Davacı ...’ın davasının kabulüne, asli müdahil ...’un davasının reddine
Taraflar arasında görülen ve tapu iptali ve tescil davasından dolayı yargılama sonunda Mahkemece, davacı ...’ın davasının kabulüne, asli müdahil ...’un davasının reddine karar verilmiş olup hükmün asli müdahil ... vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Yörede 2010 yılında yapılan kadastro sırasında Midyat ilçesi Taşlıburç Köyü 103 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, 21.833,98 m2 yüzölçümü ve tarla niteliğiyle, senetsizden ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak dava dışı gerçek kişiler adına tespit edilmiş, tespite kişilerce ve Hazine ile Orman Yönetimince yapılan itiraz üzerine Midyat Kadastro Mahkemesinin 2013/94 Esas, 2014/41 Karar sayılı ilamı ile "taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, (A) harfli 3.701,87 m2'lik alan ile (C) harfli 929,63 m2'lik alanın orman sayılan yerlerden olması nedeniyle ayrı parsel numarası verilmek suretiyle orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, (B) harfli 17.202,48 m2'lik alanın ise her ne kadar orman sayılan yerlerden olmasa bile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının taraflar yararına gerçekleşmediği gerekçesiyle aynı parsel numarası altında Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline" karar verilmiş, verilen karar Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2014/6260 Esas, 2014/8972 Karar sayılı kararı ile sadece (B) harfli alanın niteliğinin “ham toprak” olarak belirlenmesine ilişkin düzeltilerek onanmış ve tarafların karar düzeltme talepleri de reddedilerek 21.05.2015 tarihinde kesinleşmiştir. (A) harfli alan 103 ada 10 parsel, (C) harfli alan 103 ada 11 parsel, (B) harfli alan ise 103 ada 1 parsel numaraları altında Hazine adına tapuda kayıtlıdır.
Davacı ... dava konusu 103 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kendisine ait olduğunu, akrabaları ile küs olduğu için İstanbul’da yaşadığını, taşınmazın tespit sırasında üç akrabası adına yazıldığını, tespite başkaca şahıslar tarafından itiraz edilmesi üzerine Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, taşınmazın kendisine ait olduğunu açıklayarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi tarafından; “Mahkemece mahallinde keşif yapılarak davacının dava konusu ettiği alanın hangi parselleri kapsadığı bilirkişi marifetiyle belirlenmeden Midyat Kadastro Mahkemesinin 2013/94 Esas - 2014/41 Karar sayılı kararının eldeki dosya açısından kesinlik teşkil edecek bir husus oluşturduğu gerekçesiyle davanın reddi yolunda hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı, eldeki davanın davacısının kadastro mahkemesi dosyasında taraf olmadığı, ilgili kararın eldeki dava açısından davanın taraflarının farklı olması sebebiyle kesin hüküm oluşturmayacağı, Kadastro Mahkemesi kararı ile çekişmeli 103 ada 1 sayılı parselin bir bölümünün orman niteliği ile Hazine adına tesciline, kalan bölümünün ise orman niteliğinde olmadığı ancak davanın tarafları lehine zilyetlik koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar verildiği, her ne kadar orman olarak tescil edilen bölümler yönünden söz konusu kadastro mahkemesi kararının temyiz incelemesi yapılan dosyanın tarafları bakımından kesin hüküm teşkil etmese de dava konusu yerin orman olduğu yönünde güçlü bir delil olduğu, ancak taşınmazın geriye kalan bölümü üzerinde davacının iddiası doğrultusunda lehine zilyetlikle kazanım koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerektiği” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince; "taşınmazın keşif tarihi itibari ile talep edilen alanının kuru tarım arazisi olup bitişiğinde karışık meyve bahçesi, kavak ağaçları olduğu, sınırlarının belli olduğu, dinlenen mahalli bilirkişiler, kadastro tespit bilirkişileri ve davacı tanıklarının, dava konusu arazinin davacı ve öncesinde babası tarafından bostan ve buğday, arpa ekilmek suretiyle kullanılıp ürün ekildiğini beyan ettikleri, 1954,1984 ve 2002 yıllarında tarımsal faaliyetin yürütüldüğünün tespit edildiği, bu hali ile davacının mevcut deliller ışığında dava konusu taşınmazda kadastro tespiti öncesi zilyetlik şartlarının oluştuğu, asli müdahilin zilyetliğe dayalı dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ve tesciline ilişkin davası yönünden yapılan incelemede ise; davanın hak düşümü süre geçtikten sonra açılmış olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 103 ada 1 nolu parsel sayılı taşınmazın 17.202,48 m2'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile, davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, asli müdahilin davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine" karar verilmiş, hüküm asli müdahil ... vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki hukuki nedene dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Kadastro Kanun'un (3402 sayılı Kanun) 5304 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5304 Sayılı Kanun) ile değişik 4 üncü maddesi hükümlerine göre yapılmıştır.
1.Müdahil ...’un temyiz talebinin incelenmesinde; 3402 sayılı Kanun'un 12 nci maddesi hükmünde, 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitlerin kesinleşeceği, Kadastro Müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile Kadastro Mahkemesinin kesinleşmiş kararlarının kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedileceği, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı belirtilmiştir. Kanunda belirtilen bu sürenin hak düşürücü olduğu ve kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağı, kadastro tutanaklarının ise askı ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesine dava açılmamış olması halinde 30 günlük askı ilan süresinin sonunda, dava açılmış ise Kadastro Mahkemesince verilecek kararın kesinleştiği tarihte kesinleşmiş sayılacağı kuşkusuzdur.
Somut olayda, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak daha önce askı ilan süresinde Midyat Kadastro Mahkemesinin 2013/94 Esas sayılı dosyası ile dava açılmış olup, sözkonusu mahkemece verilen karar 21.5.2015 tarihinde kesinleştiğinden, müdahil ...’un müdahale tarihi olan 18.8.2021 tarihi itibariyle 3402 sayılı Kanun'un 12/3 üncü maddesinde yazılı on yıllık hak düşürücü süre dolmamıştır.
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince müdahil ...’un talebi ile ilgili olarak, işin esasına girilerek toplanmış ve toplanacak tüm deliller çerçevesinde olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi isabetsizdir.
2.Davalılardan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince az yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir.
Şöyle ki; dosyanın incelenmesinden, dava konusu 103 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 8.2.2010 tarihinde, senetsizden dava dışı Ali Ağırman ve diğerleri adına tespit edildiği, sözkonusu tespite, yine dava dışı Mehmet Arık ve diğerleri tarafından askı ilan süresi içinde Midyat Kadastro Mahkemesinde itiraz edildiği, davaya Orman İdaresi ve Hazinenin müdahil olduğu, Kadrastro Mahkemesince 2013/94 Esas sayılı dosya ile yapılan yargılama sonucunda taşınmazın (A) ve (C) ile gösterilen kısımlarının orman vasfı ile Hazine adına tesciline, (B) ile gösterilen eldeki davaya konu 17.202,48 m2’lik kısmın ise ham toprak vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği, akabinde davacı ... tarafından imar / ihya ve zilyetlikle kazanma iddiasına dayalı olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Midyat Kadasto Mahkemesinin 2013/94 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada dinlenen tanıklar, dava konusu taşınmazın evveliyatında kullanılmadığını, tespit tarihinden 1-2 yıl önce davalıların babası/amcası Abdo tarafından sürüldüğünü, sonrasında bir yıl kullanılıp daha sonra yine kullanılmadığını beyan etmişler; aynı dosyada alınan jeodezi ve ziraat bilirkişisi raporunda, taşınmazın geçmişte tarımsal olarak kullanıldığına dair emare bulunmadığı, 1954,2004 ve 2011 tarihli hava /google earth fotoğraflarında tarımsal faaliyetin bulunmadığı, taşınmazın ham toprak vasfında olduğu, 2010 yılı fotoğrafında ise taşınmazda düzensiz iş makinası izlerinin bulunduğu tespitlerine yer verilmiş, Mahkemece dava konusu taşınmazdaki imar ihyanın tespit tarihinden bir iki yıl önce tamamlandığı, gerek davacılar gerekse davalılar yararına imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanmaya ilişkin koşulların oluşmadığı gerekçesiyle taşınmazın ham toprak vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi tarafından, dava konusu taşınmazda imar-ihya ve zilyetlik koşullarının oluşmadığı belirtilerek onanmıştır.
Eldeki davada ise, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında; 1954,1984 ve 2002 tarihli hava /google earth fotoğraflarına göre taşınmazda tarımsal faaliyetin bulunduğu ve taşınmazın sınırlarının belli olduğu, imar ihyasının gerçekleştiği tespitlerine yer verilmiştir.
Midyat Kadastro Mahkemesinin 2013/94 Esas sayılı dosyası, eldeki davanın tarafları açısından kesin hüküm teşkil etmese de, maddi vakıaların tespitine ilişkin olarak delil teşkil edeceğinden, bu dosyadaki imar-ihya ve zilyetliğe ilişkin tespitler ile eldeki davadaki imar-ihya ve zilyetliğe ilişkin tespitler arasındaki açık çelişkiler bulunmakta olup, bu çelişkiler giderilmeden, ya da eldeki dosyadaki tespitlere itibar edilmesinin nedeni açıklanmadan yetersiz araştırma ve inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için, yöreye ait hava fotoğraflarının tamamı ile komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman jeodezi ve fotogrametri mühendisi arasından seçilecek üç bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği yıllara sari olarak ayrıntılı olarak belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten, ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli, fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, Midyat Kadastro Mahkemesinin 2013/94 Esas sayılı dosyasındaki raporlar ile eldeki dava dosyasında alınan raporlar arasındaki çelişkiler giderilmeli, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle asli müdahil ... vekili ile davalılardan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA peşin harcın istek halinde temyiz eden asli müdahil ...'a iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.