Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın konusuz kalan kısmı için karar verilmesine yer olmadığına, bakiye kısmın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi... ile Garanti Bankası A.Ş ...Şubesi arasında 05.03.2010 tarihinde imzalanan konut finansmanı sözleşmesi hükümleri gereğince davalı ile hayat sigortası sözleşmesi düzenlendiğini, murisin 18.08.2013 tarihinde beyin kanseri sebebiyle vefat ettiğini, kanser hastalığının teşhisi için başvuru tarihinin 10.07.2010 olduğunu, bu tarih öncesinde herhangi bir sağlık sorununun bulunmadığını, geriye mirasçıları olarak müvekkillerinin kaldığını, müvekkillerinin vefat tarihinden sonra da sehven kredi ödemesinin devam ettiğini, kredi borcunun kapandığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müteveffa...'ın hayat sigortasının 245.250,00 TL tutarındaki vefat tazminat bedelinin ölüm tarihi olan 18.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin tazminatın ödenmeyeceği gibi bir cevap vermediğini, sigortalının vefat tarihi garantör hayat sigortasının dördüncü dönemi olan 03.03.2013-2014 tarihleri arasında kaldığını, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere vefat tarihine karşılık gelen risk primi üzerinden teminat bedelinin 75.000,00 TL olduğunu, müvekkili şirketin 03.11.2015 tarihinde poliçede öncelikli alacaklı olarak görülen daini-mürtehine yani T. Garanti Bankası A.Ş. ...Şubesine sigortalının 220,47 TL olan borcunu ödediğini ve sigorta teminatından kalan bakiye tutar 74.779,73 TL'nin ise 22.12.2015 tarihinde davacılara ödendiğini, vefat teminat tutarı olan 75.000,00 TL'nin sigortalı mirasçılarına ödenmek istendiğini, ancak mirasçılara ulaşılamadığını, TÜİK ölüm belgesinin davanın açılış tarihinden sonra 16.10.2015 tarihinde şirkete ulaştırıldığını, daha sonra müvekkili şirketin evrakların ıslak imzalı orjinallerinin mirasçılardan talep edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/852 Esas, 2017/164 Karar ve 27.02.2017 tarihli kararı ile; davacı tarafın davasını 245.250,00 TL üzerinden açtığı, dava tarihinden sonra davanın 220,47 TL'lik kısmının sigortalının kredi borcuna karşılık ilgili banka şubesine, 74.779,53 TL lik kısmının davacı tarafa ödendiği, 75.000,00 TL lik kısma ilişkin davanın konusu kalmadığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davanın 170.250,00 TL lik kısmının ise reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 2018/15 Esas, 2018/145 Karar ve 31.01.2018 tarihli kararı ile;".. Mahkemece görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usülden reddine karar verilmesi gerekirken işin esası hakkında karar verilmiş olması yerinde görülmediğinden, esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin taraf vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne.." dair karar verilmiştir.
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/162 Esas, 2018/166 Karar ve 23.02.2018 tarihli kararı ile; Görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olması gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar, yasal süre içerisinde istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafça yargılama sırasında murisin kredi borcuna karşılık olarak 220,47 TL kredi alınan banka şubesine ödendiği, bakiye kalan 74.779,53 TL'nin ise davacı tarafa yargılama sırasında ödendiği, davacı tarafın, dava açıldığı tarih itibariyle talep edebileceği tazminat miktarının 75.000,00 TL olabileceğinin anlaşıldığı, kalan 170.250,00 TL'nin dain-i mürtehine ait olduğu, davalı tarafça sorumlu olunan tüm miktarın davacıya ödendiği, dain-i mürtehine yapılan ödemeye konu bedeli talep etme yönünde davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı, bu kısma ilişkin davanın husumet nedeniyle reddine dair karar verildiği, ödemenin dava tarihinden sonra yapıldığı, bu nedenle 75.000,00 TL üzerinden davacı yararına vekalet ücretine hükmedildiği, davalı yönünden ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesinin dikkate alındığı, davalı tarafın cevap dilekçesinde, 75.000,00 TL yönünden beyanı bulunsa da kabul beyanının açık olmadığı gerekçesiyle dava tarihinden sonra davalı tarafça ödendiği anlaşılan 75.000,00 TL'lik kısma ilişkin davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, 245.250,00 TL üzerinden açılan davanın bakiye kalan 170.250,00 TL'lik kısmın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece 74.779,53 TL'nin yargılama sırasında davacı tarafa ödendiği gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğini, kararın kaldırılması gerektiğini, uzun süreli kredi hayat - yaşam özel sertifikası niteliğinde olan sözleşmenin 4 yıl süreli düzenlendiğinin sabit olduğunu, bilirkişi raporunda murisin vefat ettiği dönemi kapsayan teminat tutarı dikkate alınmış ise de raporun yetersiz ve denetime elverişsiz olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince başvurulması gereken kanun yolunun yanlış gösterildiğini, dosyanın daha önceden istinaf kanun yolu incelemesinden geçtiğini, görevsiz mahkemede karar verilmiş olması nedeniyle görev yönünden usulden reddedildiğini, HMK 297. maddesi 1 numaralı fıkranın ç bendi gereğince kanun yolları ve süresinin hüküm içeriğinde yer alması gerektiğini, kararda kanun yolunun gösterilmediğini, müvekkili şirket lehine reddedilen kısım üzerinden nisbi vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücreti hükmedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın açılmasına müvekkili şirketin sebebiyet vermediğini, müvekkili şirket aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dava tarihi itibariyle haklılık oranına göre davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinin fahiş olduğunu, taleplerin kabul görmemesi halinde davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. maddesi gereğince yarısı olması gerektiğini belirterek davacı tarafın istinaf taleplerinin reddine ve kararın müvekkili lehine kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu sigorta poliçesinin meblağ sigortalarından olan hayat sigortası olması, azalan teminat limitine göre müteveffanın vefat tarihindeki teminat limitinin davalı sigorta şirketi tarafından dava tarihinden sonra ödenmiş olması, ödeme neticesinde davanın konusuz kalması ve 6100 sayılı HMK'nın yargılama giderleri ile ilgili düzenlemesiyle hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince davacılar vekilinin istinaf taleplerinin reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise davalı sigorta şirketi yararına hükmedilen vekalet ücreti yönünden kabulüne dair karar verilmesi gerektiği, diğer yandan, mahkeme gerekçesindeki reddedilen kısım yönünden davanın husumet yokluğu gerekçesiyle reddedildiği ifadeleri dosya kapsamı ve hüküm sonucu ile uyumlu bulunmadığından gerek vekalet ücreti ile ilgili hatanın giderilmesi gerekse gerekçenin hatalı olması göz önünde bulundurularak, söz konusu hataların yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği gerekçesiyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin vekalet ücreti haricindeki istinaf nedenlerinin reddine, davalı vekilinin vekalet ücretine dair istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 3. Tüketici Mahkemesinin 2018/224 Esas, 2018/863 Karar ve 06.12.2018 tarihli kararının kaldırılmasına, dava değerinin 245.250,00 TL olduğu ve davanın bu bedel üzerinden açıldığı anlaşılmakla, dava tarihinden sonra davalı tarafça ödendiği anlaşılan 75.000,00 TL'lik kısma ilişkin dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, 245.250,00 TL üzerinden açılan davanın bakiye kalan 170.250,00 TL'lik kısmının reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporunda murisin vefat ettiği dönemi kapsayan teminat tutarı dikkate alınmış ise de raporun yetersiz ve denetime elverişsiz olduğunu, davalı şirket lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, davalı sigorta şirketi tarafından hayat sigorta poliçesi ile teminat altına alınan sigortalının hayatını kaybetmesi nedeni ile poliçe (vefat) teminatı talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1435,1436,1437 ve 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigortaları Genel Şartları.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 13/3 üncü maddesi "Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davalı lehine hükmedilecek vekalet ücretine ilişkin olarak AAÜT'nin 13 üncü maddesi gereğince, davacı lehine belirlenecek ücreti geçmemesi gerekirken, fazla vekalet ücretine karar verilmesi bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin 7 nci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin g fıkrasında yer alan “17.420,00 TL” ibaresinin çıkartılarak yerine “8.600,00 TL” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.01.2024 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
Hayat sigortası tutar(meblağ) sigortası niteliğinde olup zarar sigortası değildir. Bu itibarla rizikonun gerçekleşmesi halinde zarar miktarı araştırılmaksızın poliçede yazılı sigorta bedelinin ödenmesi gerekir. Yani zarar sigortalarından farklı olarak “sigorta bedeli rizikonun gerçekleştiği andaki sigortalı menfaatin değerini aşsa bile sigortacı uğranılan zarardan fazlasını ödemez” kuralı hayat sigortalarında uygulanmaz. Bir başka ifadeyle zarar ölçülebilsin veya ölçülemesin, az olsun veya çok olsun sigortacı riziko gerçekleşmiş ise sözleşmede yazılı sigorta bedelini ödemek zorundadır. Oysa tazminat, zararın giderilmesi amacıyla yapılan bir ödemedir ve üst sınırı zarar miktarı kadardır. İster mal sigortası olsun, ister sorumluluk sigortası olsun zarar sigortalarında rizikonun gerçekleşmesi durumunda yapılan ödeme tazminattır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 maddesi ile getirilen sınırlama maddi tazminat davalarına ilişkindir. Yukarıda açıklandığı üzere hayat sigortalarında sigorta bedelinin ödenmesine ilişkin dava ise bir tazminat davası değildir. Dolayısıyla eldeki dava bakımından reddedilen kısım üzerinden hükmedilecek vekâlet ücretinde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 maddesindeki sınırlama uygulanamaz.
Öte yandan, ilk derece mahkemesinin karar tarihi 6 Aralık 2018 olup bu tarih itibari ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde maddi tazminat davalarının kısmen reddedilmesi halinde davalı yararına hükmedilecek vekâlet ücretinin davacı yararına hükmedilecek vekâlet ücretini geçemeyeceğine, tamamen reddedilmesi halinde de maktu vekâlet ücretine hükmedileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu itibarla 24 Kasım 2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 maddesindeki düzenlemenin eldeki davada uygulanma imkanı yoktur.
Açıklanan tüm bu sebeplerle davalı yararına hükmedilecek vekâlet ücreti konusunda Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun bu cihetten düzelterek onama kararına iştirak edemiyorum.