İstinaf başvurularının esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
A. Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.09.2021 tarihli ve 2021/143 Esas, 2021/296 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri, 43 üncü maddesi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 17 yıl 2 ay 7 gün hapis ve 34.360,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
B. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Sanığın atılı suçu işlemediğine,
2. Yeterli delil bulunmadığına,
3. Tanık beyanlarının çelişkili olduğuna,
4. Eksik inceleme yapıldığına,
5. Keşif yapılması gerektiğine, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinin uygulanmasının hatalı olduğuna,
6. Alt sınırdan uzaklaşılmaması gerektiğine,
7. "Şüpheden sanık yararlanır." ilkesinin uygulanması gerektiğine,
İlişkindir.
İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına, sübutuna, eksiksiz inceleme ile karar verildiğine, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinin uygulanmasına ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, aşağıda belirtilenler dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
1. Sanığın adli sicil kaydındaki ikinci kez tekerrüre esas alınan mahkûmiyeti içerisinde yer alan ve tekerrür oluşturan ilama konu suçun, 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen tehdit suçu olduğu ve 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası uzlaşma kapsamına alındığı, yapılan uyarlama yargılaması sonucunda uzlaşmanın sağlanması nedeniyle, temyize konu hükümden sonra 27.04.2023 tarihli ek kararla kamu davasının düşmesine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanma koşulları ortadan kalktığından, 5237 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinin uygulanması açısından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
2. Suç teşkil eden bir fiilde birden fazla nitelikli halin gerçekleşmiş olduğu durumlarda temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle belirlenmesi 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesindeki ölçütler ve aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki orantılılık ilkesi gereğidir.
Sanığın yargılanmaya konu iki ayrı fiilinde, birden fazla nitelikli halin bir eylemde birleştiği durum söz konusu olmayıp, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında işlenen 11.02.2021 tarihli ilk eylemde, uyuşturucu madde satışının yapıldığı yerin özelliğini temel alan 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendindeki; 21.02.2021 tarihli ikinci eylemde ise suça konu uyuşturucu maddenin niteliğini esas alan aynı fıkranın (a) bendindeki nitelikli hal gerçekleşmiştir. Bu husus temel cezanın belirlenmesi sırasında alt sınırdan uzaklaşmaya gerekçe yapılamaz, ancak yasal şartların gerçekleşmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu açıdan, ayrı eylemler söz konusu olduğundan, 11.02.2021 tarihli ilk eylem yönünden, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve dördüncü fıkrasının (b) bendi; 21.02.2021 tarihli ikinci eylem yönünden, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve dördüncü fıkrasının (a) bendi ayrı ayrı uygulanıp değerlendirildikten sonra, sonuç ceza itibarı ile ağır sonuç doğuran suç esas alınarak belirlenecek ceza üzerinden, zincirleme suç hükümlerine ilişkin 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi gereğince artırım yapılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, aynı eylemde iki nitelikli hal gerçekleşmediği halde, Yargıtay Ceza Genel
Kurulu'nun 12.07.2023 tarihli ve 2022/10-171 Esas, 2023/396 sayılı kararı ile açıklanmış olan temel ilkelere aykırı olarak temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Bozma nedeni ile tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.03.2024 tarihinde karar verildi.