SAYISI: 2022/İHK-16719

SAYISI: K-2022/10640

Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davalının itirazlarının kısmen kabulüne, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, başvurunun kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile davalı tarafından zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı aracın 09.12.2019 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 4.900,00 TL bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı ile 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 5.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslahla toplam talebini 146.055,31 TL'ye yükseltmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının bakiye alacağının bulunmadığını, davacıya ödeme yapıldığını, davacı tarafından sunulan maluliyet raporunun usul ve yasaya uygun olmadığını, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1.8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, davalının geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispat edilmesi amacıyla kusur raporu alınması gerektiğini, davacının koruyucu tertibat kullanıp kullanmadığı araştırılarak takılı olmaması halinde müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, ancak temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz işletilebileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından sunulan 21.04.2021 tarihli maluliyet raporunun usul ve yasaya uygun olduğu, davacı sürücüde %8 oranında sürekli maluliyetin bulunduğu, sigortalı araç sürücüsünün davaya konu olayda %75 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, toplam 146.055,31 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

A. İtiraz Yoluna Başvuranlar

Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.

B. İtiraz Sebepleri
Davalı vekili itiraz dilekçesinde; davacı tarafından sunulan maluliyet raporunun usul ve yasaya uygun olmadığını, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1.8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, sigortalı araç sürücüsüne yüklenen %75 oranında kusurun kabul edilmediğini, yeniden kusur raporu alınması gerektiğini, davalının davacıya ödeme yaptığını, davacının bakiye alacak hakkının bulunmadığını, davalının geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını, rücuya esas bir gelir elde edip etmediğinin araştırılması gerektiğini, davacının koruyucu tertibat kullanıp kullanmadığı araştırılarak takılı olmaması halinde müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, temerrüt oluşmadığından faiz talebinin yersiz olduğunu ve hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile geçici iş göremezlik zararının ispat edilemediği, bu nedenle reddi gerektiği gerekçesiyle davalının itirazlarının kısmen kabulüne, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, davanın kısmen kabulüne, 139.255,89 TL bakiye sürekli iş göremezlik tazminatının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının başvuru yaparken teminat yatırmadığını, bu durumun araştırılması gerektiğini, davacı tarafından sunulan maluliyet raporunun usul ve yasaya uygun olmadığını, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, faiz talebinin yersiz olduğunu ve hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile davalı tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı olan aracın 09.12.2019 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacının bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49,51 ve 54 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,89,90 ve 91 inci maddeleri, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 48 inci maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.

1. Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)’un 48 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca; Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi dava şartlarındandır. Bu itibarla İtiraz Hakem Heyetince verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz ise anılan hüküm uyarınca dava şartı eksikliğinden dava reddedilir.
MÖHUK’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre hâkim, yabancı davacının vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir.
Söz konusu anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup anılan Sözleşme’nin 17 nci maddesinde âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı Suriye uyruklu olup dosya kapsamından İtiraz Hakem Heyetince başvurucunun teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
5718 sayılı Kanun’un 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında, dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu resen gözetilmelidir.
Bu sebeple İtiraz Hakem Heyetince, öncelikle davacının statüsü belirlenerek teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa teminatın yatırılması için kesin süre verilmesi, verilen bu sürede belirtilen teminatın yatırılmaması hâlinde istemin usulden reddine, yatırılması hâlinde ise dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde Üye ... ve Üye ...'in karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız ... getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”.

Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir.

Ne varki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsü'nde olduklarından MÖHUK 48/1. maddesinden doğrudan yararlanmaları mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan / Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi, kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir.

Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki kişilerden teminat alınması, dava açma hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılması, dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır. Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir.

Bu nedenlerle, geçici koruma statüsündeki davacıdan teminat alınmaması gerektiğinden, davalının bozma sebebine göre incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyoruz.