Davanın kabulü
(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı banka arasında 14.02.2013 tarihli, 500.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesi imzalandığını, temlik eden bankanın işbu krediden kaynaklı alacak iddiası ile müvekkili aleyhine İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/24 D. İş sayılı dosyasından alınan ihtiyati haciz kararı üzere İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1892 E. sayılı dosyası ile takibe girişildiğini, takip talebine konu 500.000 TL'nin takipten çok önce ödendiğini, bu hususun bilirkişi incelemesi ile açığa kavuşacağını, davalının sözleşmenin kefili olan takip borçlularından Roni Rodrigue yönünden bütün alacak taleplerinden feragat ederek bu şahsı ibra ettiğini, bu hususun da işbu takip dosyası ile alacaklı olmadığının ispatı olduğunu ileri sürerek; davacının, anılan takip dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının huzurdaki davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, davanın sırf vekâlet ücreti ve yargılama gideri kazanmak amacıyla açıldığını, ilamsız takibe karşı süresinde itirazda bulunan borçlunun itirazı üzerine takibin durmuş olması sebebiyle buna rağmen menfi tespit davası açmada hukuki yararı olmadığını, bu nedenle davanın öncelikle dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davacı tarafın borcunu ödemek yerine kötü niyetle huzurdaki davayı açtığını, banka kayıtları incelenirse davacının borçlu olduğunun ortaya çıkacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 14.02.2013 ve 13.07.2015 tarihli sözleşmeler imzalandığı, bilirkişi raporunda açıkça kullanılan kredilerin tamamının 13.07.2015 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılmış olduğunun tespit edildiği, bu hususun bankanın da kabulünde olduğu, Mahkemenin 2018/692 E. sayılı dosyasında davacı bankanın dava ve ıslah dilekçesinde açıkça borcun tamamının 13.07.2015 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılmış olduğunun belirtildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.01.2012 tarih ve 2011/622 E., 2012/9 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararı olduğu, davacı bankanın takibe girişirken kötü niyetli olduğunun tespit edilemediği, bankanın sadece kredi sözleşmesi olarak dayanağı yanlış göstermekte hataya düştüğü gerekçesiyle davacı şirketin İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1892 E. sayılı takip dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacı yanın kötü niyet tazminatı taleplerinin koşulları olmadığından reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının alacak iddiasının 13.07.2015 tarihli sözleşmeden kaynaklandığını, açtığı itirazın iptali davasını alacak davası olarak ıslah eden davalının, ıslah tarihinden sonra da icra takip dosyası üzerinden ihtiyati haciz işlemlerine devam ederek müvekkili şirketi huzurdaki menfi tespit davasının ikamesine mecbur bıraktığını, müvekkilinin huzurdaki menfi tespit davasından başka mukavemet imkânı bulunmadığını, davalı bankanın bir güven kurumu olmasının yanında basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduğunu, tek iştigal konusu finans olan davalı bankanın, hangi sözleşmeden kaynaklı ne miktarda alacağı olduğunu bilmemesinin mümkün olmadığını, davalı bankanın ıslah tarihinden sonra da icra takibi üzerinden ihtiyati haciz işlemlerine devam etmesinin, icra takibine girişmekteki kötü niyetinin ispatı olduğunu, müvekkilinin kötü niyet tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken bu talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili lehine nispi avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekmesine rağmen Mahkemece maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, harç iadesinin eldeki davada tatbikinin mümkün olmadığını, huzurdaki davada Mahkemenin harçlar yönünden kurduğu hükmün kanuna aykırı olduğunu, dava harcının tamamının yargılama gideri olarak davalıdan tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda kötü niyet tazminatının koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi bakımından işin esasının değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda davalı temlik eden banka ile davacı asıl borçlu şirket arasında kredi sözleşmesi imzalandığı, davaya esas İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1892 E. sayılı takip dosyasında takibe konu edilen 14.02.2013 tarihli kredi sözleşmesinde esasen borç ödenmiş olmasına rağmen söz konusu kredi sözleşmesinin icra takibine dayanak gösterildiği, davalı vekilinin de bu sebeple itirazın iptali davasını alacak davası olarak ıslah ettiği, eldeki istinafa konu davada davalı vekilinin, icra takibine girişmekte kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı, takibe girişilmesinin nedeninin bakiye borca ilişkin kredi sözleşmesinin hangisi olduğu konusunda hataya düşülmesi olduğu, davalının davacı aleyhine icra takibine girişmekte kötü niyetli olduğuna dair somut bir olgu bulunmadığı, bu nedenle davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini gerektirecek bir durum bulunmadığı; dava değeri üzerinden nispi harca tabi davada bakiye karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına karar verilmesi gerekmesine rağmen maktu harca hükmedilip fazla harcın iadesine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu; yine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekmesine rağmen maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin de doğru olmadığı gerekçesiyle, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında, davanın kabulü ile davacının, İstanbul 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1892 E. sayılı takip dosyası nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, davalının icra takibine girişmekte kötü niyetli olduğu sabit görülmediğinden, davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kötü niyet tazminatı taleplerinin kabulünün gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin harçtan istisna olduğunu, itirazın iptali davası ıslahla alacak davasına dönüştüğünden menfi tespit davası açmakta hukuki yarar kalmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, temlik veren davalı ile imzalanan 14.02.2013 tarihli genel kredi sözleşmesindan doğan borcun ödenmediği iddiasıyla başlatılan takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti ve davalının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi istemine ilişkindir.

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi.

3. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 143 üncü maddesi.

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalı temlik alan şirketin 5411 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkartılan Varlık Yönetim Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları ile Devralınacak Alacaklara İlişkin İşlemler Hakkında Yönetmelik kapsamında kurulduğu ve 5411 sayılı Kanun'un 14.10.2021 tarihli ve 7338 sayılı Kanun'un 58 inci maddesiyle değişik 143 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 492 sayılı Kanun'a göre ödenecek harçlardan istisna tutulduğu gözetilmeden aleyhine yargılama harçlarına hükmedilmiş olması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

Açıklanan sebeplerle;

1.Davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) ve (4) numaralı bentleriyle (7) numaralı bendinin (a) ve (b) alt bentlerinin tamamen hükümden çıkarılarak; (3) numaralı bent olarak "Davalı temlik alan şirket yargı harçlarından istisna tutulduğundan davacının yatırdığı 31,40 TL başvuru harcı, 4,60 TL vekalet harcı ve 7.253,13 TL peşin harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine" ibaresinin; (4) numaralı bent olarak "Davacı tarafından yapılan 134,50 TL davetiye giderinin temlik alan davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine" ibaresinin; (7) numaralı bendinin (a) alt bendi olarak "Davalı şirket yargı harçlarından istisna tutulduğundan davacı tarafından yatırılan 121,30 TL başvuru harcı ve 44,40 TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine"; ibaresinin aynı bendin (b) alt bendi olarak ise "Davacı tarafından harcanan 64,80 TL posta giderinin temlik alan davalıdan alınıp davacıya verilmesine" ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temlik alan davalıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

13.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.