Esastan ret
Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ile dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde;müvekkilinin 1960 yılından beri gıda sektöründe faaliyet gösteren, büyük ölçekli sanayi kuruluşları arasında yer alan bir firma olduğunu, 125’ten fazla ülkeye ihracat yaptıklarını, müvekkili şirketin 29. sınıfta tescilli “yiğit” ve "soyyiğit" ibareli markalarının bulunduğunu, davalı gerçek kişinin "YİĞİT DURAL" ibareli marka başvurusuna anılan markalarına dayalı olarak yaptıkları itirazlarının nihai olarak YİDK tarafından reddine karar verildiğini, oysa müvekkili markaları ile dava konusu başvuru arasında ilişkilendirilme dahil iltibas tehlikesi bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkili markaları ile ayniyet derecesindeki benzerliğin ticari yaşantıda davalıya haksız kazanç sağlayacak nitelikte olduğunu, davalının anılan ibareye ilişkin kullanımının hiçbir haklı sebebe dayanmadığını ileri sürerek 2018-M-9232 sayılı YİDK karar iptali ile dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu marka ile davacı markaları arasında bütün itibariyle herhangi bir benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı ... cevap dilekçesinde; taraf markaları arasında iltibasa ilişkin şartların oluşmadığını, başvuru markasında “dural” kelimesinin yer aldığını, “yiğit” kelimesinin genel bir ibare olduğunu, özgün bulunmadığını, Türkiye’de çok sayıdaki erkek çocuğuna verilen isim olduğunu, bu nedenle ayırt edici özelliğinin zayıf bulunduğunu, markalar arasında bir benzerlikten söz edilemeyeceğini, başvuruya konu işaretin kardeşinin adı ve soyadından oluştuğunu, bu nedenle bu işareti tescil ettirmekte hukuki yarar bulunduğunu davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu marka başvurusu ile davacı yanın önceki tarihli markalarının 29. sınıf emtiaları ortak olarak içerdikleri görülmekle birlikte taraf markalarındaki ortak ibare olan “yiğit” kelimesinin yaygın kullanılan bir erkek ismi olduğu, dava konusu başvurunun bir bütün olarak kişi ad-soyadı algısını çok net olarak tüketiciye verdiği, ortaklığı tespit edilen 29. sınıf emtiaların bulunduğu gıda sektöründe davacının tek başına “YİĞİT” veyahut “SOYYİĞİT” şeklindeki markalarının bilinirliği hususunu somut dosya kapsamında herhangi bir delil ile desteklemediği, dolayısıyla davacı markalarının ilgili sektörde bilinen, tanınan, maruf hale gelmiş markalar olduğu ve “yiğit” kelimesini herhangi bir kombinasyonda gören tüketicinin zihninde doğrudan davacı markaları oluşabileceği kapsamındaki davacı iddialarının, iddianın ötesinde belgelerle ortaya konulamadığı, bu durumda yaygın kullanılan bir erkek adı olan “YİĞİT” ibaresinin dava konusu markada bir isim soyadı algısı oluşturacak şekilde ve yine soyadı olan “DURAL” ibaresine nazaran ön plana çıkartılmamış mahiyetteki kullanımı nedeniyle var olan ortaklığın, dava konusu marka ile davacı markaları arasında, ortalama tüketici nezdinde algı transferine yol açacak düzeyde bir benzerlik de yaratmayacağı, tüketicinin “YİĞİT DURAL” şeklindeki bir markayı gördüğünde bu markayı davacı markaları ile ilişkilendirmesine sebep bir bağlantı kurmayacağı, “YİĞİT” şeklindeki yaygın bilinen bir kelimenin ve aynı zamanda erkek adının, yine kişi adı –soyadı olarak algılanacak bir kompozisyondaki kullanımının, ibarelerin bütünsel anlamda yarattıkları algılarda farklılıklar yarattığı, tüketicinin salt “yiğit” ibaresindeki ortaklığa dayanarak, taraf markaları arasında iktisadi – idari bir bağlantı kurmasının beklenmesinin doğru olmadığı, kaldı ki bu durumun TÜRK PATENT nezdinde “YİĞİT” ibaresini içerir şekilde çok sayıda başvurunun (özellikle ad–soyad kombinasyonundan oluşan) 29 ve 30. sınıftaki gıda emtialarında mevcut olmasından da görülebileceği sonuç olarak taraf markaları arasında iltibasa neden olabilecek düzeyde bir benzerliğin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu markanın tescil harcının süresinde yatırılmaması nedeniyle tescil talebinin reddedildiğini, İlk Derece Mahkemesince bu durumun gözletilmediğini, dava konusu başvuru ile müvekkiline ait "Yiğit" ve Soyyiğit" ibareli markaların benzer olduğunu ve aynı malları kapsadıklarını, bu nedenle taraf markaları arasında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında iltibas tehlikesi bulunduğunu, davalının kardeşinin ad ve soyadından öte "YİĞİT" ibaresini ön plana çıkardığı kullanımının iltibas tehlikesi yaratacağının açık olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu başvurunun "YİĞİT DURAL" ibaresinden oluşan ad-soyad markası olduğu, başvuruya itiraz eden davacı şirketin itirazına dayanak markalarının da “YİĞİT" ve "SOYYİĞİT" ibarelerinden oluştuğu, taraf markaları kapsamında ortak olarak bulunan “YİĞİT” ibaresinin ülkemizde yaygın kullanılan bir ad ve soyad olduğu, davalı şahsa ait başvuru markasının da kişi ad ve soyadından oluşturulan, davacı markalarından tamamen farklı algıya yol açan bir ad-soyad markası olduğu, davacı markalarının uyuşmazlık konusu 29. sınıf yönünden tanınmışlığının da ispat edilemediği, bu hale göre taraf markaları arasında 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, diğer taraftan YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemi ile açılan işbu davada iltibas değerlendirmesinin, marka işaretinin tescil edildiği ibare ve biçim dikkate alınarak yapılması gerektiği, markanın tescil edildiği şekilden farklı olarak kullanıldığı ve bu kullanımın iltibas oluşturduğu iddiasının bu davada dinlenilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davaya konu YİDK kararının isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası,
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, itiraza mesnet davacı markaları ile davalı başvuru markasının benzer olup olmadıkları ve dolayısıyla ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre ... Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptali ile tescil edilmiş ise markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
Somut olayda itiraza mesnet davacı markaları “YİĞİT” ve “SOYYİĞİT” ibarelerinden, davalının başvuru markası ise “YİĞİT DURAL” ibaresinden oluşmaktadır. Taraf markaları karşılaştırıldığında ortak unsur “YİĞİT” ibaresidir. Bu ibare aynı zamanda hem itiraza mesnet markaların hem de başvuru markasının ayırt edici ve asıl unsurudur. Bu durumda taraf markaları görsel, işitsel ve sessel olarak benzer olup, tescilli oldukları sınıflarda ayniyet ve benzerlik bulunmaktadır.
Taraf markaları ile tescilli oldukları sınıf ayniyet ve benzerliği ortalama tüketici nezdinde ilişkilendirme ihtimali de dahil karıştırma ihtimaline sebep olabilecek düzeyde olup ibarenin kişi ismi olması iltibas ihtimalini ortadan kaldıramaz. Diğer taraftan başvuru markasının itiraza mesnet markaların serisi olarak algılanma ihtimalide bulunduğu gözetilmelidir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle mahkeme kararının BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun ONAMA yönünde ki görüşüne katılmamaktayım.