HÜKÜM:
Davanın reddi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'ın Curcuna İnternet Kafenin işletmecisi olduğunu, davalı ile aralarında cari hesaba dayalı ticari ilişki bulunduğunu, müvekkilinin davalıya ticari ilişkinin ön ödemesi ve teminatı olarak kullanmak üzere icra takiplerine konu üç adet bono verdiğini, bonolar verilirken müvekkilinin kefil istenmesi üzerine diğer müvekkillerinin de senetleri kefil sıfatı ile imzaladıklarını, ticari ilişki neticesinde müvekkilinin davalıdan aldığı ürünlerin faturalarının mevcut olduğunu, müvekkilinin davalıdan internet cafesinde kullanmak üzere elektronik ürünler satın aldığını ve bedellerini ödediğini, buna ilişkin makbuzlar bulunduğunu, davalının ödeme makbuzları altına borcun bittiğine dair paraf attığını, borç bitmesine rağmen aradaki ilişkiye ve ticari ilişkinin devam etme ihtimaline güvenerek bonoların geri alınmadığını, bono borçlarının bitmesine rağmen davalı tarafın müvekkilleri hakkında icra takiplerine giriştiğini, müvekkili ...'ın faturaların bedeli olan 123.494,60 TL'yi davalıya ödediğini, 30.04.2016 tarihli ödeme makbuzunda davalı şirket tarafından borcun bittiğinin şerh edildiğini, davalının mali durumunun kötü olması nedeniyle teminat olarak bırakılan senetleri icra takibine koymak sureti ile yeniden tahsil etmeye çalıştığını ve kötü niyetli olduğunu belirterek müvekkillerinin Sivas 1. İcra Müdürlüğünün 2017/848 E., 2017/849 E., ve 2017/850 E. sayılı dosyalarında borçlu bulunmadıklarının tespitine, icra takiplerinin durdurulmasına, davalı tarafın haksız ve kötü niyetle başlattığı takip nedeniyle uğradıkları zararın karşılanması amacı ile kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; senetlerin illetten mücerret olduğunu, aksinin ancak yazılı bir delille ispat edilebileceğini, bu yönde bir delil sunulmadığını, davanın kötü niyetli açıldığını belirterek davanın reddine, dava konusu takiplerin % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkilline ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı arasında cari hesaba dayalı ticari ilişki bulunduğu, davacının ticari ilişkinin ön ödemesi ve teminatı olarak kullanmak üzere icra takiplerine konu senetleri verdiği, senetler verilirken diğer davacıların da aval veren sıfatı ile imzaladıkları, ticari ilişki neticesinde davalıdan alınan ürünlerin faturalarının mevcut olduğu, davacının bono borçları bitmesine rağmen davalı tarafın müvekkilleri hakkında takibe konu edildiği iddiasına dayandığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 201 inci maddesi uyarınca senede karşı ileri sürülen her türlü iddianın senetle ispatı gerektiği, davacının dava konusu senetlerin teminat senedi olduğunu ileri sürdüğü, davalının ise teminat senedi olarak düzenlenmediğini belirttiği, davacının senetlerin teminat senedi olduğunu iddia ettiğine göre bu yöndeki iddialarını yazılı delille kanıtlaması gerektiği, davacıların senetlerin ödendiğine ya da bedelsiz kaldığına dair yazılı delil sunmadığı, davacı tarafça dava dilekçesinde yemin deliline de dayanılmadığı gerekçesiyle kanıtlanamayan davanın ve şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkilinin, borcu olmadığını düşünmesine rağmen davalı firmanın davacılar aleyhine icra takipleri başlattığını, ödeme makbuzlarını bulamadığı için ve kefil olarak imza atan müvekkillerinin de baskısı ile yani icra tehdidi altındayken müvekkillerinden ...'ın icra dairesinde taahhüt imzalamak zorunda kaldığını, ilerleyen zamanlarda da makbuzları bulması üzerine menfi tespit davası açıldığını, tarafların defterleri incelenmiş ve bizzat davalının defterlerine göre müvekkilimin davalıya borcunun değil, davalıdan alacağının olduğunun tespit edildiğini, müvekkili keşidecinin alacaklı iken, daha önce kendisine verilen senet amacı dışında icraya konulmak suretiyle borçlu hale getirildiğini, davalının tacir olduğunu, tüm ödemeleri ve senetleri ticari defterlerine işlemesi gerektiğini, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların ileri sürdüğü iddiaların varlığını yazılı delille ispat yükü altında olduğu, davacının senedin teminat fonksiyonun kalmadığını ve bedelsizlik iddiasını kanıtlayamadığı, nakden ihdas edilen senetlerin metnini talil eden davacının usulüne uygun delillerle iddiasını ispatlayamadığı, davanın reddine karar verilmesinde oluşa ve dosya içeriğine göre bir aykırılık olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.

davaya konu bonoların teminat senedi niteliğinde olup olmadığı, teminat fonksiyonunun devam edip etmediği ve bedelsiz kalıp kalmadığı ile ispat yükünün kimde bulunduğu noktasında toplanmaktadır.

1. 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.