Esastan ret

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Erzurum Şubesindeki hesaplarından 2003- 2006 yıllarında banka personelinin usulsüz işlemleriyle, imzasız ya da üzerindeki imzanın kime ait olduğu belli olmayan ödeme dekontlarıyla zaman zaman yetkisiz şahıslara para çıkışlarının yapıldığını, davalı bankaya birden fazla ihtarname gönderiliş olmasına rağmen bu ihtarnamelere uyulmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik 10.000,00 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talebinin 10 yıllık zaman aşımına uğradığını, talebin sadece miktar yönüyle değil konusu ile de belirsiz olduğunu, dava konusu yapılan döneme ilişkin müvekkili bankanın ibra edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu bankanın yaptığı işlemlerin bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davacının kendi kontrolünde yapıldığı, davacının kendisine yapılan ihtar üzerine bankayı ibra ettiği, davacının ticari defterlerini sunmadığı, ayrıca 27.09.2018 tarihli bilirkişi raporu ile davacı firmanın bahse konu yıllara ait belgeler incelendiğinde, firmaya ait banka hesaplarından çekilen paraların yer aldığı, banka ekstrelerine ve dekontların suretlerindeki açıklamalara göre davacının iddiasında belirttiği kişilerin yapmış olduğu işlemlerin tamamının araç satış sonrası işlemleri ve firmanın belirli ödemelerine ilişkin yapıldığı yönündeki tespiti dikkate alındığında, davaya konu işlemlerin davacının kontrolünde yapıldığına dair kanaat oluştuğu, davacının davası ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket hesabından imzasız ve imzası kime ait olduğu belli olmayan dekontlarla yapılan ödemelerin hak sahibine ödendiğinin ispat yükünün davalı bankada olduğunu, davacı tarafından imzalanan ibranamenin usulsüz işlemleri kapsadığının kabul edilemeyeceğini, 27.09.2018 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirkete ait ticari defterlerin başka bir dosya kapsamında Yargıtay'da olduğundan mahkemeye sunulmadığının, bu hususun mahkemeye bildirilmesine rağmen dosyaya sunulmadığı yönündeki değerlendirmenin yerinde olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, davacı firmanın bahse konu yıllara ait belgeler incelendiğinde firmaya ait banka hesaplarından çekilen paraların yer aldığı, banka ekstrelerinde ve dekontların suretlerindeki açıklamalara göre davacının iddiasında belirttiği kişilerin yapmış olduğu işlemlerin tamamı araç satış sonrası işlemleri ve firmanın belirli ödemelerine ilişkin yapıldığının tespit edildiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, davacı tarafından davalı bankaya karşı verilen 13.04.2007 tarihli yetkilendirme ve ibraname konulu belgeden de anlaşıldığı üzere bankanın davaya konu döneme ilişkin ibra edildiği, basiretli tacir olan davacının ibraya ilişkin vermiş olduğu belgenin sonuçlarına katlanması gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerine ek olarak Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu maddi vakıalara tamamen ters düşen, haksız gerekçeye dayalı, yasa hükümlerinin hatalı yorumlanıp yanlış uygulanarak verilen kararın, hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalı bankada bulunan davacı hesaplarından usulsüzce çekildiği iddia edilen paraların tahsili istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.