Asıl ve birleşen davanın reddi
SAYISI: 2021/6 E., 2021/341 K.
BİRLEŞEN DAVA: Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/305
Esas sayılı dosyası
Taraflar arasındaki asıl şirket ortaklığından çıkarılma, birleşen trafik sicil kaydının iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Asıl ve birleşen davada davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı ...'ın davacı şirket ortağı olup, şirket ana sözleşmesinde %40 payının 02.07.2013 tarihinde yapılan hisse devri ile %19 paya düştüğünü, davacı şirketin kurucu ortağı ...'nun %81 paya sahip olduğunu, aynı zamanda ilk 10 yıl için şirket müdürü olarak seçildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince haklı sebeplerin oluşması halinde şirkete bir ortağı mahkeme kararı yoluyla ortaklıktan çıkarma hakkı tanındığını, davalının şirketin kurulmasından sonra şirkete mazeret dahî bildirmeksizin gelmediğini, şirketin faaliyet alanı ile herhangi bir sorumluluk yüklenmediğini, davalı ortağın şirkete maddi yada manevi olarak hiçbir katkısı bulunmadığını, bu kapsamda hisse devri, ortaklıktan çıkma ya da çıkarılması ve izah edilen konularda olağanüstü toplantı yapmak üzere davalıya 16.01.2017 tarihli toplantıya davet ihtarnamesi gönderilerek 06.02.2017 tarihinde saat 14: 00'da toplantı yapılacağının ihtar edildiğini, belirtilen gün ve saate ortakların bir araya gelerek yaptığı toplantıda uzlaşma sağlanamadığı gibi herhangi bir karar da alınmadığını belirterek davalı ortak ...'ın haklı sebepler ile şirket ortaklığından çıkarılarak, payının şirkete devrilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Asıl ve birleşen davada davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davalı adına kayıtlı bulunan 52 FN 075 plaka sayılı aracın bedelinin ... tarafından ödendiğini, onun zilyetliğinde olduğunu, araçla ilgili vergi ödemelerinin dahi ... tarafından yapıldığını, ancak davalı adına kaydedildiğini belirterek trafik sicil kaydının iptali ile davacı adına kaydına karar verilmesini istemiştir.
1.Asıl ve birleşen davada davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; kendisine kâr payı dağıtılmadığını, şirkete girişinin engellendiğini, kötü niyetli dava açıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
2. Asıl ve birleşen davada davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; aracın kendisi adına kayıtlı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 621 inci maddesi uyarınca şirket ortağının şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması konusundaki genel kurul kararının alınabilmesi için temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması gerektiği, 2 ortaklı limited şirketlerde ortaklardan sadece birinin iştiraki ile toplanan genel kurulda kanunda aranan nitelikte çoğunluğun sağlanamayacak olması karşısında bu yönde bir karar alınması halinde dahi kararın yok hükmünde olacağı, asıl davanın reddi gerektiği, birleşen dava yönünden ise şirket hesaplarında söz konusu araç için bir ödeme yapılmadığının tespit edildiği, ayrıca araç satışına ilişkin noter sözleşmesinin tarafının davalı olduğu, noterde resmi şekilde düzenlenen satış sözleşmesinin aksinin, tanık beyanı ya da araca ait vergi ve sigorta işlemlerinin davacı şirketin dava dışı diğer ortağı tarafından yapıldığına dair belgelerle kanıtlanamayacağı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
2.Davalı vekilinin 28.09.2021 tarihli tavzih dilekçesi ile davalı lehine vekâlet ücreti hükmedilmesini tavzihen talep etmesi üzerine 04.10.2021 tarihli kararda "Davalı vekille temsil olunduğundan hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen 4.080,00 TL maktu vekalet ücretinin birleşen dava davacısından alınarak birleşen dava davalısına verilmesine" ibaresi eklenerek hükmün bu şekilde tavzihine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının şirketi çalışamaz hale getirdiğini, ortaklıktan çıkarılması gerektiğini, noter kanalıyla genel kurula davet edilmesine rağmen genel kurula mazeretsiz olarak iştirak etmediğini belirterek kararın kaldırılmasını
istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin mevcut pay durumu nedeniyle davalının ortaklıktan çıkarılması için mahkemeye başvurulmasına yönelik genel kurul kararı alınmasının mümkün olmadığı, araç satışına ilişkin noter sözleşmesinin aksinin ve şirket hesabından araç için ödeme yapıldığının ispatlanamadığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.
Asıl dava, limited şirket ortağının 6102 sayılı Kanun'un 640 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ortaklıktan çıkarılması; birleşen dava araç mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 640 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 621 inci maddesi.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 640/3 üncü maddesi uyarınca, limited şirket ortağının haklı nedenle şirketten çıkartılmasına ilişkin davanın şirket tarafından açılabilmesinin dayanağı olan genel kurul kararının alınabilmesi için TTK m. 620’de öngörülen çifte nisabın sermaye ve paydaş sayısına göre mi, yoksa sermaye ve oyların sayısına göre mi belirlenmesi gerektiği, buradan hareketle çıkarma davasının açılabilmesi için alınan şirket genel kurul kararının geçerli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
TTK m. 640/3 hükmü uyarınca, haklı sebeplerin varlığı halinde limited şirket ortağının şirketten çıkartılmasını şirket mahkemeden isteyebilir. Ancak, bu davanın açılabilmesi genel kurul kararının alınmasına bağlıdır. Diğer bir ifade ile limited şirket ortağının şirketten çıkarılması için haklı sebebe dayalı çıkarma davasının ön şartı bir genel kurul kararının mevcut olmasıdır. Başka bir ifade ile genel kurul kararı çıkarma davasının dinlenme şartıdır (bkz. Ersin ÇAMOĞLU, Limited Ortaklıklar Hukukunun Temel İlkeleri, 2. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2023, s. 85 ve 86, Par. 135 ve 136).
Çıkarma davasının ön şartı olan genel kurul kararının alınabilmesi için gerekli olan nisap, “önemli kararlar” kenar başlıklı TTK m. 621/1-(h) hükmü ile düzenlenmiştir. Bu hükme göre, çıkarma davasının açılabilmesi için gerekli olan genel kurul kararı, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğu ile alınabilir. Belirtmeliyim ki bu hüküm ile önemli kararlar için ağırlaştırılmış çifte nisap öngörülmüştür.
Bu çifte nisabın sermaye ve paydaş sayısına göre mi, yoksa sermaye ve oyların sayısına göre mi belirlenmesi gerektiği sorusu gündeme gelmektedir. Kanaatimce bu sorunun cevabını “oy hakkı ve hesaplanması” kenar başlıklı TTK m. 618 hükmü vermektedir. Zira bu hükme göre, limited şirket ortaklarının oy hakları esas sermaye paylarının itibari değerine göre hesaplanır. Ana sözleşmede daha yüksek bir tutar öngörülmemişse her yirmibeş Türk Lirası bir oy hakkı verir. Ancak, ortağın en az bir oy hakkına haiz olması şartı ile birden fazla paya sahip ortakların oy hakları sınırlandırılabilir (f. 1). Bununla birlikte, ana sözleşme ile esas sermayenin itibari değerinden bağımsız olarak her esas sermaye payına bir oy hakkı düşecek şekilde düzenleme yapılabilir (f.2). Ana sözleşmeye konulabilmesi mümkün olan bu hüküm, denetçilerin seçimi, şirket yönetiminin veya onun bazı bölümlerinin denetimi için özel denetçi seçimi ve sorumluluk davası açılması hakkında karar verilmesi konularına uygulanamaz (f. 3).
Belirtmek gerekirse ana sözleşme ile sınırlama getirilmemiş olursa, yani ana sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması halinde çifte nisap TTK m. 621 ve m. 618/1 hükümlerine göre belirlenmelidir. Yani sermayenin tamamının salt çoğunluğu ile temsil edilen oyların üçte ikisinin bir arada bulunması aranmak durumundadır. Örneğin, esas sermayesi 300.000,-TL olan bir limited ortaklık (LO)’ta ortaklardan A 125.000,-TL, B 100.000,-TL ve C 75.000,-TL’lık esas sermaye payına sahipse, ana sözleşmede aksine bir düzenleme olmadığı takdirde A’nın 5, B’nin 4 ve C’nın 3 oyu vardır. Bu örnekte temsil edilen oy sayısı 12, sermayenin tamamı ise 300.000,-TL olup çifte nisap ise 8 oy sayısı ve 151.000,-TLnin bir arada bulunması ile sağlanabilir. Ana sözleşmede aksine düzenleme varsa ve en küçük sermaye payı da diğer payların itibari değerleri toplamının onda birinden az olmaması halinde ve dolayısıyla ana sözleşme ile kabul edilecek olan oy hakkının, her esas sermaye payına bir oy düşecek şekilde düzenlenmesi durumunda, TTK m. 618/2 hükmünün uygulanması söz konusu olacaktır. Bu halde her ortağın bir oy hakkı söz konusu olduğundan çifte nisap paydaş sayısı ve sermayeye göre belirlenmek durumunadır. Bu halde, örnekteki A’nın payı 125.000,-TL, B’nin 175.000,-TL ve C’nin 25.000,-TL olsaydı ana sözleşmenin aksine düzenlemesi devreye girmeyecektir. Ancak ortakların sermaye payları sıra ile 125.000,-TL, 100,000,TL ve 75.000,TL olması halinde ise özleşme hükmü devreye girecek ve her ortağın bir oy hakkı olacak ve dolayısıyla çifte nisap sermaye ve paydaş sayısına göre belirlenmek durumunda olacaktır. Bu durumda paydaş sayısının üçte ikisi (2), sermayenin tamamının salt çoğunluğu ise 151.000,-TL’dir (bkz. ÇAMOĞLU, s. 151 ve 152, par. 259). İki ortaklı LO yönünden örnek vermek gerekirse, esas sermayesi 300.000,-TL olan bir LO’ta ortaklardan A 200.000,-TL ve B 100.000,-TL esas sermaye payına sahipse, sözleşmede aksine bir düzenleme olmaması halinde m. 618/1 hükmü devreye gireceğinden A’nın 8, B’nın ise 4 oyu söz konusu olacaktır. Bu durumda ise nisap oyların toplam sayısının üçte ikisi olan 8 oy ve sermayenin tamamının salt çoğunluğu olan 151.000,-TL dir. Dolayısıyla bu halde iki ortak olmasına rağmen genel kurul kararı için çifte nisap sağlanmış olmaktadır. Sözleşmede aksine düzenleme olması ve dolayısıyla m. 618/2 hükmünün uygulanması söz konusu olduğunda iki ortaklı şirkette çifte nisabın sağlanma olanağı bulunmamaktadır.
Bu genel açıklamadan sonra somut olaya gelince, davacı şirket iki ortaklı olup aynı zamanda şirket müdürü olan dava dışı ortak %81 paya, çıkarılmak istenen davalı ortak ise %19 paya sahiptir. Şirket esas sermayesi ise 12.500,-TL olup bir payın değeri 125,-TL ve pay sayısı ise 100’dür. Şirket ana sözleşmesinde ise TTK m. 618 hükmünün aksine bir hüküm bulunmamaktadır. Aynı zamanda şirket müdürü olan ana sermayenin %81 ine sahip dava dışı ortak genel kurulu toplantıya çağırıp ve toplantıda davalı ortağın şirketten çıkarılmasına ilişkin genel kurul kararını alarak, TTK m. 640/3 uyarınca haklı neden hukuki sebebine dayalı asıl davayı açmıştır. Mahkemece ise, TTK m. 621 uyarınca LO ortağının şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması hususunda genel kurul kararının temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması halinde alınabileceği, iki ortaklı LO’da ortaklardan sadece birinin katılımıyla toplanan genel kurulda anılan nitelikli çoğunluğun gerçekleşmediği ve dolayısıyla çıkarma davasının dayanağı kararın yok hükmünde olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere, şirket ana sözleşmesinde aksine bir düzenleme bulunmadığı takdirde, TTK m. 621’de öngörülen çifte nisap için m. 618/1 hükmüne göre oy hakkının hesaplanması gerekmektedir. Bu hükme göre, ortakların oy hakları ve dolayısıyla toplantı ve karar nisabı esas sermaye paylarının itibari değerine göre belirlenmek durumundadır. Şirket sermayesi 12.500,- TL olup 100 paya ayrılmış ve her payın değeri de 125,-TL olduğundan, her bir 125,-TL’nin bir oy hakkı bulunmaktadır. Bu durumda toplam oy 100 adettir. Bunun%81’i şirket müdürü olan dava dışı ortağa %19’u ise davalı ortağa aittir. O nedenle dava dışı şirket müdürü olan ortağın 81 oy hakkı, davalı ortağın ise 19 oy hakkı bulunmaktadır. Bu durumda, çıkarma davasının dayanağı olan genel kurul kararı için m. 621 öngörülen çifte nisabın sağlandığının kabulü gerekir. Zira, toplam 100 oydan 81’i ve sermayenin tamamının salt çoğunluğu şirket müdürü olan dava dışı genel kurul kararını alan ortağa ait olduğundan söz konusu çifte nisabın sağlandığının kabulü gerekmektedir.
Hal böyle olunca mahkemece asıl davanın esastan görülüp sonuçlandırılması gerekirken, somut olaya uygun olmayan gerekçe ile davanın reddine, BAM hukuk dairesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Bu nedenle asıl davada verilen kararın BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun ONAMA yönündeki görüşüne katılmamaktayım.