Başvurunun esastan reddi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkili banka ile dava dışı Şahin Turizm....Ltd. Şti. arasında akdedilen 11.07.2013 ve 19.11.2014 tarihli genel kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davalı hakkında başlattıklarını ilamsız icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kefaletinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesine göre şeklen geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının davacı ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen 19.11.2014 tarihli 2.000.000,00 TL limitli ve 11.07.2013 tarihli 100.000,00 TL limitli genel kredi ve teminat sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, sözleşmelerin kefalet bilgilerini içeren sayfalarındaki müteselsil kefil sıfatı ile davalı adına atılı imzaların davalının eli ürünü olduğu ancak kefalet bilgilerine ilişkin kefalet limiti, kefalet türü, kefalet tarihi ve adres hanelerindeki yazı ve rakamların davalının elinden çıkmadığı, yine sözleşmenin diğer sayfalarındaki davalı adına atılı imzaların davalının elinden çıkmadığı anlaşılmış olup müteselsil kefilin sorumlu olduğu azamî miktar, kefalet tarihi ve müteselsil kefil ifadeleri davalı tarafından bizzat yazılmadığından ve bu hali ile ortada geçerli bir kefalet sözleşmesinden bahsedilemeyeceğinden, davacının davalıdan alacak talebinde bulunamayacağı, davalı yanca kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de belirtilen yazı ve imzaların davalı tarafından yazılmamış olmasının tek başına davacının kötü niyetli olduğunu göstermeye yetmeyeceği gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının takibe itirazında imzaya ve kefaletin geçerliliğine yönelik bir beyanı bulunmadığını, itiraz konusu edilmeyen hususlarda inceleme yapılıp karar verilmesinin doğru olmadığını, Adli Tıp Kurumu raporuna konu belge asıllarının imza incelemesine yönelik olduğundan yazı örneği bulunmayan inceleme ile yapılan rapor ve buna göre kurulan hükmün hatalı ve hak kaybına yol açacak nitelikte olduğunu, imzaların davalıya ait olması sebebiyle kefalete ilişkin yazılarının kendi el ürünü olmadığının düşünmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, eksik inceleme ile hazırlanan bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının kötü niyetli olduğu açık olduğu halde kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 inci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.