Esastan Ret

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalının kusurlu olduğundan bahisle 210.000,00 TL maddi, 28.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazası nedeniyle davacının %19,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının %20, davalının %80 oranında kusurlu olduğundan bahisle davacının manevi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 28.942,50 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, maddi tazminat hesaplamasına esas alınan ücretlerin gerçeği yansıtmadığını, bilirkişi raporlarında davacının aktif ve pasif yaşam süresi ile ilgili tespitlerin de mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan 22.03.2021 tarihli Bilirkişi Raporunda önceki rapora yapmış oldukları süresinde itirazlarının hiçbirisinin değerlendirilmediğini, davacının 49 yaşından sonraki tüm döneminin pasif devre kabul edilerek, salt asgari ücrete göre hesap yapılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı işveren tarafından, emeklilik sebebiyle davacının iş akdine son verildikten sonra, davacı işçinin başka bir iş yerinde aktif olarak fiilen çalışmasını sürdürmekte olması nedeniyle aktif dönem hesabının olağan emeklilik yaşı olan 60 yaşına kadar devam ettiği kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğini, davacı işçinin 09.10.1964 doğumlu olup, kaza tarihindeki yaşının 42 olduğunu, PMF-1931 Yaşam Tablosuna göre bakiye ömrü 27 yıl, aktif ömrü 17 yıl, Pasif döneminin ise 10 yıl olduğunu, Yargıtay içtihatları gereğince, davacının maddi zarar hesaplamasının farazi değil, fiilen çalışması gözetilerek, bu bilgiler ışığında yapılması gerektiğini, davacı işçiye verilen %20 kusur oranının mesnetsiz olduğunu, kazanın işverenin tam kusurundan kaynaklanan nedenlerle gerçekleştiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasını istemiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hesaplamada ve özellikle pasif dönem hesabında hata yapılarak davacının geliri ve maddi zararın hesabında hataya düşüldüğünü, davacının sürekli iş göremezlik oranının %60’ın altında kaldığını, bu nedenle pasif dönem için zarar hesabı yapılmaması gerektiğini, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu, peşin harç ve bakiye harcın hatalı paylaştırıldığını istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen esastan red kararında manevi tazminata ilişkin hüküm yönünden miktar itibariyle kesinliğin söz konusu olduğunun belirtilmesi gerekirken tüm hüküm yönünden temyiz yolu açık karar verilmesinin yerinde olmadığını, ücretin hatalı ve eksik tespit edildiğini, müvekkil işçi, her ne kadar davalı iş yerinden emekli olarak 01.11.2013 tarihinde ayrlmışsa da, o tarihten, bu güne başka bir iş yerinde, aynı ücretle makina operatörü olarak fiili çalışmasını sürdürdüğünü, davacının 49 yaşından sonraki tüm döneminin pasif devre kabul edilerek, salt asgari ücretten hesap yapılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davaya konu iş kazasının meydana gelmesinde kusurun tamamının davalı işverene ait olduğunu, müvekkiline verilen %20 oranındaki kusuru kabul etmediklerini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkiline verilen %80 oranındaki kusurun fazla olduğunu, davacının sürekli iş göremezlik oranının %60’ın altında olmasına göre pasif dönem hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu, peşin harç ve bakiye harcın doğru paylaştırılmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle asıl temyiz dilekçesindeki itirazlarını tekrarlamıştır.

Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.

a.Davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz istemi yönünden
Davalı vekilinin süresinde Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı gerekçeli temyiz dilekçesi verdiği, davacı tarafın gerekçeli temyiz dilekçelerinin kendilerine tebliğinden sonra yine süresinde katılma yoluyla temyiz dilekçesi ibraz ettiği, katılma yoluyla temyiz dilekçesinde ileri sürülen itirazların gerekçeli temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz itirazlar ile aynı mahiyette olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

b.Davalı vekilinin temyiz istemi ile davacı vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarnın incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.

Dosya içeriğine göre davacı vekilinin 210.000,00 TL maddi, 28.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi'nce davacının manevi tazminat isteminin kabulü ile davacı lehine 28.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile davacı lehine 28.942,50 TL maddi tazminat ödenmesine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 28.09.2022 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının 107.090,00 TL olduğu gözetildiğinde, kabulüne karar verilen manevi tazminat tutarı ile kısmen kabulüne karar verilen maddi tazminat tutarlarının davalı yönünden temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı, yine kabulüne karar verilen manevi tazminat tutarının davacı yönünden temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin açıklanan kısımlara yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir.

c. Davacı vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Dosya kapsamından, mahkemece üçüncü kök hesap raporuna ek olarak alınan 22.03.2021 tarihli ek hesap raporunda iki ihtimalli bir hesaplama yapıldığı, İlk Derece Mahkemesince bu raporun davacının ücretini asgari ücretin 4,37 katı olarak kabul eden ihtimaline itibar edildiği, kaza tarihinden sonraki bordroların zayi olmasından dolayı temin edilemediği, Kuruma bildirilen ücretlerin eksik bildirilmiş olduğuna dair taraflar arasında bir uyuşmazlık söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.

Somut olayda taraflar arasında Kuruma bildirilen ücretlerin eksik bildirildiğine dair bir uyuşmazlık bulunmadığı açık olduğuna, gerçek varken varsayıma itibar edilemeyeceğine göre varsayıma dayalı olarak davacının ücretinin asgari ücretin 4,37 katı olduğu kabulünden hareketle hesaplama yapan hesap raporu doğrultusunda sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir.

Mahkemece yapılacak iş kazası tarihinden davacının yaşlılık aylığı almaya başladığı tarihe kadar Kuruma bildirilen ücretleri ay ay tespit etmek, aktif dönem hesabını kaza tarihinden davacının yaşlılık aylığı almaya başladığı tarihe kadar Kuruma bildirilen bu brüt ücretlerin net tutarları üzerinden yapmak, davacının yaşlılık aylığı almaya başladığı tarihten itibaren bakiye ömür sonuna kadar yapılacak pasif dönem hesabını ise asgari geçim indirimsiz net asgari ücret üzerinden hesaplamak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

Açıklanan sebeplerle,

1.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının miktardan reddine,

2.Davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin reddine,

3.Davacı vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazının miktardan reddine,

4.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

5.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

6.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.