Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2015 tarihli ve 2015/15940 Esas numaralı iddianamesiyle sanık hakkında müştekinin konut dokunulmazlığını ihlâl etmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/4, 116/1-c, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
2. Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2016 tarihli ve 2015/786 Esas, 2016/214 Karar sayılı kararı ile sanığın konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 116/1,62 ve 50. maddeleri uyarınca 3.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz isteminin; "apartman sakinlerinden tanık olup olmadığının sorulmaması, sanığa son söz hakkı verilmemesi, iddianame ve eklerinin okunmadığı, mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı vermediği, müvekkilin tatsızlık çıkarmak gibi bir amacı olsa olay yerine eşi ile birlikte gelmeyeceği, olay günü rica üzerine müştekinin konutuna gittiğini, delillerin yetersiz olduğuna" dair olduğu tespit edilmiştir.
1.Sanığın müştekiye ait ikamete girmek suretiyle müştekinin konut dokunulmazlığını ihlâl ettiği kabul edilerek sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği,
2.Sanığın aşamalarda üzerine atılı suçu işlemediğini beyan ettiği,
3. Müştekinin aşamalarda ısrarla sanığın evine 3-4 adım atarak girdiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
1.Dosya kapsamına göre müştekinin, sanığın evin içerisine 3-4 adım atarak girdiğine dair soyut beyanı haricinde delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın inkâra yönelik savunmalarının aksine atılı suçu işlediğine dair hukuka uygun, şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında sübut bulmayan suçtan beraati yerine yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı biçimde mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
2.Sanık ...'ün konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan beraat etmesi karşısında; 5237 sayılı Kanun'un 119/1-c maddesinin uygulanma olanağı kalmadığı, sanığa isnat edilen aynı Kanun'un 116/1. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığının ihlâli suçunun 5271 sayılı Kanun'un 253/3. maddesi uyarınca uzlaşmaya tabi hale geldiği anlaşılmakla, aynı Kanun'un 253 ve 254. maddeleri uyarınca konut dokunulmazlığının ihlali suçu yönünden uzlaşma hükümlerinin uygulanması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
3. Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli suçu yönünden, 24.10.2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile düzenlenen 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesindeki "Basit Yargılama Usulü"nün uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un eklenen geçici 5/1-d maddesi ile "01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" şeklinde sınırlama getirilmiş ise de; Hükümden sonra, 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile yukarıda anılan geçici madde 5/1-d'de yer alan "Kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresinin, bilahare 16.03.2021 tarihli ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı iptal kararı ile de yukarıda anılan geçici madde 5/1-d’de yer alan “Hükme bağlanmış” ibaresinin aynı bentte yer alan, “Basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olması nedeniyle, temyize konu ve aynı Kanun'un 251/1. maddesi kapsamına giren, 5237 sayılı Kanun'un 116/1. maddesindeki suç yönünden, aynı Kanun’un 7. ve 5271 sayılı Kanun'un 251. maddeleri uyarınca yeniden değerlendirilme yapılmasında zorunluluk bulunması hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Mersin 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2016 tarihli ve 2015/786 Esas, 2016/214 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri yerinde görüldüğünden 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, BOZULMASINA, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.