Başvurunun esastan reddi
SAYISI: 2021/389 E., 2022/35 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, dava dışı Dankırı Farms and Commodity Ltd. firmasından satın almış olduğu toplam 28 ton susamın Apapa/Nijerya’dan Mersin Limanı’na taşınması için uluslararası Maersk A/S şirketiyle anlaştığını, davalının bu şirketin Türkiye'deki acentesi olduğunu, müvekkiline ait susam yükünün, davalının acente sıfatıyla düzenlenen 206935379 numaralı ve 26.02.2021 tarihli konşimento uyarınca Maersk A/S firmasının donatanı olduğu gemiye yüklendiğini, taşıma sözleşmesine konu emtianın Mersin Limanına varışını müteakip yapılan kontrollerde konteynerlarda bulunan ürünlerin ıslanarak hasar gördüğünün tespit edildiğini, ekspertiz raporunda görüleceği üzere hasara uğrayan emtianın tam ve hasarsız şekildeki toplam bedelinin 33.600,00 USD olduğunu, taşımaya konu emtianın toplam değeri olan 33.600,00 USD'den hasarlı emtianın sovtaj bedeli olan 4.524,80 USD'nin düşümü sonrası müvekkilinin bakiye 29.075,20 USD tutarında zarara uğradığını, oluşan hasardan davalının aralarındaki taşıma sözleşmesi gereği sorumlu olduğunu ileri sürerek 29.075,20 USD alacağının arabuluculuk anlaşamama tutanağının düzenlendiği 02.09.2021 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesi uyarınca işleyecek faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşımaya ilişkin olan 206935379 numaralı konşimentonun arka yüzünde yer alan ve hukuken navlun sözleşmesi hükmünde olan taşıma şartlarına göre 26 ncı madde uyarınca uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken hukukun İngiliz Hukuku olduğunu ve yetkili mahkemenin ise Londra' daki İngiliz Yüksek Adalet Mahkemesi olduğunu, bu maddeyle diğer tüm mahkemelerin yetkisinin ortadan kaldırıldığını, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, hasarlı olduğu iddia edilen yüklerin bulunduğu konteynerde bir ayıp (delik, yırtık, yarık vs.) bulunmadığı gibi ıslandığı iddia edilen yüklerde deniz suyuna da rastlanmadığını, hasarın taşımanın hangi ayağında meydana geldiğinin belli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekili tarafından konişmentoda bulunan yetki kaydı nedeniyle milletlerarası yetki itirazında bulunulduğu, dava konusu taşımanın 206935379 sayılı konişmento tahtında Apapa/Nijerya Limanından Mersin Limanına yapıldığı, uyuşmazlık yabancılık unsuru taşıdığından yetki itirazının 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (5718 sayılı Kanun) kurallarına göre değerlendirileceği, 5718 sayılı Kanun'un 47 nci maddesinde, "yer itibariyle yetkinin kamu düzeni veya münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hallerde taraflar arasındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkisinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşma yapılabileceği" düzenlemesinin bulunduğu, konişmentonun arka yüzünde yer alan taşıma şartlarının düzenlendiği 26 ncı maddesinde sözleşmeden doğan taleplerde Londra'da bulunan İngiliz Yüksek Adalet Mahkemesi'nin yetkili olacağının belirtildiği, taşımaya ilişkin düzenlenen konişmentonun taşıyanın yabancı acentesi tarafından imzalandığı, navlun faturasının Maersk Denizcilik A.Ş. tarafından taşıyan adına acente kaydı ile düzenlendiği, Türk acentenin taşıma sözleşmesini yaptığına ya da taşımayı üstlendiğine dair delil bulunmadığı, bu nedenle münhasır yetkiden bahsedilemeyeceği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1237 nci maddesinde taşıyan ile konişmento hamili arasındaki hukuki ilişkilerde konişmentonun esas alınacağı, davacının yükü teslim aldığı anlaşıldığından, konişmentodaki yetki şartının gönderilen açısından da bağlayıcı olduğu kabul edilmekle, konişmentodaki yetki şartına göre somut uyuşmazlık yönünden İngiliz Yüksek Adalet Mahkemesi'nin yetkili olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararın aksine konişmentoda yer aldığı iddia edilen yetki kuralının genel işlem koşullarına aykırı olduğunu, aynı zamanda ileri sürülmesinin de dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığını, anılan hükmün yazılmamış sayılması gerektiğini, müvekkili aleyhine durumu ağırlaştırıcı sözleşme hükmünün, taraflar arasındaki adil sözleşme dengesini bozduğunu, MAERSK A/S şirketinin piyasadaki hakim konumu nedeniyle sözleşmeler üzerinde değişiklik yapma imkanı sunmadığını, beyan ve delillerine karar gerekçesinde yer verilmediğini ve hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ve 5718 sayılı Kanun'un 47 nci maddesi hükmü ile Türk Mahkemelerinin yer itibariyle yetki kurallarının münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, tarafların aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan bir uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesini kararlaştırmalarının Türk Hukuku bakımında da geçerli olacağının düzenlendiği, yabancı devlet mahkemesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 17 ve 18 inci maddelerindeki düzenlemeye paralel olarak belirli olması gerektiği, somut uyuşmazlıkta da açıkça uyuşmazlığın çözümünde Londra’daki İngiliz Yüksek Adalet Mahkemesi’nin yetkili olduğunun kararlaştırıldığı, taşıyan ile gönderilen (konişmentonun meşru hamili) arasındaki ilişkide konişmentonun esas alınacağı, dolayısıyla konişmento hamilinin gönderilen eşyayı teslim alma hakkının kapsam ve koşullarının navlun sözleşmesinden bağımsız olarak konişmentoya göre belirleneceği, 6102 sayılı Kanun'un 1237 nci maddesinin ikinci fıkrasında taşıyan ile taşıtan arasındaki ilişkinin navlun sözleşmesi hükümlerine bağlı kalacağı öngörülmüş olmakla birlikte navlun sözleşmesi hakkında ayrı bir belgenin düzenlenmediği hallerde, taşıyan ile taşıtan arasındaki ilişkide de konişmentonun esas alınacağı, zira konişmentonun bir navlun sözleşmesi yapıldığını ve şartlarını tespit ettiği, davaya konu konşimentonun ön yüzünün tercümesinde, gönderilen davacının adının yazılı olduğu ve tarafların taşıma senedinde yazılı olan şartlar çerçevesinde taşımayı yapacakları, konişmentonun 26 ncı maddesinde kanun ve yargı yetkisi düzenlenmiş olup, konşimentonun İngiliz hukukuna tabi olduğu ve tüm ihtilafların İngiliz Yüksek Adalet Mahkemesi tarafından karara bağlanacağının açıkça kararlaştırıldığı, davalı bir Türk şirketi olmadığından kendisini Türk Mahkemeleri önünde daha rahat savunabileceğinin söylenemeyeceği, Türkiye'de acentesinin bulunmasının dahi sonuca etkili olmadığı, yabancı bir şirketin uluslararası yetki itirazında bulunmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine aykırılık teşkil etmeyeceği, yine taşıma senedinde her iki tarafın hak ve sorumluluklarının belirlendiği, tarafların da tacir olduğu gözetildiğinde, yetki düzenlemesinin genel işlem şartlarına aykırı haksız şart niteliğinde olduğuna dair istinaf nedeninin de yerinde bulunmadığı, yetki sözleşmesinin asimetrik koşullar içermesinin, yetki sözleşmesini geçersiz yapmayacağı, davanın esası hakkında verilmiş bir hüküm bulunmadığından, davacı tanıkları dinlenmeksizin ve tanık beyanları ile diğer delillere itibar edilmeme nedenlerine gerekçede yer verilmemesinin hukuki dinlenilme hakkının ihlali olmayacağı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davacıya ait ürünleri deniz yoluyla taşıyan davalının ürünlerde oluşan hasar nedeniyle sorumluluğuna ilişkin talebin çözümünde Türk Mahkemelerinin görevli ve yetkili olup olmadığı, somut olaya Türk Hukukunun uygulanıp uygulanmayacağı noktasındadır.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 5718 sayılı Kanun'un 24,29 ve 47 nci maddeleri.
3.6102 sayılı Kanun'un 105 ve 1237 nci maddeleri.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.