SAYISI: 2017/918 Esas, 2018/502 Karar

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin yayın sahibi, diğer davalı ...'ın yönetim kurulu başkanı olduğu Sözcü gazetesinin 11.09.2014 tarihli nüshasının 1 inci sayfasında "Torba Yasa Meclisten Geçti Havuza Akıtılan Paraya Af Çıktı" ve 8 inci sayfasında "Torba'dan Vatandaşa Borç, Yandaşa Rant Çıktı" başlıklı haberler nedeniyle müvekkillerinin ticari itibarlarının zedelendiğini ve kişilik haklarının saldırıya uğradığını, havuza aktarılan paranın aklanması için yasal düzenlemelerin yapıldığı yönündeki gerçek dışı haberin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek kişilik haklarına saldırı nedeniyle her bir davacı için ayrı ayrı 50.000,00'er TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile dava konusu haberin hukuka aykırılığının tespiti ve kararın Sözcü gazetesinde ve tirajı en yüksek ulusal iki gazetede yayınlanması talep edilmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu haberin torba yasa ile yapılan değişikliklere ilişkin kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik yapıldığını, yasanın çıkış tarihi itibari ile haberin güncel olduğunu, yasa ile getirilen yeniliklerin eleştirel şekilde haber yapıldığını, Sabah- ATV'nin havuz oluşturularak burada toplanan paralarla alındığı konusunun sosyal medyada kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından haber tarihinden önce dile getirildiğini, haber tarihinden önce ortaya atılan iddiaların doğru olup olmadığının yargı mercileri tarafından araştırılması gerektiğini, haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu, toplumun haber alma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, habere yönelik toplumsal ilgi ve kamu yararı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu haberin güncel ve kamuoyunu ilgilendirmesi nedeniyle basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, haberde yer verilen söz konusu kayıtların montaj olup olmadığı, nasıl elde edildiği hususuna yönelik araştırma görevinin yargı organlarına ait olduğu, basının görevinin görünen duruma uygun şekilde haberin aktarılması olup ses kayıtlarını kriminalistik araştırmaya tabi tutarak gerçekliklerini ortaya koyma gibi bir durumun söz konusu olamayacağı, o an görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basının sorumlu tutulamayacağı, medya kuruluşlarının birbirine rakip olmaları da dikkate alınarak birbirleri hakkındaki haberleri yayınlamalarının sert eleştiri kapsamında kaldığı, bu nedenle davacıların kişilik haklarına yönelik bir saldırı bulunmadığı gerekçesi ile davanın esastan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu haberde Soma'da yaşanan facia sonrasında madencilere ve taşeron işçilere haklar tanınmasına ilişkin çıkarılan Kanun'dan yola çıkılarak müvekkillerinin sahibi olduğu Sabah- ATV medya grubunun karalanmaya çalışıldığını, bu medya grubunun usulsüz olarak el değiştirdiği, bu düzenlemenin de bu işlemler esnasında yapılan para transferlerini örtmek için yapıldığı şeklinde bilinçli algı yaratılmaya çalışıldığını, basın özgürlüğünün sınırsız olmadığını, haberin gerçek dışı olup eleştiri sınırlarında değerlendirilemeyeceğini, haber ile kamuoyunun gerçek bilgiye ulaşmasının önüne geçildiğini, ifade ve eleştiri sınırlarında

değerlendirilemeyeceğini ifade ederek verilen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına almasının düşünülemeyeceği, bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygun olduğunun kabul edileceği, bunun için temel ölçütün kamu yararı olduğu, gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmesi ve haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de koruması gerektiği, o anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basının sorumlu tutulmayacağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtildiği, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu, sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olmasının gözetilmesi gerektiği, dava konusu haberde bu açıklanan ilkeler çerçevesinde torba yasa hakkında eleştirel mahiyette ifadelere yer verildiği, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu haberde Soma'da yaşanan facia sonrasında madencilere ve taşeron işçilere haklar tanınmasına ilişkin çıkarılan Kanun'dan yola çıkılarak müvekkillerinin sahibi olduğu Sabah- ATV medya grubunun karalanmaya çalışıldığını, bu medya grubunun usulsüz olarak el değiştirdiği, bu düzenlemenin de bu işlemler esnasında yapılan para transferlerini örtmek için yapıldığı şeklinde bilinçli algı yaratılmaya çalışıldığını, basın özgürlüğünün sınırsız olmadığını, haberin gerçek dışı olup eleştiri sınırlarında değerlendirilemeyeceğini, haber ile kamuoyunun gerçek bilgiye ulaşmasının önüne geçildiğini, haber ile müvekkillerinin hedef gösterildiğini, ifade ve eleştiri sınırlarında değerlendirilemeyeceğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerektiğini belirtmiştir.

davalı şirketin yayın sahibi, diğer davalı ...'ın yönetim kurulu başkanı olduğu Sözcü gazetesinin 11.09.2014 tarihli nüshasında yapılan haber nedeniyle davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasına dayalı manevi tazminat, hukuka aykırılığın tespiti ve yayın istemine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 28 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu 11.09.2014 tarihli haber bir bütün halinde değerlendirildiğinde 10.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren torba yasa ile ilgili eleştiri mahiyetinde ifadeler içerdiği, haberin güncel olduğu, haberin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, özle biçim arasındaki dengenin korunduğu; basının, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumlu olduğu, o anda var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu tutulamayacağı, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 22 Nisan 2013 tarihli ve 48876/08 başvuru numaralı kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunun, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan “bilgi” ya da “düşünceler” için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunun, bunların, “demokratik toplumun” onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunun, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğinin ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğinin...” ifade edildiği; tüm bu açıklamalar ışığında haberde geçen söz ve ifadelerlerin, davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı anlaşıldığından, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.