Mahkumiyet
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2014 tarihli 2013/11-397 Esas ve 2014/202 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, 5237 sayılı TCK'nin “Kamu güvenine karşı suçlar’' bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan “belgede sahtecilik” suçunun hukuki konusunun kamu güveni olduğu, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında, bir veya birden fazla kişi de haksızlığa uğrayıp, suçtan zarar görmesi halinde dahi, suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğuna dair kabulünün etkilenmeyeceği, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekeceği ve bir suç işleme kararının icrası kapsamında 5237 sayılı TCK'nin 43. maddesinde, "değişik zamanlarda" denilmesi ve aynı anda işlenen eylemlerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığı, somut olayda ise sanığın evinde yapılan aramada gerçek üç ayrı şahıs adına sahte sürücü belgeleri ve pasaportun ele geçtiği ve bu suçun mağdurunun da yukarıda belirtildiği üzere kamu olduğunun anlaşılması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak birden çok gerçek kişi aleyhine sahte belgenin düzenlenmesi olgusunun TCK'nin 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında nazara alınabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca kazanılmış haklar saklı kalmak kaydıyla BOZULMASINA, 03.02.2020 tarihinde Üye ...'ın 43. maddesinin uygulanması gerektiği yönündeki karşı oyu ile oyçokluğuyla karar verildi.
Başkan V. Üye Üye (M) Üye Üye | KARŞI OY | Dairemizin 2017/14699 Esas, 2020/755 Karar sayılı 03.02.2020 tarihli kararına ilişkin karşı oy: | a) Zincirleme Suç kavramı: | b) Mağdur kavramı: | II- Somut olay ve kanaatimiz;
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı, sanığın evinde yapılan aramada ele geçirilen üç ayrı gerçek kişi adına düzenlenmiş sahte sürücü belgeleri ve pasaport nedeni ile zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
I-Belgede sahtecilik suçlarında "zincirleme suç" ve "mağdur" kavramı ile ilgili değerlendirmelerimiz ve Dairemiz uygulamaları:
5237 sayılı TCK’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesinde "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." şeklinde düzenleme yapılarak faile ayrı ceza yerine artırılmış bir ceza verilmesi amaçlanmıştır.
5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, suçların mağdurlarının aynı kişi olması ve bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
"Aynı neviden fikri içtima" kavramı ise 5237 sayılı TCK'nin 43/2 maddesinde "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." şeklinde düzenlenmiş olup, aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacak, ancak bu ceza TCK’nun 43/1. maddesine göre artırılacaktır.
Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; Hareket ya da fiilin hukuksal anlamda tek olması, birden fazla suçun işlenmiş olması, işlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması ve bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir.
Aynı suç işleme kararı ile aynı anda gerçekleştirilen sahtecilik fiillerinde toplumun yanı sıra gerçek kişilerinde haksızlığa uğraması ve gerçek kişilerin birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı dairemiz uygulamalarında genel bir kabul görmüştür.
Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanan mağdur, Ceza hukukunda ise suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir
"Mağdur" ve "suçtan zarar gören" kavramları kanunda açıkça tanımlanmamış ise de Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26.06.2018- 2017/21-2018/311 sayılı, 22.04.2014- 2013/397- 2014/202 sayılı kararlarında "TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır." şeklinde tespitte bulunmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26.06.2018 ve 22.04.2014 tarihli kararlarında belgede sahtecilik suçlarında mağdur kavramını irdelerken bu kez "5237 sayılı TCK'nın belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir." şeklinde tespitte bulunarak sahtecilik suçu zararına işlenen gerçek kişilerin ancak "suçtan zarar gören" olabileceğini "mağdur" olamayacağını kabul etmiştir.
Ceza Genel Kurulu 22.04.2014 tarihli kararında "somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK'nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde tespitte bulunarak " aynı suç işleme kararı ile 5 farklı gerçek kişi adına sahte belge düzenlenmesi halinde birbirinden bağımsız beş ayrı resmi belgede sahtecilik suçu oluşacağına dair uygulamanın" ölçülülük ilkesine aykırı olacağı, ancak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği benimsenmiştir.
Kanaatimizce de topluma karşı suçlar arasında düzenlenen belgede sahtecilik suçlarında toplumu oluşturan bireylerin tamamının mağdur olacağı kabulü doğru ise de eylemin doğrudan doğruya belirli bir gerçek kişinin zararına işlenmesi ve gerçek kişilerinde haksızlığa uğraması durumunda bu gerçek kişinin de mağdur olacağını kabul etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Örnek vermek gerekirse; adına sahte bir çek düzenlenen ve böylece haberi olmadan borçlandırılan gerçek kişi ile yine yapılan bir alışveriş sırasında kendisine sahte çek verilen kişinin haksızlığa uğradığı bir gerçekliktir. Bu gibi durumlarda haksızlığa uğrayan, menfaatleri ihlal edilen gerçek kişilerinde doğrudan doğruya mağdur olduğunu kabul etmek gerekir.
Sahtecilik eyleminin bir tüzel kişinin zararına işlenmesi halinde ise tüzel kişinin suçtan zarar gören olacağı kabul edilmelidir.
c)Yargıtay 11.Ceza Dairesi uygulamalarında; aynı suç işleme kararı ile aynı anda gerçekleştirilen sahtecilik fiillerinde birden fazla gerçek kişinin de haksızlığa uğraması, mağdur edilmesi ve suçtan zarar görmesi halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
"22.10.2007 tarihli tutanakta belirtildiği şekli ile sanığın eşinin, sanığın kullandığını iddia ettiği farklı gerçek kişilere ait iki adet sahte nüfus cüzdanını kolluk güçlerine teslim etmesinden ibaret eyleminin, suça konu belgelerin aynı anda ele geçirilmesi ile farklı tarihlerde düzenlendiğine ilişkin bir delilde bulunmamasına göre, 5237 sayılı Yasanın 43/2. maddesi gereğince zincirleme olarak işlenmiş tek resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde iki kez “resmi belgede sahtecilik” suçundan mahkumiyet hükmü kurulması" (11.C.D. 16.04.2015 2013/7219- 2015/25502)
"... ancak içtihadi süreçte Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun zincirleme suç kavramını açıklayan birçok kararında "aynı suç işleme kararından" yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması, aynı suç işleme kararının varlığının, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özelliklerinin değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağının belirtildiği..." (11.C.D.15.06.2016 -2016/7929 - 2016/5534)
".... Bununla birlikte belgede sahtecilik suçunun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkündür. Belgede sahtecilik suçunun işlenmesi nedeniyle farklı kişilerin çıkarlarının zedelenmiş olması suçun bu öncelikli niteliğini değiştirmeyeceği gibi zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına da engel değildir..." (11.C.D. 10/10/2016- 2016/10123- 2016/6846)
" Belgede sahtecilik suçlarında suçun konusu belge olup korunan hukuki yarar kamu güvenidir ve suçun geniş anlamda mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Nitekim belgede sahtecilik suçlarına ilişkin TCK'nun 204-212. maddeleri Kanunun Kamu Güvenine Karşı Suçlar bölümünde yer almaktadır. Bununla birlikte belgede sahtecilik suçunun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkündür. Belgede sahtecilik suçunun işlenmesi nedeniyle farklı kişilerin çıkarlarının zedelenmiş olması suçun bu öncelikli niteliğini değiştirmeyeceği gibi zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına da engel değildir. Sanıktan temin edilen ve farklı kişiler adına düzenlenen nüfus cüzdanı ve sürücü belgesinin dosya kapsamına göre de farklı zamanlarda düzenlendiğine veya kullanıldığına dair kesin delilin bulunmaması karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı Yasanın 43/2. madde kapsamında zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırı, " (11.C.D. 22.02.2016 -2014/3499- 2016/1371)
"Sanığın suça konu sahte 4 adet bonoyu katılan Seç Ser. Plas. İnş. ve Mak. San. Tic. Ltd. Şirketine vererek kullanmak suretiyle üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunduğu somut olayda; bir suç işleme kararının icrası kapsamında, farklı gerçek kişilere ait olan senetlerin aynı anda katılana verilmesi halinde de eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 43/2. madde yoluyla TCK'nın 43/1. maddesi kapsamında kalacak olması nedeniyle tebliğnamedeki bu hususa ilişen bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir."(11.C.D.11.12.2017 - 2017/5069 -2017/8774)
"İncelenen dosya içeriğine göre; sanıktan aynı anda ele geçirilen suça konu sürücü belgelerinden 3 adedinin, farklı gerçek kişiler adına düzenlenen sürücü belgelerindeki fotoğrafların sonradan tahrifen yapıştırılmak sureti ile oluşturulduğu, 1 adet sürücü belgesinin ise renkli fotokopi veya renkli yazıcı yardımıyla tamamen sahte olarak oluşturulduğu kabul edilen olayda suça konu sürücü belgelerinin farklı zamanlarda düzenlendiğine veya kullanıldığına dair kesin delilin bulunmaması karşısında; sanığın eyleminin aynı neviden fikri içtima kuralı gereğince zincirleme şekilde tek resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi hükümlerinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı" (11.C.D.27.02.2017- 2017/1205-2017/1372)
Sonuç olarak Dairemiz uygulamalarında ; aynı anda ele geçirilen farklı gerçek kişiler adına düzenlenmiş sahte belgelerin farklı zamanlarda üretildiğinin ispat edilememesi durumunda 5237 sayılı yasanan 43/2 maddesi hükümlerinin uygulanacağı benimsenmiştir.
01.04.2011 tarihinde sanığın kullandığı adreslerde yapılan aramalarda sanığın fotoğrafının yapıştırılmış olduğu gerçek kişiler ... ve ... adına düzenlenmiş sahte sürücü belgeleri ile yine sanığın fotoğrafının yapıştırılmış olduğu ... adına düzenlenmiş gözüken sahte pasaportun ele geçirildiği ve sanık hakkında resmi belgede sahtecilik eyleminden dolayı TCK'nın 204/1 maddesi uyarınca 3 kez cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı,
Yapılan yargılama sonucunda ise sanığın ..., ... adına düzenlenen sahte sürücü belgeleri, ... adına düzenlenen sahte pasaport nedeni ile TCK'nın 204/1 maddesi uyarınca 3 kez cezalandırılmasına karar verildiği,
Sanık müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 29.09.2015 tarihi ve 2013/14521-2015/28853 sayı ile;" Sanığın, kolluk görevlilerince değişik yerlerde yapılan aramada, ... ve ... adına düzenlenmiş sahte olarak tanzim edilmiş sürücü belgeleri ile ... adına düzenlenmiş ancak sanığın fotoğrafı bulunan pasaport ele geçirilmesi nedeniyle açılan kamu davasında; belgelerin farklı tarihlerde düzenlenip kullanıldığına ilişkin bir tespit bulunmaması karşısında; adlarına sahte belgeler düzenlenen kişilerin gerçekte varolmaları durumunda eylemin TCK'nun 43/2 delaletiyle 43/1. maddesinin uygulanması gerekeceği, bu kişi adlarının hayali isimler olması durumunda ise birden çok sahte belgenin düzenlenmesi olgusunun TCK'nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında nazara alınabileceği gözetilmeden, eksik araştırma ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda da " belgelerin farklı tarihlerde düzenlenip kullanıldığına ilişkin herhangi bir tespit bulunmadığı, ancak adlarına sahte belgeler düzenlenen kişilerin gerçekte Nüfus İdaresine kayıtlı gerçek kişiler olduğu," kabul edilerek sanığın TCK'nın 204/1, 43/2 maddesi yollamasıyla 43/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Somut olayda sanığın adreslerinde yapılan aramalarda ele geçirilen gerçek kişiler ... ve ... adına tanzim edilmiş sahte sürücü belgeleri ile ... adına tanzim edilmiş sahte pasaportun sanık tarafından aynı anda düzenlettirilip kullanılmaya başlandığı ve aynı anda ele geçirildiği,
Aynı anda ele geçirilen ve farklı gerçek kişiler adına düzenlenmiş suça konu sahte belgelerin farklı zamanlarda üretildiği tespit edilememiş ise de somut olayda konu tek olmayıp üç farklı gerçek kişi adına düzenlenmiş üç farklı belge ve konunun bulunduğu,
Adlarına sahte belge düzenlenen gerçek kişilerinde haksızlığa uğradıkları, mağdur edildikleri ve menfaatlerinin ihlal edildiği ve bu anlamda sahtecilik fiilinin mağduru yada suçtan zarar göreni oldukları dikkate alındığında TCK'nın 43/2 maddesi hükümlerinin uygulanmasının adaletli bir sonuç olacağı,
Kaldı ki sahte belge sayısı ve çeşitliliği olgusunun TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın altı sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde nazara alınabileceği düşünüldüğünde "ölçülülük ilkesine aykırı" davranma kaygısının da yerinde olmadığı,
Nitekim Dairemizin 29.09.2015 tarihi ve 2013/14521-2015/28853 sayılı kararında "belgelerin farklı tarihlerde düzenlenip kullanıldığına ilişkin bir tespit bulunmaması karşısında; adlarına sahte belgeler düzenlenen kişilerin gerçekte varolmaları durumunda eylemin TCK'nun 43/2 delaletiyle 43/1. maddesinin uygulanması" kabul edildiği,
Bozmaya uyan mahkemenin; 3 farklı gerçek kişi adına düzenlenen belgelerin farklı tarihlerde düzenlenip kullanıldığının tespit edilememesi nedeni ile TCK'nun 43/2 delaletiyle 43/1. maddesinin uygulanması gerekeceğine ilişkin kabulü ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığı,
Kararın "Onanması" gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun "Bozma" düşüncesine katılmıyorum. 03.02.2020