ŞİKAYETÇİ: Bernardo Pazarlama San. Dış. Tic. Ltd. Şti.

İstanbul 2. İcra Ceza Mahkemesinin 09.11.2017 tarihli ve 2017/74 Esas, 2017/430 Karar sayılı kararıyla, sanığın, 5941 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, netice 33.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına ve çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 25.06.2022 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.07.2022 tarihli ve KYB - 2022/96845 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.07.2022 tarihli ve KYB - 2022/96845 sayılı kanun yararına bozma isteminin;

“Dosya kapsamına göre;
1-5941 sayılı Kanun'un "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlıklı 5/1. maddesinin; "..yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur." ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Şikayet süresi" başlıklı 347. maddesinin "Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ... ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer." şeklinde olduğu, dosya kapsamına göre çeki bankaya ibraz eden alacaklının çekin karşılıksız çıktığından dosyada örneği bulunan çek fotokopisine göre bankaya ibraz edildiği 31/08/2016 tarihinde haberdar olduğu, bu durumda 3 aylık şikâyet süresinin de bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, şikâyetin ise 23/01/2017 tarihinde yapılmak suretiyle süresinde olmadığı gözetilmeksizin, sanığın beraatine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde;
Kabule göre de;

2-Şikayet dilekçesinde 11.000,00 Türk lirası bedelli 3 adet çekin keşide edildiğinin belirtilmesine karşın dosya kapsamında sadece 31/08/2016 tarihli 11.000,00 Türk lirası bedelli çek ile ilgili karşılıksızdır işleminin yapıldığı ve şikayet dilekçesinde bahsedilen 31/09/2016 ve 31/11/2016 tarihli çeklerin dilekçeye eklemediği gibi, mahkemesince bu iki belge yönünden çek vasfını haiz belgeler olup olmadığı, süresi içerisinde bankaya ibraz edilerek karşılıksızdır işlemi yapılıp yapılmadığı hususlarının araştırılmadan her iki belgenin çek olduğunun ve yasal süre içerisinde karşılıksızdır işlemi yapıldığı hususları şikayet dilekçesine itibar edilerek hükme dahil edildiği anlaşılmakla; bu iki çek yönünden de değerlendirme yapılarak toplam cezaya dahil edilmek suretiyle mahkûmiyet kararı verilmesinde,

3-Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 18/06/2018 tarihli ve 2018/3098 esas, 2018/7281 karar sayılı ilamında " 10/10/2017 tarihli ve 30206 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26/07/2017 tarihli ve 2016/191 esas 2017/131 sayılı kararı ile 5941 sayılı Kanun'un 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından” şeklindeki ibarenin iptal edilmiş olması karşısında, sanık hakkında bankanın sorumlu olduğu miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan çek bedelleri kadar adli para cezalarına hükmedilmesi gerekirken, çek bedellerinin karşılıksız kalan miktarları üzerine ticari temerrüt faizi, takip ve yargılama gideri toplamları da eklenmek suretiyle fazladan adli para cezasına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" şeklinde belirtildiği üzere, sanık hakkında bankanın kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan çek bedeli kadar adli para cezasına hükmedilmesi gerektiği nazara alındığında; 5941 sayılı Kanun'un 3/3-a-1 maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenen muhatap bankanın, hamile süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için ödeme yapmakla yükümlü olduğu miktarın, çek bedellerinden mahsup edildikten sonra sanığın karşılıksız kalan kısımlar üzerinden adli para cezası ile cezalandırılması yerine, fazla ceza tayin edilerek yazılı şekilde karar verilmesinde,
4- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 193/2. maddesindeki "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir." şeklindeki ve anılan Kanun'un 195/1. maddesindeki "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." şeklindeki düzenlemelerde belirtilen istisnai durumlar dışında sanığın savunması alınmadan mahkumiyet hükmü kurulmasının mümkün olmadığı nazara alındığında, mahkemece sanığa gönderilen, yokluğunda yargılamaya devam edileceği şerhini içeren duruşma davetiyesinin 7201 sayılı Kanunun 21/1. maddesine göre tebliğ edildiği, ancak tebliğ mazbatasında 7201 sayılı Kanunun 21/1. maddesi ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 29/2. maddesinde öngörülen usule göre haber verilen komşunun ismine yer verilmediği gibi imzası ya da imzadan imtina ettiğine dair bir şerh de bulunmadığı anlaşılmakla, sanığa duruşma günü usulüne uygun olarak tebliğ edilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak

suretiyle yokluğunda karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

Kanun yararına bozma ihbarnamesindeki (4) nolu istem yönünden yapılan değerlendirmede;
Kanun yararına bozma müessesesinin uygulanmasında, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar." şeklindeki düzenleme esas alınarak, kanun yararına bozma incelemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki istem ve gerekçe ile sınırlı olduğu cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki talep yerinde görüldüğünden istemin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbarnamesindeki (4) numaralı istemin KABULÜNE,

2.İstanbul 2. İcra Ceza Mahkemesinin 09.11.2017 tarihli ve 2017/74 Esas, 2017/430 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,

3.Bozma nedenine göre ihbarnamedeki diğer istemler yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA;

5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

25.03.2024 tarihinde karar verildi.