Esastan Ret
Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili 21.11.2019 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin desteği ...'in davalı ...'ye ait ... Ticaret isimli işyerinde çalıştığını ve davalıya ait .... plaka sayılı kamyon ile davalı şirket tarafından işletilen tuğla fabrikasından tuğla yüklemek için 23.11.2004 tarihinde tuğla fabrikasına gittiğini, yüklediği tuğlaların üzerini branda ile kaplamak için araç üzerine çıktığı ve brandayı kapatmak istediği sırada, kamyonun dorsesinde bastığı tuğlaların yerinden oynaması ile dengesini kaybederek yaklaşık 3,5 metreden baş üstü düşmesi sonucu hayatını kaybettiği, söz konusu kaza ile Cumhuriyet Başsavcılığı 2004/2335 sayılı soruşturma dosyasından soruşturma yapıldığının, soruşturma aşamasında aldırılan bilirkişi raporunda cezai anlamda başkasına ait atfi kabil bir kusurun olmadığının tespit edilerek soruşturma dosyasının takipsizlikle sonuçlandığını, soruşturma aşamasında alınan ifadelerde kazanın meydana geldiği iş yeri sorumlusu olarak Barış Türker ve müteveffanın kardeşi ....'in, ... sigortalının ... Ticaretin şoförü olduğu ve ... Ticaretin, ... Toprak Sanayi ve Ticaret A.Ş nin bayisi olduğunu ifade ettiklerini, ölümlü iş kazası nedeniyle müvekkillerinin sigortalı Haydar'ın desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle belirsiz alacak davası mahiyetinde her bir müvekkili için şimdilik 100 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmişlerdir.
Davalı vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesini talep etmişlerdir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava iş kazası sonucu ölüm nedeniyle tazminat istemine dayanmakta olup, bu tür davalarda gerek yürürlükten kalkan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125 inci maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı Kanun'un 146 ncı maddesi gereğince uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, dava konusu olayda, davacılar bakımından zamanaşımının başlangıç tarihinin desteğinden yoksun kalınanın vefat tarihi olan 23.11.2004 tarihi olduğunu dava tarihi olan 21.11.2019 tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın zamanaşımından reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminat talepli davada uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiğini, buna göre zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK m.66/1-d uyarınca uzamış ceza zamanaşımı olan 15 yılın uygulanması gerektiğini, gerek ölüm tarihi gerekse davanın açıldığı tarih dikkate alındığında davanın 15 yıllık zamanaşımı süresinde açıldığını, iş kazası sonucu işçinin ölmesi durumunda işçinin yakınları tarafından açılabilecek olan destekten yoksun kalma tazminatı açısından zamanaşımı süresinin uzamış ceza zamanaşımı kapsamında olduğunu, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen genel zamanaşımı süresinin ancak sözleşmenin doğrudan tarafları olan kişiler bakımından geçerli sayıldığını, destekten yoksun kalma tazminatı ise bu genel kuralın bir istisnası olduğunu, ölen kişinin yakınları tarafından sözleşmeye taraf olmamalarına rağmen tazminat isteminde bulunabilmelerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, iş kazasına neden olan haksız fiil ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa ceza zamanaşımının uygulanması gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda bir suç bulunması gerektiği gibi bir ceza davasının da bulunması gerektiği, somut olayda verilen "kovuşturma yapılmasına yer olmadığına" dair karardan da anlaşılacağı üzere olayda bir suç ve bir ceza davasının da bulunmadığı, kaldı ki, davaya konu olayın suç unsuru taşıdığı kabul edilse dahi, söz konusu eylemin mülga 765 sayılı TCK m.455/1 ile 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK m. 85/1'de düzenlenen "Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma" suçuna uyar nitelikte olacağı, 5237 sayılı TCK m.7/2'de düzenlenen lehe yasa uygulaması dikkate alındığında somut olayımızda ceza zamanaşımı açısından mülga 765 sayılı TCK m.102/4 gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceği, bu durumda davaya konu olay açısından uzamış ceza zamanaşımı kurallarının uygulanmasının mümkün olmadığı, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.125 ile yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK m. 146 gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, bu açıdan değerlendirme yapıldığında dava zamanaşımı süresinin 23.11.2014 tarihinde dolduğu, iş bu davanın ise 21.11.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu kararın usul ve yasalara uygun olduğu kanaatine varılarak, davacılar vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 359 uncu maddesine 28.07.2020 tarihli 31199 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 38 inci maddesiyle eklenen fıkra ile HMK'nin 353/1 inci fıkrası (b-1) bendi uyarınca davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; huzurdaki davada uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiğini, buna göre; zamanaşımı süresinin 26/09/2004 tarihli 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d uyarınca 15 yıl olduğunu, gerek ölüm tarihi gerek davanın açıldığı tarih dikkate alındığında davanın 15 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığını bu kapsamda davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken zamanaşımı def'iler nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının desteğinden yoksun kaldıkları iddiasıyla eş ve çocuklarının maddi tazminat istemlerine ilişkindir.
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369,370 ve 371 inci maddeleridir. "İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davaları" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih dikkate alınarak 818 sayılı Borçlar Kanun'un 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri ile aynı Kanunun 125 ve 60 ıncı maddeleridir.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere özellikle; davacılar vekili tarafından temyiz sebebi olarak ileri sürülen sebeplerin istinaf sebebi olarak da ileri sürüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında değerlendirilerek gerekçeye bağlandığı ve anılan gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemesi nedeniyle temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
2.Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.