Mahkûmiyet
KANUN YARARINA
BOZMA YOLUNA
BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.12.2014 tarihli kararı ile hükümlü hakkında Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un (6136 sayılı Kanun) 15 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 7 ay 15 gün hapis ve 600,00 Tl adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Denetim süresi içerisinde hükümlünün kasıtlı suç işlemesi nedeniyle İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.09.2019 tarihli kararı ile hüküm aynen açıklanarak 7 ay 15 gün hapis ve 600,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın sanık müdafiisi tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 2020/1080 Esas, 2021/446 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin,06.09.2021 tarihli kararı ile hükümlü hakkında 6136 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca basit yargılama usulü uygulanarak 6 ay 26 gün hapis ve 1.240,00 Tl adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın, itiraz edilmeksizin 24.09.2021 tarihinde kesinleştiğine ilişkin kesinleştirme şerhi düzenlendiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 15.02.2021 tarihli ve 2021/25611 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.04.2022 tarihli ve KYB-2022/27720 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.04.2022 tarihli ve KYB-2022/27720 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
"5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, sanığın denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi sebebiyle yeniden ele alınıp hükmün açıklanmasına karar verildiğinde, aynı Kanun'un 231/11. maddesi hükmü uyarınca önceki hükümde değişiklik yapılmadan aynen açıklanması, ancak kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesi ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair cezanın bireyselleştirilmesi hükümlerinin tatbik edilebileceği, bunun dışındaki hususlarda hükmün değiştirilemeyeceği, denetim süresi içerisinde suç işlediği anlaşılan sanık hakkında hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerektiği gibi sanığın üzerine atılı suçun basit yargılama usulüne tabi olduğu gözetilerek anılan usulün sanık hakkında uygulanabileceği,
İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/12/2014 tarihli kararıyla sanığın, sonuç ceza olarak 7 ay 15 gün hapis ve 600,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve hükmün basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle 5 ay 18 gün hapis ve 450,00 Türk lirası adli para cezası olarak açıklanması gerektiği gözetilmeden, İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/09/2021 tarihli kararıyla dosya kapsamında ele geçen 1462 adet bıçağın İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Bürosunun 2014/18060 sırasında yer aldığı ve müsadere kararı kapsamında bıçakların imha edildiği, imha nedeniyle bıçakların vahamet arz edip etmediğinin tespit edilemediği gerekçesiyle 6136 sayılı Kanun’un 15/2. maddesi uygulanmaksızın, anılan düzenlemeye riayet edilmeyerek sonuç cezanın 6 ay 26 gün hapis ve 1.240,00 Türk lirası adli para cezası olarak açıklanmasında isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE,
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere,
Cezayı aleyhe değiştirme yasağı öğretide ve uygulamada ; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" biçiminde tanımlanmaktadır.
Cezayı aleyhe değiştirme yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.
Anılan kural, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirme veya aleyhte düzeltme yasağının söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Kanun'daki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.
Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar, Türk Ceza Kanun'un 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulu tarafından duraksamasız olarak kabul edilmiştir.
Öte yandan, kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir hüküm değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açılanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, ortada davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Ceza Genel Kurulunun 2019/148 Esas, 2023/361 Karar sayılı ilamından da belirtildiği üzere cezayı aleyhe değiştirme yasağı kuralının itiraz yolunda uygulanma olanağının bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Somut olayda; sanık hakkında 31.12.2014 tarihli kararıyla verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle 26.09.2019 tarihli kararla hükmün aynen açıklandığı ve bu hükmün yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi nedeniyle mahkemesinin 26.09.2019 tarihli kararıyla hükmedilen 7 ay 15 gün hapis ve 600,00 TL adli para cezasının sanık yönünden kazanılmış hak olduğu anlaşılmıştır. Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın davanın esasını çözen Ceza Muhakemesi Kanunun 223. maddesi anlamında hüküm niteliğinde bir karar olmadığı için bu kararın sanık hakkında kazanılmış hak oluşturmasının mümkün olmadığı sabittir. Sanık hakkında 26.09.2019 tarihli kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 2020/1080 Esas, 2021/446 Karar sayılı ilamı ile bozma kararı verilmesi üzerinei İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin inceleme konusu 06.09.2021 tarihli karar ile sanık hakkında sonuç ceza olarak 6 ay 26 gün hapis ve 1.240,00 TL adli para cezasına hükmedildiği anlaşılmıştır.
Kazanılmış hakkın sonuç ceza yönünden olduğu bu sebeple inceleme konusu kararda sonuç ceza yönünden aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan sonuç cezaların karşılaştırılması ile belirlenmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.03.2024 tarihinde karar verildi.