Esastan Ret
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ile katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ... şirketin davalıya ait alış veriş merkezinde unlu mamüller sattığını, kazancından davalıya komisyon ödediğini, iflas idaresinin tayin ettiği mali müşavirin raporunda davalının müflisin faaliyetine son vermesinden sonra toplam 1.065.540,00 TL tutarında usulsüz fatura düzenlediğinin belirtildiğini, bu faturalar müflise tebliğ edilmediğinden itiraz hakkının kullanılamadığını, tarafların ticaretinde aslında fatura kesenin müflis, ödeyenin davalı olduğunu, borçlu olan davalının iflası fırsat bilerek müflise karşılıksız faturalar kesmek suretiyle borcunu erittiğini, cari hesabı sıfırladığını, bunun üzerine iflas idaresinin başlattığı takibe davalının haksız itiraz ettiğini ileri sürerek davalının Karşıyaka 3. İcra Müdürlüğünün 2015/2496 E. sayılı icra takibine itirazının iptalini, %20 oranında az olmamak üzere tazminatın tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının çerçeve alan tahsis sözleşmeleri ile müvekkilinin mağazalarındaki unlu mamüller reyonlarını anahtar teslimi şeklinde işlettiğini, dayanak mali müşavir raporunun eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler içerdiğini, usulsüzlük iddiasına konu faturaların kargo yoluyla müflis şirkete tebliğ edildiğini, çalışıldığı süre boyunca müvekkilinin davacıya mağaza katılım bedeli faturası kestiğini, bu faturaların da davacı tarafından kabul edildiğini, iflasın açıldığı 27.12.2012 tarihinden önceki döneme ait bu faturaların sözleşmeye uygun olduğunu, müvekkilinin borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini, kötü niyet tazminatının tahsilini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki ticari ilişkinin özelliği ve kapsamı dikkate alındığında uyuşmazlığa konu olan faturaların geçmiş yıllarda kesilen faturalar ile uyumsuz olduğu, geçmiş yıllar ortalamaları dikkate alındığında 2009 yılı için davalı tarafından kesilebilecek fatura tutarının 300.000,00 TL civarında olması gerektiği, uyuşmazlığa konu faturalar kapsamı dışında bırakıldığında yaklaşık 300.000,00 TL tutarında davalıyı alacaklı kılan faturanın davalı tarafından davacıya kesildiği, bu itibarla, 27.08.2009 tarih 139.240,00 TL bedelli reyon katılım faturası, 28.07.2009 tarih 236.000,00 TL bedelli reklam katılım faturası, 01.09.2009 tarih 159.300,00 TL bedelli mağaza katılım bedeli faturası, 28.07.2009 tarih 236.000,00 TL bedelli mağaza katılım bedeli faturası, 24.07.2009 tarih 59.000,00 TL bedelli mağaza katılım bedeli faturası düzenlenmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğu, bu fatura içerikleri ile ilgili olarak davalı tarafından davacıya herhangi bir hizmet veya benzeri bir edim sunulmadığı, dolayısıyla davacının davalıda bulunan konsinye satış bedelinden bu fatura bedellerinin mahsup edilemeyeceği, bu tutarlar kadar davalının davacıya ödeme yapması gerektiği, buna karşılık, 28.07.2009 tarih 1010024 sayılı 236.000,00 TL bedelli cezai şart faturasına gelince; Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/403 E., 2011/371 K. sayılı dosyasında 02.03.2008 tarihinde Bostanlı Migros’tan alınan tatlılar nedeniyle birden fazla kişinin zehirlendiğinden bahisle üretimden sorumlu gıda mühendisi ve satış yeri sorumlu müdürünün cezalandırılmasına karar verildiği, taraflar arasındaki tahsis sözleşmesinin 4.4 maddesi ile işleticinin satışa sunulacak ürünlerinin insan sağlığına zarar vermeyecek kalitede ve mevzuat hükümlerine uygun nitelikte ve kalitede olması, gıda mevzuatı ve gıda kodeksi standartlarına uygun hijyen ve sağlık koşullarını sağlama edimlerini yükümlendiği, bu hususlara uyulmaması durumunda işleticinin maktuen bu mağazada en son ay yapmış olduğu net cironun %20’sine tekabül eden tutarda cezai ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, böylece anılan maddeyi ihlal eden davacı şirketin Bostanlı/ İzmir satış mağazasının Şubat 2008 tarihindeki davacı cirosu 52.854,05 TL’nin %20’sine tekabül eden 10.570,81 TL’yi davalıya ödemesi gerektiği, dolayısıyla anılan 236.000,00 TL tutarlı cezai şart faturasının 10.570,81 TL yönünden haklı, fazlaya ilişkin bölüm yönünden haksız olduğu, cezai şart tutarının davalı şirket tarafından tespit edilebileceği, buna yönelik taleple ilgili olarak kabul edilen bölüm yönünden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedildiği, davacının müflis olmasına ve önceki şirket yetkililerinden ticari defter kayıt ve belgeleri temin edememesine göre, davalının hak ettiği cezai şartla ilgili reddedilen talep üzerinden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmediği, bu açıklamalar ışığında icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan bakiye alacağının 1.054.969,19 TL, işlemiş faiz ile birlikte ise toplam alacağının ise 1.109.986,56 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının Karşıyaka 3.İcra Müdürlüğünün 2015/2496 E. sayılı dosyası ile yapılan takibin 1.109.986,56 TL'lik kısmına yönelik haksız itirazının iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve asıl alacak tutarı 1.054.969,19 TL’ye takip tarihinden itibaren artan ve eksilen oranlarda avans faizi yürütülerek devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, %20 icra-inkar tazminatı 221.997,31 TL'nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine. davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının cezai şart faturasını iflas tarihinden önce tahakkuk ettirmesinin doğru olmadığını, kesin süreye rağmen fatura asıllarının ibraz edilmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte cezai şart bedelinin şirket alacağından mahsubunun yapılamayacağını, ancak masaya alacak kaydedilebileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşme ve davacının delil listesi gereği sadece müvekkilinin defter ve kayıtlarının esas alınabileceğini, müvekkilinin de davacının defterlerine dayandığı halde davacının defterlerinin celbedilip incelenmediğini, davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, kararın yoruma dayandığını, müvekkilinin 2009 yılında daha fazla mağaza açtığını, bu durumda önceki yıllarla fatura tutarlarının aynı olmayacağını, icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini kötü niyet tazminatının da tahsilinin gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alacağın varlığını ispat yükü davacı alacaklı üzerinde ise de davalının 6 adet faturadan dolayı davacıdan alacaklı olduğunu, bu sebeple mahsup işlemini yaptığını ileri sürdüğüne göre ispat yükünün yer değiştirdiği, davalının itiraza konu ettiği 6 adet faturadan dolayı alacaklı olduğu ispatlaması gerektiği, alacağın dayanağının 01.05.2006 tarihli çerçeve alan tahsis sözleşmesi olduğu, bilirkişi raporunda, 2007,2008 ve 2009 yıllarında katılım bedeli faturalarının düzenlendiği, taraflar arasındaki ilişkinin 2006-2007-2008 yılları içerisinde sürdüğü, bu sürede dava konusu faturalara benzer isimler adı altında kesilen fatura tutarlarının toplamının 1.584.028,40 TL olduğu, üç yıllık dönemde her yıl için 528.009,47 TL katkı payı faturalarının düzenlendiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2009 yılı 9. ayına kadar sürdüğü, 9 aylık dönem içerisinde katkı payı alacağının orantılanması halinde 369.007,10 TL olması gerektiği, 2009 yılı içerisinde dava konusu 6 faturanın haricinde davalı tarafından davacıya kesilen katkı payı fatura tutar toplamının 298.847,72 TL olduğu, uyuşmazlık konusu faturalar olmasa dahi davalı şirketin katkı payı faturaları veya benzer isimler adı altında yaklaşık 300.000,00 TL tutarında fatura kestiği, bu durumda davalının katkı payı veya başka isimleri adı altında kestiği uyuşmazlık konusu faturaların usulsüz olduğunun ve geçmiş yıllarla orantılı olmadığının tespit edildiği, cezai şart faturası olarak ise, davalı yanın 10.570,81 TL alacak talep edebileceği, bunun mahsubu ile davacı alacağının 1.054.969,19 TL olduğu bildirildiği, bilirkişi raporlarının dosya kapsamına uygun olup, hükme esas alındığı, sadece davalının ticari defter ve kayıtları incelenerek sonuca gidilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının cezai şart faturasını iflas tarihinden önce tahakkuk ettirmesinin doğru olmadığını, zira zehirlenmenin 2009 yılında meydana geldiğini, cezai şart bedelinin mahsup edilemeyeceğini, kesin süreye rağmen fatura asıllarının ibraz edilmediğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte cezai şart bedelinin şirket alacağından mahsubunun yapılamayacağını, ancak masaya alacak kaydedilebileceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının incelenerek sonuca gidilmesi gerektiği kabul edilmiş ise de bu kayıtlarda yer alan müvekkilinin düzenlediği katkı payı ve benzer isimlerdeki faturaların niçin delil olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin detaylı ve kabul edilebilir bir değerlendirme yapılmadığını, faturaların taraflar arasındaki sözleşmelere uygun olarak kesildiğini, davacının sadece müvekkilinin kayıtlarını delil gösterdiğini, kendi kayıtlarına dayanmadığını, sözleşmenin 16. maddesindeki münhasır delil sözleşmesi uyarınca da müvekkili defterlerinin kesin delil olarak esas alınacağını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin de davacı müflisin ticari defterlerine dayandığı halde bunların celbedilmediğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, kararın somut değerlendirmeye değil yoruma dayandığını, müvekkilince 2007 yılında 13 yeni mağaza açılmışken 2009 yılında 32 yeni mağaza açılışı gerçekleştirildiğini, 2007 yılında açılan mağazaların maliyeti ile 2009 yılında açılan mağazaların maliyetlerinin bir olmadığı hususu birlikte değerlendirildiğinde fatura tutarlarının aynı olmasının beklenemeyeceğini, alacağın likit olmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının olmadığını bildiği bir meblağı kötü niyetli olarak takibe konu ettiğini, davacı aleyhine davanın reddedilen kısmı üzerinden kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.