Esastan ret

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; Şanlıurfa şubesinde hesap açtırarak bu banka ile uzun bir süre çalıştığını, müvekkilinin 11.11.2009 tarihinde ... hesabına yatırılmak üzere poşet içerisinde 140.000,00 TL'yi banka personeli ...'ye teslim ettiğini, davalı banka personelinin yatırılan paranın dekontunu sistemin olmaması nedeniyle müvekkiline vermediğini, sistem geldiğinde dekontu keseceğini ve daha sonra dekontunu vereceğini söylemesiyle müvekkilinin de bankaya olan güveni nedeniyle daha sonra dekontu alacağını düşünerek dekontu almadan 140.000,00 TL'yi davalı banka personeli ...'ye teslim ettiğini, davalı bankanın Şanlıurfa şubesinin portföy yöneticisi konumunda olan banka personeli ...'nin müşterilerinin hesaplarında hileli işlem yaparak zimmetine para geçirmesi nedeniyle hakkında Şanlıurfa 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/4 E. numarasıyla dava açıldığını, banka personeli ...'nin hakkında açılan ceza dosyası ve banka müfettişlerine verdiği beyanlarında bir çok müşterinin haberi olmadan doğrudan ve hesaplar arasında havale yapmak suretiyle zimmetine para geçirdiğini kabul ettiğini, bankaların birer güven kuruluşu olduğunu, kendilerine yatırılan paraları hesap sahipleri istediklerinde veya belirli bir vade sonunda aynı misli olarak iade etmekle yükümlü olduklarını, hiçbir bahane ile yararlandıkları mevduatı sahiplerine iadeden kaçınamayacaklarını, banka çalışanının 140.000,00 TL parayı hesabına yatırmayarak zimmetine geçirmesi nedeniyle şimdilik 140.000,00 TL maddi tazminatın davalı bankadan tahsiline, hükmedilecek tazminata paranın hesaba yatırılması gereken 11.11.2009 tarihinden itibaren reeskont faizi işletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, banka çalışanı ...'ye hesabına yatırması için 140.000,00 TL verdiğini ancak paranın hesabına yatırılmadığını beyan etmesi üzerine ... hakkında müfettiş soruşturması başlatıldığını, teftiş kurulu raporunda da yer aldığı üzere davacının incelenen kamera kayıtlarında ...'ye bir torba bıraktığının görüldüğünü, ancak torba içerisinde para olup olmadığının tespit edilemediğini, ...'nin müfettişe verdiği ifadede, ... adlı müşteriye 140.000,00 TL vermesi gerektiğini, bu nedenle davacıdan 140.000,00 TL istediğini, davacının bu parayı ... isimli şahıstan alarak getirdiğini, kendisinde poşetiyle birlikte bunu ... verdiğini söylediğini, bu nedenle paranın hesaba yatırılması için mi yoksa davacının, banka çalışanı ...'ye olan şahsi borcu nedeniyle mi verildiğinin anlaşılamadığını, davacının bu tutar için ...'a borç senedi imzalaması nedeniyle davacının parayı ...'ye borcu nedeniyle verdiğinin anlaşıldığını, davacı ile banka çalışanı ... arasındaki şahsi bir alacak ilişkisi nedeniyle yapılan para alış verişinin bankada gerçekleşmiş olmasından bankanın sorumlu olmadığını, davacının parayı banka tüzel kişiliği hariç tutularak davacının banka faiz oranlarının çok üstünde bir kazanç temin etmek için ... ile olan ilişkisinden dolayı verilmiş bir parayla ilgili olduğunu, bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının aynı alacakla ilgili olarak Şanlıurfa 3. İcra müdürlüğünün 2009/9407 E. sayılı dosyası ile 2009/9369 E. sayılı dosyasında icra takibinde bulunduğunu, talebin mükerrer olması nedeniyle de reddi gerektiğini, ayrıca sözleşmeden değilde haksız bir fiilden kaynaklanan bir borç söz konusu olduğundan 1 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Şanlıurfa 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2019 tarih ve 2012/123 E., 2019/265 K. sayılı kararının temyizde düzeltilerek onama ile 12.09.2020 tarihinde kesinleştiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 74 üncü maddesi uyarınca ceza mahkemesince verilen kararların hukuk hakimi açısından bağlayıcı olmamakla beraber, ceza mahkemesince fiilin hukuki aykırılığına yönelik kesinleşen maddi olayların hukuk hakimi bakımından da bağlayıcı olduğu, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıdığı, dosya kapsamında dava dışı davalı bankanın eski personeli ... 'ye bankada 140.000,00 TL verdiği, bu paranın davacının hesabına yatırılmadığı ve bu suretle davacının zarara uğradığı olayların Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/123 E., 2019/265 K. sayılı ilamı ile kesin delille ispat edildiği, davalının 6098 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesi gereğince adam çalıştıran sıfatıyla zarardan sorumlu olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne, 140.000,00 TL'nin haksız fiil tarihi olan (paranın hesaba yatırılması gereken tarih) 11.11.2009 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yargılamanın ilk aşamalarında bu davanın görülebilmesi için Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 2012/123 E. sayılı ceza davasının sonucunun beklenmesini belirttiklerini, bu taleplerinin önce kabul edildiğini, daha sonra da vazgeçildiğini, bu konuda Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/123 E. sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda bu davanın bilirkişileri tarafından da incelendiğini, ancak bu raporda işlemlerin şüpheli bulunduğundan bahsedildiğini ve fakat raporun 21. sayfasındaki bölümde ... ile ilgili olarak zimmet oluşmadığının tespit edildiği ibaresinden bahsedilmediğini, yani ceza davasının bilirkişisinin bu işlemi bir zimmet olayı olarak görmediğini, ...'nin ... adlı müşteriye 140.000,00 TL vermesi gerektiğini, bu nedenle ...'ten acil olarak 140.000,00 TL istediğini, ...'in de ... adlı bir şahıstan söz konusu tutarı alıp getirdiğini, getirilen paranın olduğu gibi poşetiyle ...'a teslim ettiğini beyan ettiğini, ancak parayı tam olarak müşteri hesabına yatırmak için mi yoksa şahsi borcu için mi aldığını belirtmekten imtina ettiğini, ayrıca ...'e ... adına bir senet imzaladığını, aynı alacak için Şanlıurfa 3. İcra Müdürlüğü'nün 2009/9407 E. ve Şanlıurfa 3. İcra Müdürlüğü'nün 2009/9369 E. sayılı dosyaları ile ... adına icra takibinde bulunulduğunu, "Mükerrer olarak talepte bulunulamayacağından açılan işbu davanın da reddi gerekmektedir ." denildiği halde bilirkişilerin ve mahkemenin açıklamaları dikkate almadığını, bilirkişi raporu sonucunda "sanığın uhdesinde kalan banka zararına dönüşen paranın 353.901,00 TL olduğu" belirtildiğini, 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise kararında raporda belirtilen 353.901,00 TL miktarın sanıktan alınarak bankaya ödenmesine karar verdiğini, ancak yapılan Yargıtay incelenmesinde 12.000,00 TL'ye satılan aracın bu hesaptan düşülerek kararın düzeltilerek onanmasına karar verildiğini, bu miktar davacı ...'in iddia ettiği alacağı dahil olmadığını, ceza mahkemesi yaptığı yargılamada ...'i alacaklı görmediğini, 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararına göre müvekkil banka bu miktar banka çalışanı sanık ... Teke'den talep edemeyeceğini, davacı Ceza Mahkemesine göre alacağı olmayan bir miktarı bankadan tahsil edip sebepsiz zenginleşeceğini, banka personeli üçüncü kişilerle şahsı adına muhatap olduğu hallerde temsil ve istihdam kavramı söz konusu olamayacağından Banka'nın sorumluluğundan söz etmenin mümkün olmadığını, somut olayda davacı müşterinin iyi niyetli olmaması ve Banka görevlisinin Bankanın itibarını suistimal etmesi nedeniyle müvekkil Bankaya herhangi bir sorumluluğun atfının mümkün olmayacağını, ortada şahsi bir sorumluluk olduğundan husumetin bankaya değil, ...'ye yöneltilmesi gerektiğini ileri belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizliğin görülmediği, davanın kabulüne ilişkin kararda da kamu düzenine aykırı herhangi bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, banka nezdindeki mevduatın banka çalışanı tarafından zimmete geçirilmesi nedeniyle tazminat talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 66 ve 74 üncü maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.