Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait “vera tereyağı keyfi”, “keyfe türk kahvesi”, “keyf”, “keyfedüş”, “keyfe şekil” ve “keyf” ibareli markaların bulunduğunu, davalı Şirketin 2017/32434 sayılı ve “Keyf-i Ala Türk Kahvesi” ibareli marka başvurusuna müvekkili tarafından yapılan itirazın davalı Kurum tarafından nihai olarak reddedildiğini, oysa davalı tarafın başvurusunun hiçbir ayırıcı vasfının, baskın unsurunun, orijinal niteliğinin bulunmadığını, dava konusu markanın müvekkili markası ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, müvekkilinin “keyf” şeklinde oluşturduğu markalarını 5. ve 29. sınıflarda tescil ettirdiğini ve 7.000’i aşkın satış noktasında bu ürünlerin satışının yapıldığını, dava konusu markanın müvekkilinin markasının esaslı unsurlarının nerede ise tamamını ihtiva edecek şekilde ve aynı, benzer emtialar üzerinde müvekkilinin markası ile ses benzerliği devam edecek nitelikte “Keyf-i Ala Türk Kahvesi” olarak oluşturulduğunu, bu şekli ile “Keyf-i Ala Türk Kahvesi” markasının tescil edilmesi durumunda tüketiciler nezdinde bu marka ile müvekkilinin markasının karıştırılmasının, söz konusu markanın müvekkilinin markası olduğu izlenimi edinileceğinin kaçınılmaz olduğunu, bu hususun da davalı tarafa müvekkilinin tanınmışlığından kaynaklı ekstra bir avantaj sağlayacağını, aynı zamanda dava konusu marka ile kötü verilecek hizmetler ile kötü üretilebilecek ürünler nedeni ile de müvekkilinin marka ve işletmesinin zarara uğrayacağını, davalı tarafın kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK kararının iptaline ve 2017/32434 başvuru numaralı “Keyf-i Ala Türk Kahvesi” ibareli markanın tüm sınıflar bakımından sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
1.Davalı TÜRK PATENT vekili cevap dilekçesinde; Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından ilk olarak 26.08.2014 tarihinde “Keyf-i Ala Türk Kahvesi” olarak başvuru yapıldığını, akabinde davacının “keyf” markasının başvurusunun 31.12.2014 tarihinde farklı sınıflarda yapılmışsa da müvekkilinden sonra olduğunu, müvekkilinin davacı firma gibi mağazacılık yoluyla satış yapan bir firma olmayıp doğrudan e-ticaret üzerinden satış yaptığını, davacının müvekkilinin 35. sınıfta yaptığı başvurudan sonra keyfe, keyfedüş, keyf gibi başvurularda bulunduğunu, davacının asıl iltibasa sebebiyet veren olmasına karşın müvekkilinin tanınmışlığından yararlanmaya çalıştığını, müvekkili başvurusunun önceki tescilli markalarının serisi niteliğinde olduğunu, taraf markaları arasında benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvuru konusu işaret ile davacı markası arasında işletmesel bağlantılandırmayı tesis eden herhangi bir unsurun bulunmadığı, davacı markalarını sunan işletmeyle iltibasın olmadığı, dava konusu markanın tüketici nezdinde bütüncül olarak bir isim tamlaması şeklinde algılanacağı, işaretlerdeki farklılığın karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırdığı, her iki kelimenin gerek görsel, gerek işitsel gerekse anlamsal olarak farklı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde dava konusu marka ile davacı markası arasında marka işaretleri bakımından benzerlik bulunmadığı, davalının farklı bir marka tescil başvurusunda bulunmasının kötü niyetli olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama esnasında alınan bilirkişi raporları arasında çelişkiler mevcut olup bu çelişkilerin giderilmesi yönünde itiraz etmelerine rağmen mahkemece bu talebin göz ardı edilerek karara varıldığını, müvekkili şirkete ait marka ibaresi ile davalı tarafa ait marka ibaresinin tüketici nezdinde aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesini yaratabileceği, karıştırılma ihtimali için tüketicinin mutlaka yanılmaları gerekmeyip böyle bir tehlikenin varlığının da yeterli bulunduğunu, ortalama tüketici kitlesinin tümünün yanılma tehlikesi ile karşılaşması gerekli olmayıp tüketicilerin bir kısmının bu tehlike altında bulunmasının yeterli olduğunu, müvekkili Şirkete ait ''KEYF'' ibareli seri markalar ile davalı tarafa ait ''Keyf-i Ala Türk Kahvesi'' ibareli markanın bu tehlike unsurunu açıkça barındırdığı ve ortalama tüketiciyi aynı işletmesel kökenden geldiği yanılgısına düşüreceğini, itiraza konu "KEYF-İ ÂLÂ" ibareli markada açıkça görüldüğü üzere müvekkilin markasında yer alan tüm unsurların korunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının itirazına mesnet 2004/46009 sayılı "KEYF" ibareli markanın kapsamında yer alan 11. sınıf mallarla, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 11. sınıf mallar aynı/benzer olup, emtia benzerliğine ilişkin koşulun gerçekleştiği, marka işaretlerinin karşılaştırılmasına gelince; dava konusu başvurunun "keyf-i ala Türk Kahvesi" ibareli olduğu, başvuruda yer alan "Türk Kahvesi" ibaresinin ayırt edicilikte geri planda kaldığı, başvurunun asli unsurunun "keyf-i ala" ibaresi olduğu, davacının 2004/46009 ibareli markası "KEYF" ibareli olup bu hali ile marka işaretlerinin benzediği, "keyf-i ala" ibaresi "keyfi güzel, keyfi yerinde" anlamlarına gelmekte olup, vurgunun keyf ibaresi üzerinde toplandığı, başvurunun sonunda yer alan "ALA" ibaresi gerek keyf ibaresine vurgu yapması hem de kulakta bıraktığı izlenim itibariyle markaları farklılaştırmadığı, dava konusu ürünlerin ortalama tüketicilerince dava konusu başvurunun, davacı markasının serisi olarak algılanması ihtimali bulunmadığı, davacıya ait 2004/46009 sayılı "KEYF" ibareli marka ile dava konusu başvuru arasında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel ve işitsel olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunduğu, dava konusu başvurunun, kapsamındaki ürünlerin ortalama tüketicilerince davacı markalarının devamı/serisi olarak algılanacağı, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, YİDK kararının iptaline, dava konusu 2017/32434 sayılı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
1.Davalı kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; kurum kararının yerinde olduğunu, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, başvuru markası ile davacı markalarının yazım stilinin farklı olduğunu, markaların bütün olarak farklı algılanacağını, "Keyf" ibaresinin ayırt ediciliğinin yüksek olmadığını, davacı inhisarına bırakılmaması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; alınan son bilirkişi raporunun benzerlik bulunmadığı yönünde olduğunu, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, yazı karakterlerinin de farklı olduğunu, "Keyf" ibaresinin davacının inhisarına bırakılmaması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalılar vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.