Taraflar arasındaki basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 23.07.2017 tarihinde davalının imtiyaz sahibi olduğu ...'nin 10. Sayfasında yayınlanan "Kozaya kayyum atanan Avukat FETÖ'cü iddiası" başlıklı haber nedeniyle saygın bir avukat olan müvekkilinin kişilik haklarının zarar gördüğünü, haberde belirtilen söz ve ifadelerin gerçek dışı olduğunu, 31.03.2017 tarihinde FETÖ soruşturması kapsamında kayyum atanan ... Turizm Seyahat ve Ticaret A.Ş' nin yönetim kurulu başkanlığına görevlendirildiğini, 4 ay bu görevi özveri ile sürdürdüğünü, görevinin sona ermesinin FETÖ soruşturmaları ile ilgili olmadığını, hakkında yürütülen ceza veya idari soruşturma olmadığını, haberde belirtilen Türk Hukuk Enstitüsü üyeliğinden çıkarılma iddiasının gerçek dışı olduğu hususunun müzekkere ile sorulması gerektiğini, gerçeğe aykırı haber ile itibarının sarsıldığını, davalı tarafa bu konuda ihtarname gönderilmesine rağmen sonuç alınamadığını belirterek 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile kararın yayınlanması isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; tekzip metninin yayınlanması talebi yönünden mahkemenin görevli olmadığını, davacının kayyum atanan ... Turizm Seyahat ve Ticaret A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanlığına getirilmesinden sonra Koza Şirketi'nin sahibi ...'in avukatlığını yapan Avukat ...nin bürosunda çalıştığı hususunun ortaya çıktığını, bu nedenle yönetim kurulu üyeliğine son verildiği iddiaları üzerine haber yapıldığını, davacının da belirtilen büroda çalıştığını kabul ettiğini, kamuoyunu ilgilendiren bu durumun haber yapılmasının basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, haberin güncel ve görünür gerçeğe uygun olduğunu, toplumsal ilgi ve kamu yararı bulunduğunu, ...'in yanında avukat olarak çalışmış birinin ...'in şirketine Yönetim Kurulu Başkanı olarak atanmasının toplum açısından ilgi çekici olup haber değeri taşıdığını, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; basının olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmekle sorumlu olduğunu, basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından biri olduğu, davaya konu edilen haberin görünür gerçekliğe uygun olduğu, basın özgürlüğü kapsamında gazetede ve köşe yazısında yer alan söz ve ifadelerin, davacının kişilik haklarına zarar verecek nitelikte olmadığı gerekçesi ile davanın esastan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu haberi ilk yapan dava dışı kişinin FETÖ lehine kamuoyu oluşturmak nedeniyle soruşturma geçirdiğini, davalının haber ile buna iştirak ettiğini, müvekkili hakkında açılmış FETÖ soruşturması ve idari soruşturma bulunmadığını, dava konusu haberin gerçek dışı olduğunu, güvenlik soruşturmalarından geçerek ... Turizm Seyahat ve Ticaret A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanlığına görevlendirildiğini, bu görevi de özveri ile 4 ay yürüttüğünü, Avukat ...nin bürosunda çalıştığı iddia edilen sürenin haberin aksine 4 yıl değil 1 yıl 11 ay 3 gün olduğunu, avukat olarak bir çok başarısı olmasına rağmen bu haber ile anıldığını, ilk yapılan haberin kayyumluk görevinden alınmasına sebep olduğunu, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının avukat olduğu, FETÖ yapılanması ile irtibatlı olduğu tespit edilerek kayyum atanan ... Turizm Seyahat A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığına görevlendirildiği, anılan şirketin sahibi ...’in vekilliğini yapan Avukat ...’nin FETÖ üyeliğinden mahkumiyetine karar verildiği, davacının geçmişinde avukatlık stajını Avukat ...’nin yanında yaptığı, bir süre de avukat olarak yanında çalıştığı, bu hususun davacının da kabulünde olduğu, bu nedenle sözkonusu şirkete davacının yönetim kurulu başkanı olarak atanmasının haber değeri taşıdığı, habercinin habere konu ettiği olayın kesin gerçekliğini ispatlaması gerekmediği bu anlamda haber başlığında “iddia edildi” ifadesine yer verildiği, gazetecinin görevinin güncel olan bilgi ve iddiaları aktarmak ve gerçek olup olmadığı hususunda insanları düşünceye sevk etmek olduğu, haber bütün olarak değerlendirildiğinde, özle biçim arasındaki dengenin korunduğu, davaya konu haberde kullanılan başlık ve ifadelerin gazetecilik üslubu gereği okuyucunun dikkatini çekmeyi amaçladığından hukuka uygun olduğu, haberin toplumun haber alma hakkı ve diğer anayasal haklar çerçevesinde hukuka uygun olarak yapıldığı, ifade ve basın özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu haberi ilk yapan dava dışı kişinin FETÖ lehine kamuoyu oluşturmak nedeniyle soruşturma geçirdiğini, davalının haber ile buna iştirak ettiğini, müvekkili hakkında açılmış FETÖ soruşturması ve idari soruşturma bulunmadığını, dava konusu haberin gerçek dışı olduğunu, gerçekliği konusunda araştırma yapılmadığını, güvenlik soruşturmalarından geçerek kayyum atanan ... Turizm Seyahat ve Ticaret A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanlığına görevlendirildiğini, bu görevi de haberin aksine 1,5 ay değil 4 ay özveri ile yürüttüğünü, Avukat ...nin bürosunda çalıştığı iddia edilen sürenin haberin aksine 4 yıl değil 1 yıl 11 ay 3 gün olduğunu, avukat olarak bir çok başarısı olmasına rağmen bu haber ile anıldığını, ilk yapılan haberin kayyumluk görevinden alınmasına sebep olduğunu, haberde belirtilen Türk Hukuk Enstitüsü üyeliğinden çıkarılma iddiasının gerçek dışı olduğunu, bu konuda müzekkere yazılması talep edilmesine rağmen herhangi bir araştırma yapılmadığını, davanın ilgili yerlere ihbar edilmesine yönelik taleplerinin değerlendirilmediğini, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirtmiştir.

davalı şirketin imtiyaz sahibi olduğu ...'nin 23.07.2017 tarihli nüshasında yayınlanan "Kozaya kayyum atanan Avukat FETÖ'cü iddiası" başlıklı haber nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasına dayalı manevi tazminat ve yayın istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere; davacının, FETÖ yapılanması ile irtibatlı olduğu tespit edilerek kayyum atanan ... Turizm Seyahat A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığına görevlendirildiği, anılan şirketin sahibi ...’in vekilliğini yapan Avukat ...’nin FETÖ üyeliğinden mahkumiyetine karar verildiği, davacının geçmişinde avukatlık stajını Avukat ...’nin yanında yaptığı, bir süre de avukat olarak yanında çalıştığı, bu hususun davacının da kabulünde olduğu, bu nedenle sözkonusu şirkete davacının yönetim kurulu başkanı olarak atanmasının haber değeri taşıdığı, dava konusu 23.07.2017 tarihli haberin görünür gerçeğe uygun ve güncel olduğu, haberin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, özle biçim arasındaki dengenin korunduğu; basının, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumlu olduğu, o anda var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu tutulamayacağı, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 22 Nisan 2013 tarihli ve 48876/08 başvuru numaralı kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan “bilgi” ya da “düşünceler” için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, “demokratik toplumun” onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini...” ifade edildiği; tüm bu açıklamalar ışığında haberde geçen söz ve ifadelerin, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı anlaşıldığından, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

11.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.