İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; davacı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nın 361/1. ve 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin haksız tutukluluk nedeniyle 5.000.000,00 TL maddi, 7.000.000,00 TL manevi tazminatın gözaltı tarihinden işleyecek yasal faizi ile ödenmesine ilişkin talebinin yasal şartları oluşmadığından bahisle reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz isteminin esastan reddine karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

Davacı vekilinin temyiz sebepleri; davacının tutuklandığı dönemdeki infaz yasalarına göre 14 yıl fazladan cezaevinde kaldığı, bihakkın tahliye tarihinin esas alınması durumunda da davacının tutuklulukta geçirdiği sürenin hükümlülükten fazla olması nedeniyle tazminata hak kazandığı halde davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.

III. DAVANIN KONUSU
İlk Derece Mahkemesince, tazminat talebinin dayanağı olanceza yargılamaları kapsamında, davacının mülga 765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesi kapsamında 29.10.1995 tarihinde gözaltına alındığı, 06.11.1995 tarihinde tutuklandığı, İstanbul 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda atılı suçtan müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, mahkumiyet hükmünün 17.02.1998 tarihinde kesinleştiği, davacı vekili tarafından yapılan yargılanmanın yenilenmesi ve infazın durdurulması başvurusuna istinaden İstanbul (Kapatılan) 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.07.2018 tarih ve 2007/117 Esas ve 2007/152 Karar sayılı ek kararı ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile birlikte infazın durdurulmasına ve davacının tahliyesine karar verildiği, bu şekilde davacının 22 yıl 8 ay 27 gün infaz gördüğü, yargılamanın yenilenmesi sonucunda İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.01.2019 tarih ve 2018/401 Esas 2019/18 Karar sayılı kararı ile sanığın 11.06.1994 tarihli eylemi yönünden nitelikli yağma suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezası, 28.05.1995 tarihli eylemi yönünden nitelikli yağma suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası, 22.05.1995 tarihli eylemi yönünden hırsızlık suçundan 3 ay 10 gün hapis cezası bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, mahkumiyet hükümlerinin 28.03.2019 tarihinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 20.03.2019 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen hükümlerin davacı asile tebliğ edilmediği, her ne kadar tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanun kapsamında inceleme yapılması gerekmekte ise de 5271 sayılı Kanun uyarınca yasal şartların oluşmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince reddedilen davada, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin sair temyiz sebeplerinin reddine, ancak;

1-Bölge Adliye Mahkemesi karar başlığında, davacı isminin "..." yerine hatalı olarak "İsmail Uysa" olarak gösterilmesi,

2- Bölge Adliye Mahkemesi ve İlk Derece Mahkemesi karar başlığında dava konusunun "466 sayılı yasa uyarınca tazminat" yerine hatalı olarak sırasıyla "Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat" ve "Yakalama ve Tutuklama Sonrası KYO veya Beraat Kararı Verilmesi Halinde Tazminat" olarak gösterilmesi,

3-Dairemiz incelemesi sırasında 20.03.2019 tarihinde kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bakımından denetim süresinin dolduğu gözetilerek, mahkeme kararında belirtilen 5 yıllık denetim süresi sonunda davanın düşmesine ya da davacının beraatine karar verilmesi halinde tazminat şartlarının değerlendirilmesinin mümkün olduğu, bu kapsamda davacı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin 5 yıllık denetim süresinin sonucunda ne şekilde karar verildiğinin araştırılmaması,
4- 5271 sayılı CMK’nın 141/1-f maddesinde “Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan” şeklideki düzenlemeye göre bihakkın tahliyeden fazla olan tutukluluk süresinin tazminata hak kazandıracağı dikkate alındığında, 26.07.2018 tarihinde infazın durdurulması nedeniyle tahliye edilen davacının 12 yıl 6 ay ve 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sonucunda düşme kararı verilmiş ise 3 ay 10 günlük hapis cezası toplamına göre hükümlülükten fazla tutukluluğunun bulunduğu anlaşılmakla, bihakkın tahliye tarihine göre fazlaya ilişkin kısım bakımından, başka bir mahkumiyetten mahsup bulunup bulunmadığı da araştırılmak suretiyle değerlendirme yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

26.03.2024 tarihinde karar verildi.