Ret
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; Muğla ili, ... ilçesi, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 225 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davacıya ait olduğunu, davacının taşınmazı kadastro tespitinden önce satın alarak ve çevresine demir direkler yaparak sınır belirlemesi yaptığını, ayrıca hayvancılıkla uğraşan davacının taşınmaz içerisine dam yaptığını, kadastro çalışmaları sırasında davacıya ait 44,62 m2 taşınmaz bölümünün komşu 225 ada 8 parsel sayılı taşınmaz kapsamında davalı adına tespit edildiğini ileri sürerek bu taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ile davacıya ait 225 ada 5 parsel sayılı taşınmaza eklenmesini talep etmiştir.
Davalı, davaya süresinde cevap vermemiş; yargılama sırasında ölmesi üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
Mahkemenin 01.10.2013 tarihli ve 2011/153 Esas 2013/542 Karar sayılı ilamı ile; fiili kullanımın tapu kaydına aykırı olduğunun anlaşıldığı, dava konusu 44,62 m2 kısımda bulunan muhdesatın davacıya ait olduğunun çekişmesiz olarak sabit olduğu gerekçesiyle davanın reddine, 06.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen tek katlı ahır nitelikli yapının ve 2 adet badem ve 1 adet incir ağacının davacıya ait olduğunun tapu kaydının beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 31.10.2014 tarihli ve 2014/14431 Esas 2014/12106 Karar sayılı ilamı ile; tarafların tapu kaydına dayanmadığı ve uyuşmazlığın zilyetlik hükümlerine göre çözülmesi gerektiği, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin 17.12.2015 tarihli ve 2015/163 Esas 2015/662 Karar sayılı ilamı ile; davanın kabulüne, 35.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda 8-Dam ve 8-A harfleri ile gösterilen toplam 51,29 m2'lik kısmın tapu kaydının iptali ile 225 ada 5 parsel sayılı taşınmaza dahil edilerek tapuya tesciline karar verilmiştir.
1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 17.06.2019 tarihli ve 2016/9563 Esas 2019/4433 Karar sayılı ilamıyla; keşifte dinlenen beyanlarda belirtilen sınırların fen bilirkişi raporuna işaretlenmediği, mahallinde yeniden keşif yapılarak öncelikle davacıdan davaya konu yeri göstermesinin istenmesi, daha sonra dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları dikkate alınarak ve çelişkiler yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilerek bir karar verilmesi, davacının dava dilekçesinde 44,62 metrekarelik kısmın adına tescilini talep ettiğinin de göz önünde bulundurulması gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahallinde dinlenen davacı tanığı ... ve yerel bilirkişi ... dışındaki kişilerin uyuşmazlık konusu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve muğlak ifadeler kullandığı, bu nedenle dosyanın esası hakkında Mahkemede yeterli kanaat oluşmadığı, keşif sonrası duruşma sırasında dinlenen tanıkların da uyuşmazlık hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve bu nedenle yeniden keşif mahallinde dinlenmelerine gerek duyulmadığı, ...'ün aynı zamanda tespit bilirkişisi olduğu ve bu nedenle keşifteki beyanının çelişkili kabul edilebileceği, toplanan tüm delillere göre davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesindeki hususları tekrarlamış, 1994 tarihli kadastro tespitinde davacıya ait ahırın taşınmaz üzerinde mevcut olduğunun belirtildiğini, buna göre taşınmaz sınırlarının ahırın durumuna ve sınırına göre çizilmesi gerektiğini, bu kısmın zeminin davalıya ait olması halinde davalının tespite itiraz etmesi gerektiğini, bugüne kadar davalının ahıra herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını ve ahırın inşasına itiraz etmediğini, kadastro sırasında ölçüm hatası yapıldığını, kadastro tespitinin 1994 tarihinde yapılmasına rağmen tutanak ilanlarının 2006 yılında yapıldığını ve fiili kullanımda bir değişiklik olmaması nedeniyle taraflarca kadastro tespitine itiraz edilmediğini, yapılan hatanın kısa süre önce fark edildiğini, dinlenen tanık beyanları ile ahırın sınırının parsel sınırı olduğunun kanıtlandığını, davacının sınıra ektiği iki badem ve bir incir ağacının da sınırı belli ettiğini, davacı tanıklarının sınırın yola dik olarak gittiğini beyan ettiğini, hatalı kadastro sonucu ise sınırın yola 45 derece eğimle gittiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Dava, kadastrodan önceki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü v.d. maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesi.
1. Dosyanın incelenmesinden; davacıya ait 225 ada 5 parsel sayılı 459,28 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın vergi kaydı, irsen intikal, taksim, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve satış suretiyle zilyetliğin devri nedeniyle ahır ve tarla vasfıyla davacı adına, davaya konu 225 ada 8 parsel sayılı 818,23 metrekare yüz ölçümündeki taşınmazın ise aynı hukuki sebeplere dayalı olarak tarla vasfıyla 03.05.1994 tarihinde davalı ... adına
tespit edildiği, 5 parsel numaralı taşınmaz içerisindeki ahırın 1994 yılında davacı tarafından yaptırıldığının 5 parsel sayılı taşınmazın edinme sebebinde belirtildiği, kadastro tespitinin itirazsız olarak 02.05.2006 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
2. Davacıya ait taşınmazın kadastro tutanağının edinme sebebinde 5 parsel sayılı taşınmaz içerisinde mevcut olan ahırın 1994 yılında davacı tarafından yaptırıldığı belirtilmiş ve taşınmazın eskiden beri fiiliyattaki haliyle kullanıldığı, sınırının bu yapının sınırları ile uyumlu olduğu mahallinde dinlenen bir kısım tanık ve yerel bilirkişi beyanları ile doğrulandığına ve bu tespitlerin aksine çekişmeli taşınmaz bölümünün davalı taşınmazına ait olduğu hususu açıkça kanıtlanamadığına göre dinlenen tanık ve yerel bilirkişi beyanları lehe değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
1086 sayılı HUMK'un 440/III - 2 nci maddesi uyarınca karar düzeltme yolunun kapalı bulunduğuna,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.