Esastan ret

SAYISI: 2019/114 E., 2022/12 K.

Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü, ticaret unvanı terkini, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin kuruluşunda, davalı şirketin ortaklarına da teklif götürüldüğünü, ...’un müvekkil şirkette çalışmaya başladığını, akabinde kardeşi ...’ın da girdiğini, bu ikisinin daha sonra müvekkili şirketten ayrılarak 28.05.2010 tarihinde davalı şirketi kurduklarını, Mert ve ...’ın sürekli olarak piyasada müvekkili şirketi kötülediklerini, çalıştıkları şirket aleyhine, kendi lehlerine eylem ve söylemlerde bulunmaya başladıklarını, batak firmalara açık hesap mal satışı yapıp müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını, müvekkili şirketin ticari sır niteliğindeki tüm bilgilerini müvekkilinin bilgisi haricinde kopyalayıp sonrasında bu bilgileri müvekkiline karşı kullandıklarını, yine müvekkili şirketin arge çalışması olan geri dönüşüm tezgahlarının projelerini de kopyalayıp satışa sunduklarını, adı geçen kişilerin müvekkili şirketten ayrıldıktan sonra da müvekkilini kötüleme faaliyetlerini sürdürdüklerini, müvekkili şirket çalışanlarının ayartılarak işten ayrılmalarının sağlandığını ve sonrasında bu kişilerin davalı şirkette çalıştırıldıklarını, müvekkili adına tescilli "BİOMET" ve "BİOMETAL" ibareli tescilli markaların bulunduğunu, davalı şirket adına ise 2010/52940 sayılı "BİOKENT" ibareli markanın tescil edildiğini, davalı tarafın marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin piyasadaki bilinirliğinden yararlanmak amacıyla "BİOKENT" ibareli markanın tescil edildiğini, ayrıca müvekkili markaları ile davalı adına tescilli marka arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu ileri sürerek, davalı şirket adına tescilli 2010/52940 nolu "Biokent" ibareli markanın hükümsüzlüğüne, "Biokent" ibaresinin davalı ticaret unvanından terkinine, haksız rekabetin tespitine ve önlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, davalının internet sitesi ve diğer tüm basılı evrakında müvekkilinin markasına tecavüz oluşturmayacak şekilde marka kullanımın önlenmesine ve kararın ilanına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde;müvekkili markasının hükümsüzlüğü şartlarının oluşmadığını, işaretler arasında iltibasa yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığını, müvekkili şirket yetkilileri aleyhine iddia edilen kötü niyet iddialarının mesnetsiz ve izaha muhtaç olduğunu, müvekkili şirket yetkilisi ...’ın davacı şirkette hiçbir zaman çalışmadığını, Mert’in ise davacı şirkette hiçbir zaman imza yetkisinin olmadığını, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu BİOKENT esas unsurlu markanın kapsadığı mal ve hizmetler ile davacının BİOMET esas unsurlu markasının kapsadığı mal ve hizmetlerin aynı/ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu, ancak başvuru markası ile davacı markalarının 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi veya 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında ayırt edilemeyecek kadar veya karıştırılabilecek düzeyde benzer olmadığı, 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin beşinci fıkrası yönünden ise; davacının ticaret unvanının kök sözcüğü olan "BİOMET" ibaresi ile davaya konu markanın esas unsurunu teşkil eden "BİOKENT" ibaresi arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı gibi davacının ticaret unvanında yer alan "BİOMET" ibaresini, dava konusu markanın başvuru tarihi olan 13.08.2010 tarihinden önce, davaya konu markanın tescilli olduğu 07. sınıf mallar ile 40. sınıf hizmetler üzerinde kullandığının da ispat edilemediği, davalının BİOKENT ibareli ticaret unvanının, davacının "BİOMET" ibareli marka ve ticaret unvanıyla iltibas yaratmadığı ve bu nedenle davalı ticaret unvanının terkini şartlarının oluşmadığı, bunun dışında davalının haksız rekabete yol açan bir eyleminin varlığının ispat edilemediği, dolayısıyla haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi, manevi tazminat istemlerinin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket yetkililerinin, müvekkili şirket bünyesinde çalışırken kötü niyetli hareket ederek aynı sektörde, aynı işi yapan ve müvekkilin ticaret unvanı olan "Biomet" ile benzer olan "Biokent" ibareli davalı şirketi kurduklarını, yine müvekkili bünyesinde çalışırken pazar ve potansiyelini gören davalı yetkililerinin, dava konusu "Biokent" ibareli marka başvurusunda bulunduklarını, bu durumun dahi tek başına davalı yetkililerinin, müvekkilini zarara uğratarak tek başlarına kazanç elde etmek, pazar potansiyelini kendi çıkarlarına kullanmak için hareket ettiklerini kanıtlar nitelikte olduğunu, davalı şirket yetkililerinin ve özellikle ...'un, Türk Ticaret Kanunu'nun 230 vd. maddelerine aykırı davrandıklarını, davalı şirketin haksız rekabet teşkil eden kötüleyici beyanları, müşteri çevresini kendi şirketlerine kaydırma girişimleri, müvekkiline karşı yapılan icra takipleri nedeniyle müvekkilinin maddi olarak zarara uğradığı gibi manevi olarak da itibar kaybına uğradığını, müvekkili ile davalı şirketin aynı iş kolunda faaliyet gösterdiklerini, davalının, müvekkilinin marka çalışması sırasında gizlice müvekkilinin markasının aynısı sayılacak ticaret unvanını ticaret siciline tescil ettirdiğini, marka ve ticaret unvanları arasında ayırt edici bir özelliğin bulunmadığını, davalının tescil ettirdiği ticaret unvanı ve markası kapsamında bulunan ürün ve hizmetleri BİOKENT ibaresiyle sunması halinde ortalama tüketicilerin marka ve ticaret unvanlarını karıştıracağını, görsel ve işitsel olarak da işaretler arasında iltibasa neden olacak derecede benzerlik bulunduğunu, davalı şirketin amacının, piyasada bilinirlik ve farklılık oluşturan müvekkilinin ününden yararlanmak olduğunu, "biokent" ibaresini seçen davanın, geri dönüşüm sektöründe kullanılabilecek birçok terim varken müvekkili ile benzerlik uyandıran bir ibare seçmelerinin sorgulanması gerektiğini, davalı şirket kurucularının kötü niyetli olduklarını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı şirketin ticaret unvanının çekirdek kısmını ve markasının asli unsurunu oluşturan "BİOMET" ibaresi ile davalı şirketin ticaret unvanında yer alan ve aynı zamanda tescilli markasını oluşturan "BİOKENT" ibaresi arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, zira anılan ibarelerde ortak olarak yer alan "BİO" ibaresinin, geri dönüşüm sektöründe herkes tarafından kullanılan bir ibare olduğu ve bu nedenle ayırt edici nitelik taşımadığı gibi kimsenin tekeline de bırakılamayacağı, bunun dışında kalan "MET" ve "KENT" ibareleri arasında ise benzerlik olmadığı, aynı durumun davacı adına tescilli "BİOMETAL" markası yönünden de geçerli bulunduğu, diğer bir deyişle, davacının "BİOMETAL" markası ile "BİOKENT" ibaresi arasında da iltibasa yol açacak derecede benzerlik olmadığı, ayrıca taraf markalarında yer alan şekil unsurlarının da geri dönüşüm sektöründe ayırt edici olmadıkları, işaretler arasında benzerlik olmadığı da dikkate alındığında davacının kötü niyet iddiasının da ispatlanamadığı, bu nedenlerle davacının marka hükümsüzlüğü ve ticaret unvanının terkinine yönelik davasının yerinde bulunmadığı, her ne kadar davalı tarafın aynı zamanda haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunduğu ileri sürülerek, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile tazminat talebinde bulunulmuş ise de bu iddiaların ispatına yönelik hiçbir delil sunulmadığı, dolayısıyla bu iddiaların ispat edilemediği, davanın, davacı şirketin eski ortağına açılmadığı da gözetildiğinde somut olayda, 6102 sayılı Kanun'un 230 ve 231 nci maddelerinin de uygulanma yerinin bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; temyiz dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Dava, marka hükümsüzlüğü, ticaret unvanının terkini, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.