Taraflar arasındaki markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, ADO ismini 99/023734 numarası ile ilk defa 24.12.1999 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde adına tescil ettirdiğini, söz konusu marka hakkının son olarak 24.12.2019-24.12.2029 tarihleri için 10 yıl süreyle yenilendiğini, ADO isminin yanı sıra bu ibarenin bulunduğu ADOCEM, ADOENERJİ, ADOMINING, ADOBARITE, ADOBAŞER, ADOCARB gibi isimlerin de müvekkili şirketin de parçası olduğu şirket gruplarınca marka siciline tescil ettirildiğini, ADO isminin marka olarak tescilinin yanı sıra 15.08.2012 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan ilan ile müvekkili şirketin, Yurt Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ'nin bölünmesi sonucunda 37727 sicil numarası ile ticaret siciline ADO Madencilik Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ ismi ile tescil edildiğini, davalı şirketin 25.10.2017 tarihinde ADO Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ismiyle Ticaret Siciline tescil edildiğini, 30.10.2017 tarihinde de ilan edildiğinin taraflarınca öğrenildiğini, davalı şirketin ticaret unvanı incelendiğinde, unvanda yer alan ayırt edici ismin ADO olarak yer aldığını, bu ibarenin müvekkili şirket adına tescilli ADO markası ile ayniyet arz ettiğini, davalının ADO ibaresini birebir kopyalayarak kullanımının üçüncü kişiler nezdinde iltibas yaratacağını, davalı şirketin isim, ürün ve faaliyetlerinin müvekkili şirketin markasıyla karıştırılacağının aşikâr olduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirketin bulunmadığı bir faaliyet alanında müvekkili şirketin tescilli marka ibaresini kullanarak ticaret yaptığını, davalı şirketin ticaret unvanında kullanılan ve marka hakları müvekkili şirkete ait olan ADO ibaresi nedeniyle davalı şirketi ile müvekkili şirket arasında bağlantı bulunduğu yönünde izlenim oluşacağını, müvekkili şirketinin inşaat yapı malzemeleri alanında da faaliyet gösterdiği yönünde izlenim uyanacağını, bu durumun davalı şirket lehine ülke çapında tanınmış bir markayı kullanarak haksız avantaj sağlayacağını, ayrıca müvekkilinin ticari itibarını zedeleyeceğini ileri sürerek müvekkili şirket lehine tescil edilmiş ADO ibaresini davalı şirketin kendi ticaret unvanında kullanmasının müvekkilinin marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, bu tecavüz fiilinin önlenmesini ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin kurucusunun Adnan Çelik olduğunu, Hurdacılar Sitesi'ndeki esnafın, Adnan Çelik'e ADO diye hitap ettikleri için şirketin başına ADO ibaresinin eklendiğini, müvekkili şirketin 25.10.2017 tarihinde kurulmuş ve 31.01.2018 tarihinde tescil edilmiş olduğunu, davacı şirketin ise müvekkili şirketten sonra 02.11.2018 tarihinde tescil edildiğini, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi davacı şirketin marka hakkına herhangi bir tecavüzün söz konusu olmadığını, ADO çekirdek kelimesinden sonra gelen ilk iki sektöre ait kelimelerin farklı olduğunu, bu nedenle davacı ile müvekkili şirketin iki farklı unvana sahip olduklarını, faaliyet alanlarının tamamen farklı olduğunu, davacı iddiasının, ticari dürüstlük ilkesine de aykırı olduğunu, davacının iddia ettiği gibi ADO ismini ayırt edici olarak kullanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılara ait tescilli markalarla davalıya ait ticaret unvanı arasında esas unsurları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal düzlemde benzerlik bulunsa da, davalının davacıya ait tescilli markaların koruma kapsamı altında bulunan ticaret unvanını fiilen markasal olarak kullandığına ilişkin delil ibrazında bulunmadığı, aksine davalının müvekkiline ait sektör haricinde başka bir alanda faaliyette bulunduğunu ileri sürdüğü, markalarının tanınmışlığını iddia etse de, tanınmışlığı ispata ilişkin delil bulunmadığı, bu nedenle tanınmış markanın sağladığı geniş koruma imkanından da yararlanamayacağı, dava dilekçesinde önceki tarihli ticaret unvanının bulunduğu yönünde açıklama yapsa da ticaret unvanına dayalı olarak istemde bulunmadığı, gerek davanın konu kısmında gerekse talep sonucu kısmında açıkça marka haklarına dayalı olarak istemde bulunduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 26 ncı hükmü gereği mahkemelerinin taleple bağlı kalmak zorunda olduğundan, re'sen tarafların ticaret unvanlarının karşılaştırılması ve iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığı değerlendirmesinin yapılmadığı, salt marka hakkına dayalı istemler bakımından davalının, tescilli markaların koruma kapsamı altında bulunan emtialar bakımından markasal kullanımı bulunmadığı, davacı markalarının tanınmışlık vasfına erişmediği anlaşıldığından marka hakkı ihlali oluşmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;müvekkilinin ADO ismini 99 023734 numarası ile ilk defa 24.12.1999 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde adına tescil ettirdiğini, söz konusu marka hakkının son olarak 24.12.2019-24.12.2029 tarihleri için 10 yıl süreyle yenilendiğini, ADO isminin marka olarak tescilinin yanı sıra, 15.08.2012 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan ilan ile müvekkilinin, Yurt Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ'nin bölünmesi sonucunda 37727 sicil numarası ile ticaret siciline ADO Madencilik Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. ismi ile tescil edildiğini, davalı şirketin 25.10.2017 tarihinde ADO Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ismiyle ticaret siciline tescil edildiğini, 30.10.2017 tarihinde de ilan edildiğinin tesadüfen öğrenildiğini, davalı şirketin ticaret ünvanı incelendiğinde, ünvanda yer alan ayırt edici ismin ADO olarak yer aldığını, bu ibarenin isim işitsel, sessel ve görsel olarak müvekkili şirket adına tescilli ADO markası ile ayniyet arz ettiğini, müvekkili şirket tarafından marka siciline önceden tescil edilip, on yıllardan beri ticaret siciline kayıtlı çok sayıda grup şirketinde de ticaret ünvanı olarak kullandığını, ADO ibaresini birebir kopyalanarak kullanımının üçüncü kişiler nezdinde kesin iltibas yaratacağını, davalı şirketin isim, ürün ve faaliyetlerinin müvekkili şirketin markasıyla karıştırılacağını, müvekkili şirketin ADO markasının tescil haklarına sahip olduğunu, ayrıca aynı ibareyi 2012 yılından beri ticaret siciline kayıtlı şekilde ticaret ünvanı olarak da kullandığını, davalı şirketin, ADO ibaresini söz konusu tescil tarihlerinden sonra ticaret ünvanı olarak kullanmaya başlayarak 6769 sayılı Kanun'un marka hakları kapsamı ve marka hakkına tecavüz hükümleri uyarınca müvekkili şirketin haklarını ihlal ettiğini, dava dilekçesinin sonuç ve talep kısmında "...Davalı şirketin, müvekkil şirket lehine tescil edilmiş olan ADO ibaresini kendi ticaret unvanında kullanması sebebiyle oluşan marka tecavüzü durumunun tespitine, davalı şirketin tespit edilecek marka tecavüzü fiilinin önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına..." ifadesiyle talep olmasına rağmen yerel mahkemenin ticaret unvanı kullanımıyla ilgili bir istemde bulunulmadığı iddiasıyla bu hususu değerlendirmesinin çok açık bir şekilde haksız olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bir ticaret unvanının kullanılmasının, marka hakkına tecavüz teşkil etmesi için kullanımın ticaret sırasında olması, kullanım konusunda marka sahibinin izninin olmaması, kullanımın markanın tescil edildiği mallarla/hizmetlerle aynı veya benzer mallar/hizmetler için olması veya aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikte olması ve kullanımın markanın işlevlerini, özellikle tüketicilere malların veya hizmetlerin kaynağını garanti etme yönündeki temel işlevini yerine getirmeye müsait olmasının gerekli olduğu, dosyada bulunan bilgi ve belgelere göre; davacının "ADO" esas ibareli markalarının olduğu, bu markalarından 2017/33376 sayılı markasının 1. ve 6. sınıfların yanında 35. sınıf için de tescilli bulunduğu, bu markanın başvuru tarihinin davalının ticaret ünvanının tescili tarihinden önce 14.04.2017 olduğu, davalının faaliyet konularının hizmet sektörü ile ilgili bulunduğu, bu bağlamda dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da davalının faaliyet konuları ile davacının markasının kapsamında bulunan mal ve hizmetlerin benzer bulunduğunun belirlendiği, somut olayın özellikleri de nazara alınarak, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) anılan maddelerinin yürürlüğe girmesiyle, artık ticaret unvanının sadece unvan biçiminde "kullanılmasının" dahi, marka hakkına tecavüz teşkil edeceği sonucuna varıldığı, bu durumda marka hakkına tecavüzden bahsedilebilmesi için ticaret unvanının markasal biçimde kullanılmasına gerek olmadığı, somut uyuşmazlıkta da davalı şirketin faaliyet konuları, davacı markalarının tescili kapsamında bulunan hizmetlerle aynı ya da benzer türde olup, bu bilgilerin bilirkişi raporunda da verildiği, bu haliyle ortalama yararlanıcı kitlesinin davalı tarafından sunulan hizmetlerin, davacı marka sahibi tarafından sunulduğu şeklinde, hizmetin kaynağına yönelik karışıklık yaşama ve tarafların ticari işletmeleri arasında bağlantı kurma ihtimalinin çok güçlü olduğu, dolayısıyla davalının hizmetlerinin sunumunda ticari kaynağı gösterecek biçimde unvanını kullanması, davacıların marka hakkına tecavüz teşkil edecek nitelikte olduğu, bu itibarla mahkemece, davalı şirketin "ADO" ibaresini, davacı şirketin markasıyla aynı alanda ticaret unvanı olarak kullanmasının, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine ve önlenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulmasının doğru bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, davanın kabulü ile, davacı adına marka olarak tescilli bulunan "ADO" ibaresinin davalının ticaret ünvanında kullanmasının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, markaya tecavüz fiilellerinin önlenmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirketin farklı sektörlerde, faaliyet alanlarında hizmet verdiğini, davacıların markaları ile müvekkil şirketin aynı faaliyet alanında çalışmadığı davacının dava ve cevaba cevap dilekçelerinde de kabul edildiğini, fakat istinaf mahkemesinin kararında davacının beyanlarından farklı olarak "Dosyada bulunan bilgi ve belgelere göre; davacının "ADO" esas ibareli markalarının olduğu, bu markalarından 2017/33376 sayılı markasının 1. ve 6. sınıfların yanında 35. sınıf için de tescilli bulunduğu, bu markanın başvuru tarihinin davalının ticaret unvanının tescili tarihinden önce 14.04.2017 olduğu, davalının faaliyet konularının hizmet sektörü ile ilgili bulunduğu, bu bağlamda dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da davalının faaliyet konuları ile davacının markasının kapsamında bulunan mal ve hizmetlerin benzer bulunduğunun belirlendiği" şeklinde gerekçe yazıldığını, bilirkişi raporunda 2017/33376 sayılı marka ile ilgili benzerlik bulunduğu belirtilmiş olmakla birlikte devamında "Dosyanın incelemesinde, davalı firmanın davacı markaları ile karıştırma ihtimali yaratacak şekilde bir marka tesciline ve kullanıma rastlanılmamıştır. Davalı ticaret unvanı altında sunulan mal veya hizmetlerde davacı markaları ile karıştırma ihtimali yaratacak şekilde bir markasal kullanımı/tanıtımı/reklamı ispatlayan delile de dosyada rastlanmamıştır" tespitinde bulunulduğunu Bölge Adliye Mahkemesince davacının farklı faaliyet alanlarında hizmet verdiğini kabul etmesi ve dosyada bulunan bilirkişi raporunda karıştırma ihtimali yaratacak şekilde bir marka tesciline ve kullanıma rastlanılmadığına ilişkin rapor dikkate alınmaksızın karar verildiğini, davacının tanınmış olduğunu ispat edemediğini, dosyada yer alan bilirkişi raporunda ve yerel mahkeme kararında da davacının tanınmış olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı bu sebeple 6769 sayılı Kanun'un tanınmış markaya ilişkin hükümlerinden yararlanmasının mümkün olmadığının belirtildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında da davacının tanınmış marka statüsüne sahip olup olmadığına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, ayrıca davacı yan gerek davanın konu kısmında gerekse talep sonucu kısmında açıkça marka haklarına dayalı olarak istemde bulunmuş olduğundan taleple bağlılık ilkesi gereğince yerel mahkeme ve istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince tarafların ticaret unvanlarının karşılaştırılması ve iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığı değerlendirmesinin yapılmaması gerektiğini, fakat Bölge Adliye Mahkemesince davacı yanın talebinin dışına çıkarak tarafların ticaret unvanlarının karşılaştırılması ve iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmiş akabinde ise tanınmış marka olduğu iddiasını kanıtlamayan davacının 6769 sayılı Kanun'un tanınmış markaya ilişkin hükümlerinden yararlandırarak hüküm kurduğunu, ayrıca kabul anlamına gelmemek şartıyla benzer faaliyet alanları bulunsa bile müvekkil şirketin ticaret unvanı "ADO yapı elemanları" olup ADO çekirdek kelimesinden sonra gelen ilk iki sektöre ait kelimelerin farklı olduğunu, bu nedenle davacı ile müvekkil şirket iki farklı unvana sahip olduklarını, müvekkil şirketin unvanı ile davalı şirketin markaları arasından tali unsurlar sebebiyle birbirlerinden farklı iken halk tarafından karıştırılabilmesinin mümkün olmadığını, İstinaf mahkemesince işbu husus değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Dava, markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.