Taraflar arasındaki grup kaza sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de işçi olarak çalışmakta iken işvereni ile davalı arasında müvekkili lehine grup kaza ve grup yıllık yaşam sigortası yaptırıldığını, sigorta kapsamında maluliyet, vefat, kaza sonucu maluliyet ve hastalık da dahil tedavi giderinin güvence altına alındığını, Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporu ile müvekkilinin %42 oranında engelli olduğunun tespit edildiğini, davalıya yapılan başvurunun talebin Poliçe Genel ve Özel Şartları kapsamı dışında kalması nedeniyle reddedildiğini, poliçenin yapılması sırasında veya sonrasında Özel ve Genel Şartlar kararlaştırılmışsa sigortacının bilgilendirme yükümlülüğü kapsamında lehtar olan müvekkiline bilgi verilmesi gerektiğini, müvekkilinde ...Giyim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Grup Yıllık Yaşam Sigortası ve Grup Kaza Sigortası Sertifikası dışında belge bulunmadığını, sertifikada da poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri ile teminatın kapsamı dışında bir bilgi bulunmadığını, poliçenin Özel ve Genel Şartları hakkında lehtar olan müvekkilinin bilgilendirilmediğini, müvekkilinin daimi maluliyet şartlarını taşıdığı halde tazminatın ödenmediğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi gereğince 1.000,00 TL'nin davalıya başvuru tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu maluliyet tazminatının meblağ sigortası olduğunu, teminat tutarının belli olup bölünebilir nitelikte olmadığını, bu nedenle kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının tespit edilen maluliyetinin %60'dan düşük olduğunu, Sigorta Özel Şartları gereğince sadece %60 ve üstü maluliyetler için teminat verildiğini, bu nedenle davacının talebinin teminat kapsamında olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen 09.12.2016 tarihli sigorta sözleşmesinde hastalık sonucu tam ve kısmi iş göremezliğin sigorta teminatları arasında sayıldığı, sözleşmenin 4 üncü maddesinin (C) bendinde sigortalının, hastalık sonucu iş göremezlik teminatının tam ve sürekli iş göremezliğin gerçekleşmesine bağlandığı, tam ve sürekli iş göremezliğin ise 18.03.1998 gün ve 23290 sayılı Resmi Gazete yayımlanan “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” ekinde yer alan “Özür Durumuna Göre Çalışma Gücü Kaybı Oranları Cetveli”nde sayılan %60 ve üstü oranlara karşılık gelen haller olarak tanımlandığı, davacı tarafından sunulan Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporunda davacının %42 oranında sürekli maluliyeti olduğunun tespit edildiği, mahkemece ... Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden alınan 02.11.2018 tarihli raporda ise davacının %12 oranında maluliyeti olduğunun tespit edildiği, her iki raporda belirlenen oranın sigorta sözleşmesinde belirlenen %60 maluliyet oranının altında kaldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423 üncü maddesine göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmezse sözleşmenin poliçede yazılı şartlarda yapılmış sayılacağı, aynı Kanun'un 1424 üncü maddesine göre ise sigortacının poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumlu olduğu, sigortacının bu yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasının sözleşmede hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik nedeniyle sigorta tazminatına hak kazanabilmek için %60 ve üzerinde iş göremezlik oranı aranmasına ilişkin özel koşulun geçersizliği ya da hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik durumunun, kaza sonucu oluşan sürekli iş göremez durumunda olduğu gibi her hangi bir oran sınırlanması olmaksızın sigorta teminatı kapsamında olduğu sonucunu doğurmayacağı, sözleşmede verilen teminatın 6102 sayılı Kanun'un 1507 ila 1510 uncu maddelerinde düzenlenmiş olan kaza sigortası kapsamında olmadığı, yine sağlık ve hastalık sigortalarının düzenlendiği 1511 inci ve izleyen maddelerde de hastalık sonucu oluşan iş göremezliğin teminat kapsamında sayılmadığı, dava konusu sigorta sözleşmesindeki hastalık sonucu oluşan iş göremezlik durumunun sigorta teminatı altına alınmasının, kanunda bulunmamasına karşın kaza sigortasında sigorta teminatını genişleten özel bir sözleşme hükmü olduğu, sigorta sözleşmesinde getirilen kanunda ve Sigorta Genel Şartlarında bulunmayan ve sözleşme özgürlüğü içinde yanların özgür istençleri ile kabul edilmiş bu ek teminat için getirilen özel koşulun yasaya ve Sigorta Genel Şartlarına aykırılık oluşturmadığı, hastalık sonucu oluşan kesin iş göremezliğin belirli bir oranının sigorta tazminatı dışında bırakılmasının 6100 sayılı Kanun'un 1452 nci maddesinde sayılan koruyucu hükümlere aykırılık da oluşturmadığı, 09.12.2016 tarihli ve bir yıl süreli Grup Kaza Sigortası sözleşmesinde teminat kapsamında bulunan hastalık nedeniyle sürekli iş göremezlik durumunun %60 ve üzerindeki sürekli iş göremezlik durumu ile sınırlandırılmış olmasının geçerli bir sözleşme koşulu olduğu, yanları bağladığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 1496 ncı maddesinde grup sigortasının düzenlendiğini, sigorta şirketinin grup üyesini gruba dahil olmadan önce bilgilendirmesi ve gruba dahil olduktan sonra 15 gün içinde poliçe verme yükümlülüğü altında olduğunu, davalının poliçe verdiğini ve bilgilendirme yaptığını ispatlayamadığını, poliçenin ancak dava sürecinde görülebildiğini, poliçe içeriği hakkında müvekkilinin bilgilendirilmediğini, davaya konu poliçe kapsamında lehtar olan müvekkilinin Poliçe Özel ve Genel Şartları konusunda bilgilendirilmemiş olması nedeniyle %60'ın altında kalan maluliyetin teminat dışı kaldığına ilişkin özel şartın geçersiz olduğunu, davalının kötü niyetli davranarak sözleşmenin yapılması sırasında ve sonrasında bilgi vermediği gibi ret sebebi hakkında da bilgi vermediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı sigorta şirketinin 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 28.10.2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümlerine aykırı şekilde "talebe rağmen" sigorta ettirene karşı bilgilendirme konusundaki yükümlülüklerini sigortadan faydalanacak kişilere karşı da yerine getirme zorunluluğuna aykırı davrandığına dair bir bilgi, belge ve iddia bulunmadığı, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile sözleşmenin açık hükümlerine göre; hastalığa dayalı maluliyetlerin teminat kapsamında sayılabilmesi için en az %60 oranında bir maluliyetin arandığı, davalı şirket ile dava konusu sigorta sözleşmesini imzalayanın davacının işvereni olan dava dışı şirket olup davacının ise lehtar konumunda olduğu, bu bakımdan davacının şartları bilse idi sözleşmeyi yapmayacak olduğu şeklinde bir konumunun da sözkonusu olmadığı, davacının maluliyete ilişkin alınan raporlarının sözleşmedeki şartı sağlamadığı, yeniden rapor alınmasına yönelik mahkeme ara kararına rağmen bu yönde bir taleplerinin olmadığını beyanla mahkemeye müracaatta da bulunulmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, davacının iş vereni ile davalı arasında düzenlenen Grup Kaza Sigorta Sözleşmesi ile teminat altına alınan hastalık sonucu tam veya kısmi daimi maluliyet nedeniyle sigorta teminatının ödenmesi istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1423 ve 1515 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen sigorta sözleşmesi sonrasında davacıya sigorta sözleşmesine ilişkin sertifika verilmiş olmasına, davacı tarafından aydınlatma açıklaması verilmemesi nedeniyle yapılmış itiraz bulunmadığından 6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince sözleşmenin poliçede yazılı şartlarla yapılmış olduğu kabulünün yerinde olmasına, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi gereğince bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin lehtar konumunda olan davacının kararına etkili olmasının söz konusu olamayacak olması ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.