Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Rehberlik ve Teftiş Başkanlığında onaylanan inceleme raporuna göre dava dışı şahısların bilgileri ve iradeleri dışında, şahıslarda mevcut olmayan gerçeğe aykırı rahatsızlıklara ilişkin düzenlenen ilaç kullanım raporlarına istinaden davalı tarafından reçete tanzim edildiğini, reçete muhteviyatı ilaçların şahıslarca alınmadığı ve kullanılmadığı halde bu reçetelerin kuruma fatura edildiğini ve bedellerinin tahsil edildiğinin tespit edildiğini, kurum zararı olan 1.345,38 TL ve 2.187,49 TL reçete tutarının faizi ile birlikte tahsili için davalı hakkında Edirne 1. İcra Müdürlüğünün 2013/2747 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalı borçlu tarafından icra takibine itiraz edildiğini, takibin durdurulmasına karar verildiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, % 20 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; aile hekimi olarak çalıştığı dönemde günde 60,70 ve bazen de 100 hasta muayene ettiğini, Devlet Hastanesinde uzman hekim tarafından düzenlenmiş ve onaylanmış ilaç raporuna itibar etmemesinin mesleki açıdan mümkün olmadığını, Edirne Valiliğince verilen soruşturma iznine itiraz ettiğini, Edirne Bölge İdare Mahkemesince soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini, reçetelerin raporlara uygun olarak düzenlendiğini, davacının iddiasının yasal dayanağının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 19.11.2014 tarihli bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınarak genellikle ağız yoluyla beslenen yatalak hastalara uzman doktor tarafından düzenlenen raporlara istinaden aile hekimlerinin hastayı görmese dahi reçete düzenlemelerinin normal bir uygulama olduğu, bu işlemde kusurlu olanların gerçeğe aykırı ilaç raporu alanlarla bu reçetenin düzenlenmesine dayanak yapılan raporu veren uzman doktarların olduğu, davalının davacı ... zarara uğratacak eyleminin bulunmadığı, bu nedenle davacının takip tarihinde davalıdan alacaklı olmadığı, böylelikle davalının takibe itirazında haklı olduğu gerekçeleriyle davacının sübut bulmayan davasının reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nin kimlik tespiti başlıklı 1.6 numaralı hükmüne göre tüm sağlık kurum ve kuruluşlarının kişilerin müracaatında kimlik tespiti veya kimlik doğrulaması yapmasının zorunlu kılındığı, aynı zamanda tebliğ kapsamındaki kişilerin bir başkasının sağlık hizmeti almasını veya kurumdan haksız bir menfaat temin etmesini sağlaması halinde fiili işleyenlerden kurumun uğradığı zararın iki katının tahsil edileceği ve fiili işleyenler hakkında suç duyurusunda bulunulacağının düzenlendiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 11.07.2011 tarihli inceleme raporunda da belirtildiği üzere; gerçeğe aykırı ilaç kullanım raporlarına istinaden düzenlenen ve kuruma fatura edilip bedelleri tahsil edilmiş olan reçete bedellerini tanzim eden doktorlardan biri olan davalı ...'den de reçete bedeli 1.345,38 TL, yasal faiz 2.187,49 TL olmak üzere toplam 4.978,92 TL tahsil etmek amacıyla icra takibi başlatıldığını, hastayı görmeden ve Sağlık Uygulama Tebliği'ne aykırı bir biçimde reçete düzenleyen davalının da kurum zararlarından sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık, dava dışı şahıslarda mevcut olmayan gerçeğe aykırı rahatsızlıklara ilişkin düzenlenen ilaç kullanım raporlarına istinaden oluştuğu iddia edilen kurum zararının tahsili amacıyla başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi.
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere özellikle emekli Sayıştay denetçisi ve baş denetçilerinden oluşan bilirkişi heyetinin düzenlediği, karara esas alınan 19.11.2014 tarihli bilirkişi raporuyla; "yatalak hastalara uzman doktor tarafından düzenlenen raporlara istinaden aile hekimlerinin hastayı görmese dahi reçete düzenlemelerinin normal bir uygulama olduğu, davalının davacı ... zarara sokacak eyleminin bulunmadığı" hususlarının belirlenmiş olmasına göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan mahkeme kararının ONANMASINA,
492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
27.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.