Kabul

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya vermiş olduğu malzemeler karşılığında 4 adet toplam bedeli 214.205,00 TL tutarında fatura kestiğini, 10.12.2015 tarihinde 32.950,00 TL'sinin çek ile 30.670,64 TL'sinin 17.12.2016 tarihinde banka havalesi ile ödendiğini ancak davalı şirketin geriye kalan fatura bedellerini ödemediğini, bu nedenle davalı akeyhinde takip başlatıldığını, davalı şirketin borca itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalının itirazında haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2016/1842 E. sayılı takip dosyasına yaptığı itirazının iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça icra takibine konu edilen faturalardaki malların davalı şirkete teslim edildiği hususunun ispatlanması gerektiği, dava konusu faturalarda teslim alan olarak ismi geçen şahısların davalı şirket çalışanı olmadığı, davacı tarafça davalının ticari defter ve kayıtlarına münhasıran delil olarak dayanılmadığı, bu nedenle davalının defterlerini sunmaması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşincifıkrasının uygulanamayacağı, davacının icra takibine konu faturalardaki mallarının davalı şirket yetkili çalışanlarına teslim ettiği hususunun ispatlanamadığı, davacı tarafça kabul edilen 20.02.216 tarihli faturadaki malların bedelinin ödenmiş olduğu, davacının davalıdan icra takibine dayanak faturalar nedeniyle alacağının bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan fatura ve teslim fişlerinden anlaşılacağı üzere faturaya konu malların borçlu davalı şirkete teslim edildiğini, borçlu şirketin yapmış olduğu itirazda takibe konu borcun ödenip ödenmediğine dair dosyaya herhangi bir belge sunmadığını, davalı şirket tarafından kesilen faturalarını işletmiş olup bunların vergi dairesi kayıtlarında da mevcut olduğunu, Mahkemece davalının yapmış olduğu bu itirazın haksızlığı değerlendirilmeden yasaya ve usule aykırı hüküm kurulduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya ait BA-BS analiz formlarının incelenmesinden davalının davacıdan mal satın aldığını vergi kayıtlarında bildirdiği, bu kayıtların söz konusu malların davacı tarafından davalıya teslim edildiğine ilişkin karine teşkil ettiği, davalı tarafça bu karinenin aksinin ispat edilemediği, davalı tarafından satın alınan mal bedelleri ödenmediği gibi ödeme savunmasında da bulunulmadığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü yerine red kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, Osmaniye 2. İcra Müdürlüğünün 2016/1842 E. sayılı takibe itirazın kısmen iptali ile takibin toplam 150.584,36 TL asıl alacak bakımından kaldığı yerden devamına, hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında 30.116,87 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; irsaliyelerde imzaları olan kişilerin müvekkilinin çalışanı olmadığını, bu şekilde açıkça usulsüz şekilde malın teslim edilmiş gibi gösterildiğini, ortada fiili anlamda teslim edilmiş bir malın olmadığını ve faturası ödenmemiş alacağın da bulunmadığını, ispat yükünün müvekkil üzerine yüklenerek vergi kayıtlarından bahisle malın teslim alındığının kabulünün yerinde olmadığını, davacının malı teslim ettiğine ilişkin bir delilin olmadığını, davacının müvekkil defterleri ve vergi kayıtlarına delil olarak dayanmadığını, dolayısı ile hukuk Mahkemesinin yargılama sırasında resen delil toplama yetkisi bulunmadığından vergi kayıtlarının getirtilemeyeceğini, resen toplanılan vergi kayıtları üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmadan ve duruşma açılmadan tahkikat yapılması ve karar verilmesinin de doğru olmadığını, malı teslim aldığı belirlenen kişilerin davalı şirket çalışanı olmaması karşısında bu kişilerin malı kimin adına ve ne amaçla teslim aldığı, keza malın nereye ve ne şekilde teslim edildiği hususlarının sorulması için tanıklıklarına başvurulması gerektiğini, eksiklikler giderilmeden tahkikat yürütmeden, duruşma açılmadan malın teslim edilmediğinin ispat edilemediğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı defterlerinin sonradan usule aykırı şekilde kapanış tasdikleri yapıldığını ve usulsüz delil olarak değerlendirilemeyecek deliller olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.

1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.

2.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

3. 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinde bir Mahkeme hükmünün hangi hususları kapsaması gerektiği açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasının (c) alt bendine göre hüküm; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir.

4. 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimdegeçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.

1.Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir Mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.

2.“Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. … Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay'da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, Mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)

3. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.

4. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

5. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.

6. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek Mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

7. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekili istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak sureti ile karar gerekçesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmesine rağmen hükmün dördüncü fıkrasında davanın kabulüne ve yine hükmün dördüncü fıkrasının (a) bendinde ise takibe itirazın kısmen iptaline karar verildiği, bu şekilde hem gerekçe ile hüküm kısmının hem de hüküm kısmının kendi içerisinde çelişki içerdiği görülmüştür.

8. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir, denetlenebilir ve kendi içerisinde çelişki içermeyecek nitelikte uygun bir gerekçe ve hüküm kurulması gerektiğinden kararın usulen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.