HÜKÜM:
Ret
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının kurucu ortağı olduğu Tasfiye Halinde ... Uluslararası Denetim ve Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.'nin yasal ve geçerli en son yönetim kurulu başkanı olduğunu, şirketin sicilden terkin edildiğini, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.05.2017 tarih, 2016/486 E., 2017/400 K. sayılı kararıyla İstanbul 2. Fikri Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/42 E. sayılı dosyası ile sınırlı olmak kaydı ile şirketin ihyasına karar verildiğini, genel kurul yapılması için Mahkemece yetki verilmesine rağmen, 09.09.2019 tarihinde yapılan genel kurulda, toplantı başkanı seçilemediğinden toplantının ertelendiğini, davacının açtığı İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/774 E. sayılı dosyasından verilen 07.04.2010 tarihli karar ile 21.09.2007 tarihli olağanüstü genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespit edildiğini, kararın Yargıtay incelemesi neticesinde 30.12.2011 tarihinde kesinleştiğini, davalıların mutlak butlan kararı ile yok hükmünde sayılan yönetim kurulu üyeleri olduklarını, davalıların, 30.09.2007 ile 31.12.2012 tarihleri arasında tahrif edilmiş, yanıltıcı ve gerçeğe aykırı belgelere, muhasebe ve hesap hileleri içeren kayıtlara dayalı olarak oluşturulan mali tabloları vergi dairesine sunduklarını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya düzensiz bir şekilde tutulmasından davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olacağını, vergi usul kanunu gereği usulsüzlük cezasının söz konusu olacağını, davacı ...’in usulsüz ve yasaya aykırı şekilde 2007 yılında yönetimden çıkarılmasından itibaren, 30.09.2007 ile 31.12.2012 arasında, davalıların şirketin içini boşaltmak amacıyla, şirketin büyük ortağı olan davacı müvekkilini usulsüz ve hileli yollarla şirket yönetim kurulu başkanlığından uzaklaştıran davalıların, şirket yönetimini ele geçirdiklerini, şirketin tüm malvarlığını, hak ve alacaklarını, şirket ortağı ...’a ve üçüncü gerçek ve tüzel kişilere aktardıklarını, şirketi fiktif ve yetkisiz borçlandırıp şirkete ait paraları nakden çekip zimmetlerine geçirdiklerini, ortaklar hesabına virman yapılan tutarlar ile 7.765.752,00 TL tutarındaki paraları çekip haksız olarak zimmetlerine geçirmeleri, 30.09.2007 ile 31.12.2012 tarihleri arasında yapılan şirket genel kuruluna gerçek dışı bilgiler sunmaları nedeniyle, davalıların yönetim kurulu üyesi sıfatı ile görev yaptıkları 30.09.2007 ile 31.12.2012 arasındaki dönemlerde kanunun ve esas sözleşmede belirtilen görev ve yükümlülüklerine açıkça aykırı davranarak şirket ve müvekkili davacı şirket ortağına verdikleri zararın tespitine, belirsiz alacak davası niteliğinde olmak ve zararın tam ve kesin olarak belirlenmesi neticesinde arttırılmak kaydıyla şimdilik 550.000,00 TL tutarındaki zararın, zararın meydana geldiği tarihlerden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsili ile Tasfiye Halinde ... Uluslararası Denetim ve Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.'ne ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafça iddia olunan iş ve işlemlerin büyük çoğunluğunun 2007 ve 2008 yıllarında gerçekleştirilen işlemler olup, birkaçının 2008 -2010 yılları arasında olduğunu, 2011 ve 2012 yıllarında gerçekleştirilen herhangi bir iş veya işleme ilişkin bir iddia bulunmadığını, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21.09.2007 tarih, 2007/774 E., 2010/177 K. sayılı genel kurul kararlarının butlanına ilişkin kararın 30.12.2011 tarihinde kesinleştiğini, davacının en geç 30.12.2011 tarihi itibariyle huzurdaki davaya konu ettiği iş ve işlemlerin tamamından haberdar olduğunu, ortakların ve şirket alacaklılarının, anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı tazminat taleplerini hangi süreler içerisinde yöneltmeleri gerektiği hususunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 560 ıncı, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 340 ıncı maddesinin yaptığı atıfla 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlendiğini, söz konusu maddelerde öngörülen iki ve beş yıllık zamanaşımı süreleri dolduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyeceğini, hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davacının 7.765.752,00 TL üzerinden nisbi harcı tamamlaması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının şikayeti üzerine davalılar ile dava dışı ... hakkında, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/172 E. sayılı dosyasıyla hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda Mahkemenin 19.11.2015 tarih, 2015/243 K. sayılı kararıyla davalılara atılı eylemlerin kanunda suç olarak tanımlanmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği kararın Yargıtay'ın 13.11.2018 tarihli onama kararı ile kesinleştiği, davalılara yüklenen fiilin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu anlamında suç oluşturmadığı kesinleşen Ceza Mahkemesi kararı ile sabit olduğundan ceza zamanaşımı sürelerinin huzurdaki davada uygulanması mümkün olmadığı, 30.09.2007-01.07.2012 tarihleri arasındaki eylemler için 6762 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ile 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde düzenlenen zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl, herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların dava konusu işlem ve eylemleri aynı zamanda suç teşkil ettiğinden uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiğini, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının, 15 yıllık uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel teşkil etmeyeceğinin Yargıtay kararları ile de sabit olduğunu, zira Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2008 tarih, 2008/4-326 E. ve 2008/325 K. sayılı kararı ve 01.12.2020 tarih, 2018/157 E. ve 2020/981 K. sayılı kararında da konuya ilişkin açıklamalar bulunduğunu, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyasından başka davalılar hakkında savcılık dosyaları bulunduğunu, müvekkili davacı tarafından sınırlı bilgi ve belgelerle yapılan inceleme ve araştırmalar ile alınan, 17.08.2020 tarihli uzman görüş raporu doğrultusunda, 2007-2020 yılları arasında kalan döneme ilişkin davalıların gerçek dışı bilgi ve belgeler sunmak, vergi kaçakçılığı ve sahte evrak düzenlemek suçlarına ilişkin söz konusu ceza davasına konu suç eylemlerinden farklı suç eylemleri bulunduğu anlaşılarak haklarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/124260 ve 2021/27344 soruşturma numaralı dosyaları ile 10.09.2020 ve 15.02.2021 tarihlerinde yeni suç duyurularında bulunulduğunu, davacının uğranılan zararı ve sorumlularını öğrendiği tarihin butlan kararının kesinleştiği 30.12.2011 tarihi olarak kabul edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalıların Tasfiye Halinde ... Uluslararası Denetim ve Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıkları, 30.09.2007 - 31.12.2012 tarihleri arasındaki dönemde şirket ve davacı şirket ortağına verdikleri zararın davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesi istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendi ile ikinci fıkrası.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.