HÜKÜM:
Esastan red

Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket adına tescilli "Saray" esas unsurlu tescilli markaların bulunduğunu, davalı gerçek kişinin ise "VİNSARAYLI" ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, 2016/33956 numarası verilen başvuruya, müvekkilince yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından nihai olarak reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu başvuru ile müvekkilinin itirazına mesnet markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, dava konusu başvurunun tescili halinde müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanacağını, müvekkilinin "saray" ibareli markalarının tanınmış olduklarını, dolayısıyla 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca başvurunun tescilinin mümkün olmadığını, "SARAY" ibaresi üzerindeki gerçek hak sahipliğinin de müvekkiline ait bulunduğunu, bu nedenle de başvurunun tescil edilemeyeceğini, davaya konu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, YİDK'in 2017-M-7815 sayılı kararın iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

2. Davalı ... cevap dilekçesinde; müvekkili markasının kapsamında 19. sınıf malların yer aldığını, markalar arasında karıştırılma tehlikesinin bulunmadığını, davacı itirazlarının reddine ilişkin Kurum kararının yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının "VİNSARAYLI" ibareli marka başvurusu ile davacının "SARAY" ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde başvuru konusu işaret ile davacı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar algısı oluşmayacağı, 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi koşullarının bulunmadığı, aynı KHK'nın 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki tanınmışlık iddiası açısından ise taraf marka işaretleri benzemediği gibi davalının marka başvurusunun, davacı tarafın tanınmışlığından haksız yarar sağlayabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hususlarının kanıtlanmadığı, başvuru ibaresi üzerinde davacı tarafın fikri ve sınai hakkı bulunduğunun da kanıtlanmadığından 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki koşulların da oluşmadığı, marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddiasının kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun delilleri incelenmeden hazırlandığını, eksik incelemeye dayalı bulunduğunu, bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların mahkemece dikkate alınmadığını, dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, markaların karıştırılma tehlikesinin olduğunu, başvurunun tescili halinde müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanacağını, müvekkili markalarının tanınmış olduklarını ve bu nedenle de davanın kabulünün gerektiğini, emsal mahkeme kararlarının da bu yönde olduğunu, müvekkilinin "SARAY" ibareli markaların gerçek hak sahibi bulunduğunu, davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "VİNSARAYLI" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "SARAY" asıl unsurlu markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, zira dava konusu başvuruda, "SARAY" ibaresinin öne çıkarılmadığı, başvurunun bir bütün olarak "VİNSARAYLI" ibaresinden oluştuğu ve marka başvurusunun parçalara bölerek iltibas değerlendirmesi yapılmasının mümkün bulunmadığı, bu haliyle başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, davacının emsal olarak sunduğu mahkeme kararlarında ise "SARAY" ibaresinin ön plana çıkarılması nedeniyle işbu dava yönünden emsal teşkil etmeyecekleri, marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından, davacının tanınmışlık ve gerçek hak sahipliğine ilişkin istinaf itirazlarının yerinde bulunmadığı, başvurunun kötü niyetli yapıldığının da ispat edilemediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davaya konu YİDK kararının isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile dördüncü ve beşinci fıkraları.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.