Mahkûmiyet, eşya müsaderesi, nakil aracının iadesi
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
1. Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz nedenleri; sanıklar hakkında alt sınırdan hüküm kurularak cezanın ertelenmesine, nakil aracının müsadere edilmemesine ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle hükmün bozulması talebine ilişkindir.
2. Sanık ...’in temyiz nedenleri; atılı suçu kabul etmediğine, hükmün bozulması talebine ilişkindir.
Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, hudut karakolu sorumluluk sahasında 115 - 1116 numaralı hudut taşları arasında bir aracın sınır hattına girdiğinin, tellerden geçtiğinin, Suriye'den malzemelerin araca yüklendiğinin kolluk görevlilerince fark edilmesi üzerine, olay yerine intikal eden görevlilerce dur ihtarına uyan sanık ... ...plakalı aracın yanında yakalanmıştır. Araçta yapılan aramada 120 kilogram terlik sayası ve 470 kilogram perde kenarı ele geçirilmiştir.
Sanıklar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin birinci fıkrası, aynı Kanun'un 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kamu davası açılmıştır.
Sanık ... savunmasında, olayla ilgisinin olmadığını, çiftlik evindeyken ses duyması üzerine çıktığını, evine yakın mesafede bu aracı gördüğünü bu esnada kolluk görevlilerinin geldiğini, diğer sanık ...'ın olayla irtibatlı olduğunu öğrendiği için aradığını, öncesinde görüşmediğini, atılı suçu kabul etmediğini, bozma ilamı sonrasında, gümrüklenmiş değerin iki katı tutarını ve gümrük vergilerini ödeyecek durumunun olmadığını ifade etmiştir.
Sanık ... ile ...'ın olay anı öncesinde ve sonrasında telefon görüşmeleri tespit edilerek dosyaya konulmuştur.
Sanık ... savunmasında, nakliye ücreti için diğer sanık ... ile Suriye sınırından yükleme yaptıklarını, eşyaların kendilerine ait olmadığını, bozma ilamı sonrasında, gümrüklenmiş değerin iki katı tutarını ve gümrük vergilerini ödeyecek durumunun olmadığını ifade etmiştir.
Sanık ... savunmasında, ... aradığı için Suriye sınırına yükleme yapmaya gittiğini, eşyanın kendilerine ait olmadığını, taşıma karşılığı ücret alacağını, bozma ilamı sonrasında, gümrüklenmiş değerin iki katı tutarını ve gümrük vergilerini ödeyecek durumunun olmadığını ifade etmiştir.
Malen sorumlu beyanında, eniştesi olan sanık ...'in aracını istediğini, satış işlemlerine gerek duymadan aracı verdiğini, sonrasında kaçakçılık suçuna karıştığını öğrendiğini, aracın tüm vergi, ceza ve benzeri işlemlerini bizzat yaptığını, davaya katılmak istediğini beyan etmiştir.
Sanıklara etkin pişmanlık kapsamında 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında gümrüklenmiş değerin iki katı tutarını ödemeleri halinde cezalarında 1/3 oranda indirim yapılacağının ihtar edildiği görülmektedir.
Kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasında belirlenen gümrüklenmiş değerin Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre "hafif değer" aralığında olduğu anlaşılmıştır.
A. Katılan ... İdaresi Vekilinin Suçta Kullanılan Nakil Aracının İadesi Kararını Temyizi Yönünden
Ele geçen eşyanın miktarı itibarıyla suçta kullanılan nakil aracına ilişkin 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasında sayılan
koşulların oluşmadığı anlaşılmakla, Mahkeme tarafından nakil aracının müsaderesine yer olmadığına karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Katılan ... İdaresi Vekilinin Tüm Sanıklar Yönünden Temyizi ile Sanık ...'in Temyizi Yönünden
Olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların eyleminin sabit olduğu, bu anlamda sanıklar hakkında mahkûmiyet kararının yerinde olduğu belirlenmekle, aşağıda yer alan nedenler dışında katılan ... İdaresi vekilinin ve sanık ...'in diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmiştir.
1. 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının "Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde, ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" düzenlemesinin getirildiği cihetle, soruşturma aşamalarında kendisine etkin pişmanlık hususunda ihtarat yapılmayan sanıklara gümrüklenmiş değerin iki katı tutarını ödemeleri halinde indirim oranının 1/2 olarak bildirilmesi gerekirken, 1/3 olarak bildirilmesi suretiyle sanıkların yanıltılmaları ve haklarında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması,
2. Dairemizce kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.05.2017 tarih 2015/7-389 E, 2017/272 K sayılı ve 08.04.2014 tarih, 2013/7-591 E, 2014/171 K sayılı kararlarında ayrıntıları belirtildiği gibi; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının tartışılarak belirlenmesi bakımından;
Temyiz incelenmesine konu bu dosyaya ilişkin suç tarihinin 08.04.2013, iddianame düzenlenme tarihinin 15.01.2014 olduğu,
Sanık ...'in temyiz edilmeksizin kesinleşen Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.05.2015 tarihli ve 2013/828 Esas, 2015/411 Karar sayılı dosyasında suç tarihinin 30.04.2013, iddianame düzenlenme tarihinin 03.10.2013 olduğu anlaşılmakla,
Suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre sanık ...'in eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü madde kapsamında zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, kesinleşen dosyanın aslının ya da onaylı örneğinin dosya arasına alınması, eylemlerin 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmesi halinde kesinleşen karar yönünden mahsubun düşünülmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi,
hukuka aykırı bulunmuştur.
A. Katılan ... İdaresi Vekilinin Suçta Kullanılan Nakil Aracının İadesi Kararını Temyizi Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle, nakil aracının müsaderesine yer olmadığına ilişkin karar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ... İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle nakil aracının müsaderesine yer olmadığına ilişkin kararın Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
B. Katılan ... İdaresi Vekilinin Tüm Sanıklar Yönünden Temyizi ile Sanık ...'in Temyizi Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle sanıklar hakkında kurulan kararlara yönelik katılan ... İdaresi vekilinin ve sanık ...'in temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 14.03.2024 tarihinde karar verildi.
(KKD)
KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE
Sanıklar ..., ... ve ... hakkında, 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün sanık ... ile katılan ... İdaresi vekili tarafından temyizi üzerine, sayın çoğunluğun hükmün müsadereye ilişkin fıkrasının onanmasına dair kararı yerinde değildir. Şöyle ki;
Yerel Mahkemenin 26.01.2022 tarih ve 2022/222 K sayılı kararıyla sanıkların 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan mahkumiyetine, suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına karar verilmiştir. Temyiz incelemesi yapan Dairemiz, hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin fıkrasının onanmasına, mahkumiyete ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir.
Esas hükümle birlikte Yargıtay’ın temyiz incelemesine tabi tutulan müsadere kararının, aynı davanın konusunu oluşturan suça doğrudan bağlı olduğu hallerde suça ilişkin mahkumiyet hükmü bozulduğunda, bu hükme bağlı olarak verilen müsadereye ilişkin hüküm fıkrasının onanması ya da düzeltilerek onanması mümkün değildir. Nitekim doktrindeki görüşler ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları da bu yöndedir. Hükmün bozulması durumunda hüküm tümüyle ortadan kalkar, kısmi kesinleşme olmaz. (Nurullah Kunter, Temyiz Kanunyolunda Reform, Cumhuriyetin Ellinci Yılında Ceza Adalet Reformunun İlkeleri Sempozyumu Kanun Yolları, İstanbul 1973, s 97; Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu,
Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 5. Baskı, Ankara, Ekim 2017, s. 963; Veli Özer Özbek, M. Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, Ankara 2011, s. 733). Bir karar bozulmakla tümüyle ortadan kalkmış ve hukuki gerekliliğini yitirmiş olacağından mahkeme bozmaya uyarsa yeni bir hüküm kurmak zorundadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.1994 tarih ve 1994/5-262/280 E-K; 26.12.1994,1994/1-350/375 E-K). Yukarda anlatılan doktrindeki görüşler ve Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, özetle, bir karar hangi nedenle ve ne yönde bozulursa bozulsun tümüyle ortana kalkacak ve hukuki sonuç doğurma özelliğini kaybedecektir. Yine; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih ve 2014/66-365 E-K sayılı ilamı ile birçok ilamında, Dairemiz ile diğer Ceza Dairelerinin ilamlarında belirtildiği gibi müsadere kararı bir güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçasını oluşturmaktadır. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise, yani incelemeye konu dosyada olduğu gibi suçta kullanılan aracın müsaderesi işlenen suça bağlı olarak talep edilmişse, mahkemenin kurmuş olduğu hüküm bir bütün olup, bozma kararı verilmesi halinde hüküm tüm sonuçları ile ortadan kalkacak, yerel mahkeme ya da istinaf ceza dairesince bozma sonrası yapılacak yargılamada müsadere ile ilgili yeniden değerlendirme yapılarak bu konuda da karar verilecektir. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise ancak asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğurabilir. Bu halde sadece müsaderenin infazı mümkün değildir. Hükmün bölünmek suretiyle, asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğuran müsadere ile ilgili fıkranın onanması, hükmün diğer kısımlarının bozulması halinde yerel mahkeme ya da istinaf ceza dairesi kararının ceza ve güvenlik tedbiri olarak birbirinden ayrıştırılması sonucunu doğuracaktır. Bunların yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 54/3. maddesinde belirtildiği gibi müsadere kararının verilip verilmeyeceği mahkemenin takdirine bırakılan hallerde ki, dosyamızdaki müsadere hususu hakimin takdirinde olup, takdir yetkisinin ve mahkemenin direnme hakkının elinden alınması sonucuna neden olacaktır. Bunun tek istisnası müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili olmayıp müsadere konusu eşyanın üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımının suç oluşturmasıdır. Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin kısmının onanmasına dair sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 14.03.2024