Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.Datça Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.05.2016 tarihli ve 2015/447 Esas, 2016/399 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 2863 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 21.12.2020 tarihli ve 2016/298145 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.

Katılan vekilinin temyiz isteği;

1.Kararın yasa hükümleri karşısında isabetsiz olduğuna,

2.Kararın bozulması gerektiğine,

İlişkindir.

Yerel Mahkemenin Kabulü
1."Kolluk tutanakları, bilirkişi raporları, yapı tatil zaptı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 11/06/2015 tarihli yazısında belirtildiği üzere, II. derece Doğal Sit Alanı olarak tespit edildiği,suça konu taşınmazın sit alanı olduğuna ilişkin tapu kaydında herhangi bir şerh olmadığı, kolluk marifetiyle yapılan araştırmada taşınmazın sit alanında kaldığına dair herhangi bir ilanın cami hoparlöründen ve muhtarlık askı ilan panosundan yapılmadığının tespit edildiği, sanığın savunmasında sit alanında olduğunu bilmediği yönündeki beyanına tüm deliller ışığında mahkememizce itibar edilmiş ve bu suretle sanığın üzerine atılı suçu işlemesinde kastı bulunmadığı tam vicdani kanaatine varılarak sanığın beraatine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denilmektedir.

2. Sanık savunmasında; "Ben daha önce jandarmada ifade vermiştim. O ifadem doğrudur. Aynen tekrar ederim. Beni jandarma çağırdığında ben evimin sit alanında olduğunu görendim daha öncesinde kesinlikle herhangi bir ilan, tebligat yada duyum almadım. Zaten yaptığım işlemlerde basit onarımlardır. Kesinlikle ekleme, çıkarma ve ilave yapmadım. Yaptırmadım. Herhangi bir suç işleme kastım yoktur. Suçsuzum beraatimi talep ediyorum." demiştir.

3.Mahkemece mahallinde 01.03.2016 tarihinde keşif icra edilmiş olup, keşif neticesinde alınan fen bilirkişisi raporunda, dava konusu yerin 2. derece doğal sit alanında kaldığının tespit edildiği, mimar bilirkişi raporunda; dava konusu eylemlerin esaslı tadilat niteliğinde olduğunun, mimar bilirkişi ek raporunda, imalatların taban alanına büyüklük kazandırdığının, yapının konturunun değiştiğinin, basit onarım niteliğinde olmadığının tespit edildiği anlaşılmıştır.

4.Dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının Emecik Köyünde ve Datça Belediye Başkanlığında mutad vasıtalarla ilan edildiğine ilişkin tutanakların dosya kapsamında mevcut olduğu anlaşılmıştır.

2863 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği;

Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;

Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;

Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;

Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının ilan edilmediğinden bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de; dosya kapsamında, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının Emecik Köyünde ve Datça Belediye Başkanlığında mutad vasıtalarla ilan edildiğine ilişkin tutanakların mevcut olduğu, bu hali ile sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bildiğinin kabulü gerekeceği, mahallinde icra edilen keşif neticesinde alınan mimar bilirkişi raporu ile müdahalenin esaslı müdahale olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Datça Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.05.2016 tarihli ve 2015/447 Esas, 2016/399 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

11.01.2024 tarihinde karar verildi.