Davanın kabulü
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili ile eşi ... ... aleyhine icra takibi başlattığını, aralarında anlaşmazlıklar bulunan müvekkilinin eşinin davalının iş yerinde çalıştığını, ... ...’ın davalının oğlu ile müvekkilinin evine gelerek baskı ile bir adet bonoyu imzalattıklarını, ...’in müvekkiline imzalattığı bu bonoyu kendisinin de borçlu olarak imzaladığını, davalının alacaklı şeklinde senede yazıldığını, ...’in bu senedi davalıya verdiğini, takibe ilişkin tebligatları müvekkilinin eşi ...’in aldığını, ancak davacıya haber vermediğini, kimsenin yanında çalışan işçisine 700.000,00 TL borç vermeyeceğini, davalının bu miktar borç verebilecek ekonomik durumunun bulunmadığını, müvekkilinin babasının 02.11.2014 tarihinde vefat edip yüksek değerli gayrimenkulleri kaldığını, müvekkilinin eşi ile davalının bu mallardan menfaat sağlamak için hileli kumpası müvekkiline karşı kurduklarını ileri sürerek Akşehir İcra Müdürlüğünün 2016/340 E. sayılı dosyasında müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini, kötü niyet tazminatının tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin oto-emlakçılık, yıllık sayısı yüzleri bulan araç ve emlak alım satımı yaptığını, kira ve mevduat geliri elde ettiğini, davacı ve eşinin değişik zamanlarda müvekkilinden borç aldığını, karşılığında dava konusu senedi verdiklerini, davacının boşanma davası açtıktan sonra borcunu ödememek için işbu davayı ikame ettiğini, bononun illetten mücerret olduğunu, davacının borçlu olmadığını yazılı delille ispatlaması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takibe konu senedin 15.06.2015 ödeme tarihli 700.000,00 TL bedelli olduğu, tanzim tarihi bulunmadığı, kambiyo senedi vasfı taşımadığı, Ağır Ceza Mahkemesinde açılan kamu davası sonucunda, sanıkların üzerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak cezalandırmaya yeter, kesin ve inandırıcı delil elde edilememesi gözönüne alınarak atılı suçu işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, kararın onanarak kesinleştiği, senetteki imzanın inkar edilmediği, bononun adi senet olarak kabulü gerekeceği, senetteki borç miktarı dikkate alındığında davacının senede karşı senetle ispat yükümü bulunduğu, bu hususta tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, davacının yemin deliline de dayanmadığı, gerek ceza dosyası gerek işbu dosya kapsamından davaya konu senedin cebren davacıya doldurtulup imzalatıldığına ilişkin ispata yarar herhangi bir delil bulunmadığı, senet imzalanırken davacıda irade bozukluğu mevcut olduğu iddiasının ispat edilemediği, davacının senede karşı ispat yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; senedin müvekkilinin eşi ile davalının oğlunun eve gelerek baskı yapmaları ve hileleri üzerine düzenlendiğini, müvekkilinin babasının 02.11.2014 tarihinde vefat edip yüksek değerli gayrimenkulleri kaldığını, müvekkilinin eşi ile davalının bu mallardan menfaat sağlamak için hileli kumpası müvekkiline karşı kurduklarını, delil yetersizliğinden verilen beraat kararının Mahkemeyi bağlamayacağını, davalının Hukuk ve Ceza Mahkemesindeki beyanlarına göre müvekkiline borç vermediğini, bu hususun ikrar mahiyeti taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tanzim tarihi bulunmayan bononun kambiyo senedi niteliği taşımasa da adi yazılı belge niteliğinde olduğu, adi yazılı belgenin aksinin ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 200 üncü maddesi uyarınca senetle ya da diğer kesin delillerden biriyle ispat edilebileceği, davalılar hakkında yağma suçunu işledikleri iddiasıyla açılan kamu davası nedeniyle Akşehir Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/183 E., 2018/226 K. sayılı dosyasında yapılan yargılamada, davalı alacaklı ...'in Mahkeme önünde verdiği ifadesinde, kendisinin davacının eşi ...'tan 700.000,00 TL alacaklı olduğunu, borcuna karşılık borçlu ...'ın eşi davacı ...'un da kefil olmasını istediğini, davacıya bu nedenle senet imzalatıldığını ikrar ettiği, davalının bu beyanı Mahkeme içi ikrar olup, kesin delil mahiyeti taşıdığını, davacıyla aralarına kefalet sözleşmesi bulunduğu konusunda ispat yükünün davalıya geçtiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerektiği, davalının icra takibine konu tanzim tarihi olmayan bononun eşinin borcuna kefil olması için davacıya imzalatıldığını kabul ettiği, ancak geçerli bir kefalet sözleşmesi ibraz edemediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, Akşehir İcra Müdürlüğünün 2016/340 E. sayılı icra takip dosyasında davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının müvekkilinin eşi ile birlikte davacının borcuna konmak için kötü niyetle senedi düzenlediklerini, resmi evrakta sahtecilik suçundan korktukları için senedin unsurları eksikken yasal yola başvurduklarını, kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kısmen bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının eşi ile birlikte davalıdan aldıkları borca karşılık bono verildiğini, bononun illetten mücerret olduğunu, davacının yazılı delil niteliğinde belge sunmadığını, müvekkilinin Ceza Mahkemesi kararı ile beraat ettiğini, kararın kesinleştiğini, senetteki imzanın inkar edilmediğini, irade bozukluğu iddiasının ispatlanamadığını, ispat külfetinin davacı üzerinde bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
3.6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.