SUÇLAR: Hırsızlık, mala zarar verme, konut dokunulmazlığının ihlali, 6136 sayılı yasaya muhalefet, başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması

HÜKÜMLER: Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde:
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1)Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/1. maddesi gereği belirlenen 9 ay hapis cezası üzerinden aynı Kanun'un 119/1-c maddesi gereği artırım yapılırken sonuç cezanın 18 ay yerine 1 yıl 6 ay olarak belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini,
2) Sanıklara sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinin ayrı ayrı yükletilmesi gerekirken eşit tahsiline karar verilerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 326/2. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın aynı Kanun’un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün olduğundan, konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümde sonuç cezanın "18 ay hapis cezası" olarak belirlenmesi ve yine hüküm fıkrasından yargılama giderlerine ilişkin kısım çıkarılarak "her bir sanığın neden olduğu tutar kadar ayrı ayrı yükletilmesine" ibaresinin eklenmesine karar verilmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerin ve sanıklar ... ve ... hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan kurulan hükümlerin ve sanık ... hakkında başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde:
TCK'nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş; dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1)Sanıkların mağdura ait ikametten bilinen değerleri itibariyle 1 kg çay, 1 kg küp şeker ve iki paket bisküvi çaldığı olayda, sanıklar hakkında TCK’nın 145. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
2) Sanık ...'e atılı “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçunun oluşabilmesi için, failin işlediği suç nedeniyle gerçekte var olan başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle kendisi hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmayı engellemesi ve bu suretle de suçsuz olan bir kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlaması gerekir.
Somut olayda; sanığın yakalandığında kolluk görevlilerine kendisini “Mustafa Şen” olarak tanıttığı, ancak yakalama tutanağında ismini verdiği kişinin herhangi bir kimlik bilgisinin bulunmadığı, Cumhuriyet Savcısı huzurundaki beyanında ise amcasının oğlunun kimlik bilgilerini verdiğini ifade etmesi karşısında; beyan ettiği kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olması halinde eyleminin TCK’nın 268/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 267. maddesi kapsamında düzenlenen “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma”, bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan hayali bir kişiye ait olduğunun anlaşılması halinde ise, anılan Kanun'un 206/1. maddesi kapsamında "Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunun oluşacağı gözetilerek, kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olup olmadığına dair herhangi bir araştırma yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
3) 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan sanıklar ... ve ... hakkında başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ... hakkında kurulan hükümlerde; 24.10.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile düzenlenen 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesindeki "Basit Yargılama Usulü"nün uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un eklenen geçici 5/1-d maddesi ile "01.01.2020 tarihi itibariyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" şeklinde sınırlama getirilmiş ise de; hükümden sonra, 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile yukarıda anılan geçici madde 5/1-d'de yer alan "Kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresinin, bilahare 16.03.2021 tarihli ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı iptal kararı ile de yukarıda anılan geçici madde 5/1-d’de yer alan “Hükme bağlanmış” ibaresinin aynı bentte yer alan, “Basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. CMK’nın 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanıklar lehine sonuç doğurmaya elverişli olması nedeniyle, temyize konu ve CMK’nın 251/1. maddesi kapsamına giren, 6136 sayılı Kanun’un 15/1. maddesinde düzenlenen "Yasak nitelikte bıçak taşıma" suçu ve 5237 sayılı Kanun'un 268/1. maddesi yollamasıyla 267/1. maddesinde düzenlenen "başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması" suçu yönünden, aynı Kanun’un 7. ve CMK’nın 251. maddeleri uyarınca yeniden değerlendirilme yapılmasında zorunluluk bulunması,
4) Sanıklara sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinin ayrı ayrı yükletilmesi gerekirken eşit tahsiline karar verilerek 5271 sayılı Kanun'un 326/2. maddesine aykırı davranılması,
Kabule göre de;
5) Anayasa Mahkemesinin, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 21.04.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı ile; 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "... kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "... Seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olması ve yargılama konusu 5237 sayılı Kanun'un 206. maddesinde tanımlanan suçun seri muhakeme usulüne tabi olması karşısında, sanık ... hakkında 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesinde düzenlenen seri muhakeme usulünün uygulanabilmesi için yerel mahkemece dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların ve sanıklar Ali ve Levent müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.