Esastan ret

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin ortaklarından olduğunu, şirketin olağan resmi işlemlerini yürüttüğünü ve davalı şirketten olağan mali işlerini takip ettiği dönemlere ilişkin bir kısım alacaklarının bulunduğunu, müvekkilinin davalı şirkete borç olarak 15.000 euro - 39.658,00 TL ve şirkete ait işler için kullandığı işler sebebiyle şahsi kredi kartından şirket adına kullanıp da tahsil edemediği 36.427,00 TL tutarında alacağının mevcut olduğunu, davalı şirket tarafından 2016 yılı mali tablosunda şirketin borcu olarak bildirildiğini ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin davalı şirketten dava tarihindeki euro kuruna göre 146.222,00 TL alacağının mevcut olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulü ile 146.222,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının şirketin ortağı olmakla birlikte yönetim kurulu üyesi olmadığı gibi şirketi temsil eden bir imza yetkisi veya şirket müdürlüğü sıfatının da olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen iddiaları kabul etmediklerini, şirket zararının yer aldığı bilanço kayıtları dışında davacının şirkete borç verdiği hususunun doğru olmadığını, davacının kredi kartından şirkete borç verdiği iddiasının yerinde olmadığını, davacının şirket adına harcama yetkisinin de bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile borca dayanak olan bilgi ve belgeler doğrultusunda davacının isticvap edildiği, ticaret sicil müdürlüğünden ilgili belgelerin düzenlendiği tarih itibariyle temsile yetkili temsilcilerin kimler olduğunun sorulduğu, borca dayanak olan bilgi ve belgelerin yetkili temsilci tarafından düzenlenmediğinin müzekkere cevabı ve davacı beyanından anlaşıldığı, temsile yetkili olmayan kişilerce düzenlenen belge ile şirketin sorumlu tutulamayacağı, işbu nedenle davacının beyanı da dikkate alındığında geçerliliği bulunmayan belge üzerinde imza incelemesi yapılmasının hukuki yararı bulunmadığı, usul ve fenne uygun olarak düzenlenen 03.01.2020 havale tarihli bilirkişi raporunda davacının alacak miktarının 16.926,43 TL olduğu, tacir olan tarafların basiretli bir iş adamı gibi davranmakla yükümlü olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 16.926,43 TL alacağın davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin şirkete borç verdiğini hususunun tanık beyanları ile ispat edildiğini, yerel mahkeme kararı gerekçesinin kabulünün mümkün olmadığını, davalı şirketin, müvekkiline borcu olduğunu dair şirket kaşesi ile ıslak imzalı belgenin sunulmasına rağmen şirketi borç altına sokan belgenin kabul edilmemesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, şirket ortağının davalı şirketten ıslak imzalı belge almasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gibi basiretsizlikte bulunmadığını, mahkeme gerekçesinde hukuka uygunluk olmadığını, davanın red gerekçesinin dahi oluşturulmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere şirketin üçüncü kişilere karşı müşterek imza ile temsil edildiğini, yönetim kurulunun müştereken kullandığı yetkiyi, yönetim kurulu üyesi olmayan ve müdür yetkisi devredilmeyen davacının tek başına kullandığını söylemenin doğru olmadığına, davacının hiçbir fatura ve belgeye dayanmaksızın şahsi kredi kartı ile yaptığını iddia ettiği ödemeler ile ilgili değerlendirmenin yapıldığını, davacının kredi kartı kullanımına ilişkin yapılan hesaplamayı kabul etmelerinin mümkün olmadığını, davacının kredi kartı ile yaptığı 16.926,43 TL harcamanın davalı şirket için olduğuna karar vermenin yerinde bulunmadığını, mahkemenin taraf vekilleri lehine hükmettiği vekalet ücretine ilişkin kararın da usul ve yasaya uygun olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayın özelliklerine uygun bilirkişi raporu, İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, bilimsel verilere uygun, gerekli denetlenebilir bilirkişi raporuna göre davacının ispatlanan alacağı üzerinden davanın kısmen kabulüne ilişkin kararda yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılık bulunmadığı, bu nedenlerle davacının ve davalının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Uyuşmazlık, davalı şirket ortağı olan davacının, davalı şirkete borç olarak elden verdiği ve şahsi kredi kartıyla şirket için yapmış olduğu harcamalarının tahsili istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.