Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

1.Kullanım kadastrosu sırasında ... ili ...ilçesi 101 ada 564 parsel 11.862,28 metrekare yüzölçümünde tarla vasfında "6831 ... kaunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dışına çıkarılmıştır" ve "... oğlu ... kullanımındadır" şerhleriyle hazine adına tespit edilmiş, daha sonra 6292 ... kanun gereği ...'e satış sonucu devredilmiş daha sonra da tapunun beyanlar hanesinde eylemli orman olduğu belirtilmeştir.

2.Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; çekişmeli taşınmazın eylemli orman olduğunu 6292 ... kanunun 11/4 fıkrası kapsamındaki yerlerden olduğunu bu nedenle ... Köyü 101 ada 564 parselin tapusunun iptali ile Hazine adına orman vasfı ile tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.

1.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; çekişmeli taşınmazın uzun yıllardır ataları ve kendisi tarafından kullanıldığını hazine ile ilgisinin bulunmadığını bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmazın eylemli orman vasfında olduğunun anlaşılmasına rağmen taşınmazın hatalı olarak hazine adına tarla vasfıyla tespit gördüğü, taşınmazın tarla vasfında olmadığı ve tarımsal olarak kullanılmadığı halde 2/B vasfıyla kullanıcısı adına satıldığı, oysaki yapılması gerekenin taşınmazın eylemli orman vasfı ile maliye hazinesi adına tespit edilmesi ve orman alanı olarak kullanılmak üzere Orman Genel Müdürlüğü'ne tahsis edilmesi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, ... ili ...ilçesi ... Mahalle/köyü 101 ada 564 parsel ... taşınmazın davalı adına kayıtlı tapusunun iptali ile Orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı ... istinaf başvuru dilekçesinde; 101 ada 564 nolu parselin orman olmayıp çayırlık olduğunu, diğer varislerden satın aldığını ve 2B taksitlendirmelerini ödediğini, yaptığı harcamaların iadesini ya da farklı bir yerden eşdeğer bir arazi tahsis edilmesini istediğini, ... Köyünde hiçbir arazinin tarım arazisi olarak kullanılmadığını, orman köyü olduğunu, arazinin temizliğini maddi sebeplerden dolayı ihmal ettiğini, duruşma sırasında söz hakkı verilmediğini ve kendini ifade edemediğini, babasından kalan yerlerin tapusunun olmasına rağmen geri alınması ve harcadığı maddi manevi kaybın zararların iadesini ve yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasına, taşınmazın adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın eylemli orman niteliğinde olması ve davalı tarafça ödenen satış bedelinin idareden her zaman geri alınmasının mümkün bulunduğu gerekçesiyle ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/303 Esas, 2019/163 Karar ... ve 13.03.2019 tarihli kararında usul ve esas yönünden Kanuna aykırı bir durum bulunmadığından, davalının istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davalı ... temyiz dilekçesinde özetle;istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazın eylemli orman olup olmadığı ve 6292 ... kanunun 11/4 üncü maddesi gereği tapusunun iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.

6100 ... Kanun'un 369/1,370 ve 371 inci maddeleri, 6831 ... Orman Kanunu'nun (6831 ... Kanun) 1 inci maddesi, 6292 ... Kanun'un 11 inci maddesi

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 ... Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ...'in temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 ... Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,

54,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 383,20 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

10.01.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)

İ.U./Karşılaştırıldı.

(2021/10950)

Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, Hazine tarafından orman vasfını yitirmesi sebebiyle satışı yapılan taşınmazın tapusunun iptali istemiyle açılan davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir.

Sayın Çoğunluk, davacı Hazinenin davalı gerçek kişiye karşı açtığı davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görmemiş; bu yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır:

Dosya kapsamından anlaşıldığına göre dava konusu taşınmaz orman vasfında iken bu özelliğini kaybettiğinden bahisle yörede 6831 ... Kanun'un 2/B maddesi uyarınca uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda orman sınırları dışına çıkarılmıştır. Sonrasında taşınmaz, 3402 ... Kanun'un Ek 4. maddesi kapsamında kullanım kadastrosuna konu olmuştur. Bilahare 6292 ... Kanun'un 6. maddesi gereğince yapılan satış işlemiyle de davalı adına tapuya tescil edilmiştir. İdare tarafından, davalı adına oluşan tapu siciline (beyanlar hanesine) İdare tarafından satışa müteakip taşınmazın eylemli orman olduğu yönünde şerh konulmuştur.

Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın eylemli orman olduğundan bahisle 6292 ... Kanun'un 11/4 maddesi gereğince satılmaması gereken bir yer olduğunu ve dolayısıyla satışın hükümsüz hâle geldiğini ileri sürerek tapusunun iptaliyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.

İlk Derece Mahkemesince; dava konusu taşınmazın orman niteliğindeki ağaçlarla kaplı olmasına, herhangi bir tarımsal faaliyet izine rastlanmamasına ve taşınmazın eylemli orman vasfında bulunmasına vurgu yapılarak; taşınmazın hatalı olarak Hazine adına tarla vasfıyla tespit gördüğü değerlendirmesinde bulunulmuştur. Mahkeme, bu nitelikteki bir taşınmazın eylemli orman vasfı ile Hazine adına tespit edilmesi ve orman alanı olarak kullanılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmesi gerektiğini belirterek davanın davanın kabulü ile taşınmazın davalı adına kayıtlı tapu kaydının iptaline orman vasfı ile davacı Hazine adına tesciline karar vermiştir.

Anılan hükme karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuş; Bölge Adliye Mahkemesince, hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, dava konusu taşınmazın eylemli orman niteliğinde olmasına dikkat çekmiş, davalı tarafça ödenen satış bedelinin idareden her zaman geri alınmasının mümkün olduğunu da ifade ederek davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Somut olayda dava konusu taşınmazın keşfin yapıldığı 2018 yılı itibarıyla ... ve çam ağaçlarıyla kaplı olduğu, tarla vasfında bulunmadığı ve tarım arazisi olarak da kullanılmadığı, dolayısıyla eylemli orman niteliğinde olduğu hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bilirkişiler tarafından ağaçların keşif tarihi itibarıyla 25-30 yaşlarında olduğu ifade edildiğine göre taşınmazın orman sınırları dışına çıkarıldığı (2/B uygulamasına tabi tutulduğu) 1987 yılında orman vasfında olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Buna karşılık taşınmazın kullanım kadastrosuna konu edildiği 2012 yılı ve davalıya satıldığı 2014 yılı itibarıyla eylemli olarak (fiilen) orman niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu durumda 2/B uygulaması sonucu orman sınırları dışına çıkartılan ve Hazine adına özel mülk olarak tapuya tescil edilen, sonrasında da 6292 ... Kanun hükümleri gereğince kişilere satışı yapılan taşınmazlarla ilgili yasal hükümlerin incelemeye tabi tutulması gerekmektedir.

6831 ... Kanun'un 2/B maddesinde; 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarının orman sınırları dışına çıkartılacağı hüküm altına alınmıştır.

Buna göre orman niteliğini kaybetmiş olan bu tür yerler -uygulamada 2/B işlemi olarak ifade edilen idari bir çalışma sonucunda- orman sınırları dışına çıkartılmakta; hukuken orman vasfını kaybetmektedir. Dolayısıyla taşınmazların 2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılması işlemi kesinleştiğinde, bu yerler eylemli olarak orman olsalar bile hukuki açıdan orman rejimine tabi olma özelliğini kaybetmektedirler.

3402 ... Kanun'un Ek 4. maddesinde ise 2/B uygulamasıyla orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınarak ve varsa üzerindeki muhdesatın aidiyeti ve kullanımını belirler şekilde kadastroya tabi tutulacağı ve kullanım durumları ile muhdesatın kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterileceği düzenlenmiştir. Uygulamada kullanım kadastrosu olarak ifade edilen bu belirleme, bu tür taşınmazların satışı bakımından önem arz etmektedir.

Bu bağlamda 6292 ... Kanun'un 6. maddesi; 2/B uygulamasına konu taşınmazlarda kimlerin hak sahibi olduğuna ve taşınmazların kişilere satışına dair hükümler ihtiva etmektedir. Buna göre taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce- kullanıcısı olan ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişiler, süresi içinde idareye başvurma ve idarece tespit edilen satış bedelini kabul etme koşuluyla hak sahibi sayılırlar.

Kanun koyucu 6292 ... Kanun'un 6/12 maddesinde hangi taşınmazların satışa konu edilemeyeceğini belirlemiştir. Bu taşınmazlar arasında eylemli olarak orman niteliğinde bulunanların sayılmadığı görülmektedir. Bu durumda orman niteliğini kaybetmesi sebebiyle 2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkartılan, ancak sonrasında kullanım kadastrosuna tabi tutulduğu ve satıldığı dönemlerde tekrar orman arazisi haline dönüşmüş olan yerlerin satışının hukuka uygun olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

Yukarıda da değinildiği üzere; bir taşınmazın 2/B uygulanasına konu edilerek orman sınırları dışına çıkartılması ancak taşınmazın 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olması halinde mümkündür. Buna karşılık taşınmaz fiilen orman niteliğinde ise ve buna rağmen 2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılmışsa Orman İdaresi 2/B işleminin iptali istemiyle dava açma imkanına sahiptir.

Diğer yandan 3402 ... Kanun'un Ek 4. maddesinde uyarınca; 2/B uygulamasıyla orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler yönünden yapılacak olan kullanım kadastrosu sırasında eylemli olarak orman niteliğinde bulunan -bu yönüyle orman vasfını kaybetmemiş olan veya yeniden kazanan- yerlerin kullanıcısının olmayacağı da açıktır. Bu tür yerler için kullanıcılarının olduğu yönünde yapılan bir belirleme İdare tarafından eylemli olarak orman vasfındaki bir arazinin kişilere satışına izin verilmesini hukuka uygun hale de getirmez.

Aksi yöndeki bir yaklaşım Anayasa'nın 169. maddesinde yer alan "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır."; "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir."; "Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez." şeklindeki hükümlerle bağdaşmamaktadır. Zira anılan hükümler kamu makamlarına devlet ormanlarının korunması bakımından özel ödev ve sorumluluklar yüklemiştir.

Dolayısıyla 6292 ... Kanun'un 6/12 maddesinde sayılmamış da olsa orman sınırları dışına çıkartılmış ve kullanım kadastrosu ile kullanıcısı olduğu belirtilmiş eylemli ormanların kişilere satışının mümkün olmadığının kabulü gerekir. Esasen orman niteliğini muhafaza eden taşınmazların satış konusu yapılamaması bu taşınmaların niteliğinin bir gereğidir. Nitekim kanun koyucu orman niteliğini kaybettiğinden bahisle orman sınırları dışına çıkartılan ve fakat kişiler adına tapulu iken tapu kayıtları iptal edilen ve Hazine adına orman olarak tescil edilmiş bulunan taşınmazların iadesine ilişkin hükümlerin yer aldığı 6292 ... Kanun'un 7/4 maddesinde "fiilen orman niteliğinde olan" taşınmaların ilgililerine iade edilemeyeceğini açıkça hüküm altına almıştır. Bu bağlamda iadeye dahi tabi tutulmayacak eylemli orman alanlarının satış konusu yapılabileceğinin düşünülmesi, kanun koyucunun amacıyla da örtüşen bir durum değildir.

Bu itibarla somut olayda dava konusu taşınmazın satışa konu edilmemesi gereken yerlerden olduğu yönündeki değerlendirmelere biz de katılıyoruz. Buna karşılık bir taşınmazın kullanım kadastrosuyla kullanıcısı olduğu belirlenemeyecek veya satışa konu edilemeyecek bir yer olması, ilgili Komisyonlarca ve idari mercilerce yapılan bu işlemlerin yok hükmünde sayılmasını gerektiren bir durum değildir. Zira -dosya kapsamında aksi yönde bir tespit bulunmadığına göre- anılan işlemler, şekli olarak görevli ve yetkili olan bir Komisyon ve ilgili idari makamlar tarafından yerine getirilmiş durumdadır.

Aksi yöndeki bir yaklaşım, bu nitelikte taşınmazlar bakımından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin güvenilirliğini ortadan kaldırma ve bunun da ötesinde söz konusu işlemler sonucunda oluşan tapu sicil sistemine duyulması beklenen itimadı yok etme riski barındırmaktadır. Bu yönüyle İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin kullanım kadastrosu ve satış işlemlerine hiçbir hukuki kıymet vermeyen karar gerekçesinin yerinde olduğunu söylemek uygun görünmemektedir.

Somut olayda dava konusu taşınmaz kullanım kadastrosuna tabi tutulmuş ve nihayetinde Hazine tarafından davalıya satılmış ve sonuçta davalı adına tapuya tescil edilmiştir. Bu bağlamda kullanım kadastrosu işlemlerini yapan Komisyon ve satış işlemlerini yapan Hazine başta olmak üzere ilgili kamu makamlarının özensizliği ya da en azından koordinasyon eksikliği sebebiyle eylemli orman niteliğinde olması nedeniyle esasında özel mülke konu olamayacak dava konusu taşınmazın kullanım kadastrosuna tabi kılınması ve sonraki işlemlerle satılması süreçleri yaşanmıştır. Taşınmazın kullanım kadastrosu 2012 yılında yapılmış, satışı 2014 yılında gerçekleştirilmiş ve eldeki dava 2018 yılında açılmıştır.
Bu durumda eylemli olarak orman niteliğinde bulunması sebebiyle özel mülk konusu edilemeyecek ve fakat kamu makamlarının yıllara yayılan hatası sonucunda bir şekilde özel mülk olarak satışı gerçekleşmiş ve nihayetinde davalı adına tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın mülkiyetinin tekrar kamuya döndürülmesi gerektiği söylenebilir. Esasen Anayasa'nın yukarıda değinilen 169. maddesindeki hükümlerin de bu konuda kamu makamlarına bir ödev yüklediği de kabul edilebilir.

Ancak kamu makamları tarafından kamusal bu yükümlülükler yerine getirilirken iyi yönetişim ilkesine uygun hareket edilmesi gerekmektedir. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir. Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri esastır.

Bu çerçevede 6292 ... Kanun'un 11/4 maddesinde "Bu Kanun kapsamında kalan taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak geri alınır." hükmüne yer verilmiştir. Esasen eldeki davada davacı Hazinenin bu kanun hükmüne dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunduğu görülmektedir.

Buna göre 6292 ... Kanun'un 6/12 maddesinde belirtilen taşınmazların ve yine kullanım kadastrosunun yapıldığı tarih ve satış tarihi itibarıyla eylemli orman niteliğinde bulunan taşınmazların hak sahiplerine satılmaması gerekirken; bir şekilde satışı söz konusu olmuşsa İdarenin bu satış işlemini geri almasına imkân tanınmıştır. Ancak bu geri alma işlemi için öncelikle "satış bedelinin kanuni faiziyle iade edileceği" 6292 ... Kanun'un 11/4 maddesinde açıkça belirtilmiştir. Kanun koyucu böylelikle esasında İdarece satılmaması gereken bir taşınmazın hatalı şekilde yapılan satışı geri alınırken, taşınmazı kamu makamlarının tesis ettiği işlemlere güvenerek ve bedel ödemek suretiyle satın alan kişinin uğradığı zararı -bir ölçüde de olsa- gidermeyi amaçlamıştır.

Somut olayda davacı Hazinenin 6292 ... Kanun'un 11/4 maddesine dayanarak taşınmazın tapusunun iptalini talep ettiği halde anılan kanun hükmünde yer alan taşınmazın satış bedelinin kanuni faiziyle iade etme yükümlülüğünü yerine getirdiği veya bu yönde girişimde bulunduğu tespit edilmiş değildir. Esasında Hazine tarafından söz konusu kanun hükmünde yer alan usul işletilmeksizin doğrudan tapu iptali ve tescil istemli dava açma yoluna gidildiğini söylemek mümkündür. Daha da önemlisi Hazine tarafından yapılan satış işlemi geri alınmış da değildir. Bu bağlamda Hazine ile davalı arasındaki satış akdi şekli olarak varlığını ve geçerliliğini korumaktadır.

Dava konusu taşınmazın hatalı şekilde kullanım kadastrosuna tabi tutulması ve sonrasında Hazine tarafından satışı süreçlerinde davalıya atfedilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Kamu makamlarının özensizliği ve/veya koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan bu tür hataların telafisi yoluna gidilirken de bu hatalı işlemlerin tesisi sürecinde hiçbir etki ve kusurları bulunmayan kimselerin mağduriyetine neden olunmamalıdır.

Bu çerçevede davacı Hazinenin, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin tesis ettiği işlemin halen şekli olarak geçerliliğini koruduğu gözardı edilmemelidir. Bu satış işlemi hukuki varlığını devam ettirdiği sürece davalı adına oluşan tescilin tümüyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim Dairemiz, -farklı bir bağlamda da olsa- kullanım kadastrosu sonrasında tespit edilen kullanıcılarına satılan taşınmazlarla ilgili olarak satış işlemi varlığını sürdürdüğü sürece taşınmazın gerçek kullanıcısı ya da hak sahibi olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davalarının dinlenemeyeceği yönünde çok sayıda karar vermiştir.

Davalı tarafından kamu makamlarının tesis ettiği işlemlerin hukukiliğine güvenilerek ve bedeli ödenmek suretiyle satın alınmış ve tapuya tescil edilmiş olan dava konusu taşınmazın tekrar orman niteliğine dönüştürülmesiyle ilgili olarak davalının uğrayacağı zararı telafi etme bakımından herhangi bir girişimde bulunulmadan açılan davanın kabulü; kamu makamlarının hatalı işlemlerinin bedelini davalıya ödetmek anlamına gelen bir sonuca sebebiyet vermektedir.

Bununla ilgili olarak biran için -Bölge Adliye Mahkemesi kararında ifade edildiği üzere- davacının 6292 ... Kanun'un 11/4 maddesi uyarınca tazminat isteminde bulunabileceği ya da genel hükümlere göre zararının telafisi için dava açabileceği ileri sürülebilirse de bu yöntemin kabulü halinde dava açma külfeti yine davalıya yüklenmiş olmaktadır. Bu durumda davalı, bedelini ödeyerek satın almış olduğu bir taşınmazın tapusunun -kamu makamlarının kusurlu işlemleri sebebiyle- Hazinenin açtığı dava sonucunda iptal edilmesi üzerine uğramış olduğu zararın tazmini için belirli süre içinde dava açma, yargılama giderlerine (en azından dava sürecinde) katlanma, kanun yolu süreçlerini bekleme, kararın icrasını takip etme, zararını uzun yıllar boyunca tazmin edememe gibi külfetlere katlanmak durumunda kalacaktır.

Bu itibarla sonuç olarak, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın "davanın reddine karar verilmesi" gerektiğinden bahisle bozulması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.