış olmasından dolayı zararın daha da çoğaldığını, bu nedenle aracın bedeli ile pert bedelinin yeniden tespiti için konusunda uzman bilirkişi tarafından rapor aldırılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların iddia ve savunmaları, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre "Mahkememizce rücu tazminatına konu edilen hasar dosyası getirtilmiş ve akabinde tarafların kusur tespiti yönü ile dosya kusur bilirkişisine tevdii edilmiştir. Bilirkişi 28.05.2018 tarihli raporundan da anlaşılacağı üzere davalıların murisi Bakır Yıldırım %75 nispetinde kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Rapora itiraz üzerine dosya İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine tevdi olunmuş, Trafik İhtisas Dairesinin 07/03/2019 tarihli raporundan da anlaşılacağı üzere müteveffa sürücü ...ın mevcut kazada atfı kabil herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmıştır, rücu davalarında halefiyet kuralları gereği tazminatı ödeyen sigorta şirketi karşı tarafın kusuru nispetinde rücu hakkı elde eder, mevcut kazada sigorta şirketinin sigortalısının tam kusurlu olduğu İstanbul Adli Tıp Kurumu raporunca da sabittir. Bu nedenle mahkememizce davacının açmış olduğu davasının reddine karar vermek gerekmiştir" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kusur durumunun mahkemece yeterli incelenmeksizin, eksik inceleme sonucu tanzim edilen çelişkili rapora dayanılarak hatalı hüküm oluşturulduğunu, mübrez delillerde kusur raporları arasında çelişki olduğu ortada iken bu çelişki giderilmeden hüküm tesis edilmesinin yerinde olmadığı belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Mahkemece Adli Tıp Kurumu (ATKM) Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan raporda, davalı şirkete ait ve diğer davalıların murisinin sürücüsü olduğu aracın kusursuz olduğunun belirtildiği, ceza yargılamasında ATK 'dan alınan rapor içeriğinde de davalıların murisi sürücünün kusursuz olduğunun belirtildiği, raporlar arasındaki çelişkinin ATK tarafından giderildiği, kaldıki mahkemece aldırılan tek kişilik bilirkişi raporunda muris sürücünün % 75 kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, aynı bilirkişinin başka bir trafik bilirkişisi ile birlikte 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1056 Esas sayılı dosyasında ibraz ettiği raporda muris sürücünün kusursuz olduğunun belirtildiği, bu itibarla söz konusu raporun hükme esas alınmamasının yerinde olduğu gibi, olayın Gaziantep ili ... istikametinde ...Köyü Üst Geçit köprüsü altında emniyet şeridi içerisinde davalıların murisi sürücü ...ın durakladığı esnada davacı ... şirketine sigortalı araç sürücünün çarpması şeklinde meydana geldiği, bu itibarla olayın oluş şekli davalı aracın emniyet şeridi içerisinde durakladığının evrak kapsamından sabit olması nazara alındığında hükme esas alınan kusur raporlarının olayın oluş şekline uygun olduğu, davalıların murisi sürücü ...ın kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmaması, davacı ... şirketine kasko sigorta poliçesi ile sigortalı araç sürücüsünün tam kusurlu olması nedeni ile davacı tarafça halefiyet ilkesi uyarınca ödenen zararın davalılardan talep edilemeyeceği anlaşıldığından davacı vekili tarafından yapılan istinaf itirazları yerinde görülmemiş ve başvurunun esastan reddine karar verilmiştir..." gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kaza tespit tutanağında davalıların murisi müteveffa sürücünün kural ihlali bulunduğunun bildirildiği, yine ilk derece mahkemesince alınan 28.05.2018 tarihli raporda müteveffa sürücünün %75 oranında kusurlu olduğunun belirlendiğini, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporda ise davalıların murisi sürücünün kusursuz olduğunun belirtildiğini, bu durumda kusur oranları arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu Üst Genel Kurulu'ndan rapor alınması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, kasko sigorta poliçesi ile sigortalı araçta trafik kazası sonucu meydana gelen zararın Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi gereğince rücuen tazminine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,86,88,89 ve 90 ıncı maddeleri, Kasko Sigortası Genel Şartları.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, mahkemece alınan ve hükme de dayanak yapılan Adli Tıp Kurumu raporu ile ceza yargılamasında hükme esas alınan kusur raporunun aynı doğrultuda olmasına ve kusur oranının belirlenmesinde hata bulunmamasına göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı fazla alınan onama harcının temyiz eden davacıya geri verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

15.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.