Davanın reddi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı Narin Pazarlama İnşaat Ltd. Şti. arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imza attığını, davalının kullandırılan kredinin tamamından sorumlu olduğunu, asıl borçlunun kullandığı kredi borcunu ödememesi üzerine asıl borçlu ve kefillerine gönderilen kat ihtarnamesi ile kredi sözleşmesinin kat edildiğini, yine borcun ödenmemesi üzerine giriştikleri icra takibine davalının asıl alacak ve tüm ferilerine itiraz ettiğini ileri sürerek davalının itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 08.01.2015 tarihi itibariyle asıl borçlu şirketin ortaklığından hisselerini devrederek ayrıldığını, müvekkilinin ortak olduğu dönemde 2004,2011,2012 ve 2013 yıllarında şirketin 4 adet genel kredi sözleşmesi imzalayarak kredi kullandığını, müvekkilinin sadece 2004 ve 2011 yılında imzalanan kredi sözleşmelerinde kefil sıfatı ile imzalarının bulunduğunu ve bu kredilerin tamamının da ödenerek kredi borçlarının bittiğini, takip ve dava konusu kredi alacağının zamanaşımına uğraması nedeniyle öncelikle davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, takip ve dava konusu kredinin müvekkilinin imzalarının olduğu kredi sözleşmelerine dayalı olmaması, 2012 ve 2013 yıllarında imzalanan sözleşmelerde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, imzasının olmadığı sözleşmelerin önceki sözleşmelerden bağımsız nitelikte olması nedeniyle davanın reddine ve kötü niyetli icra takibi yapan davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takip ve dava konusu edilen kredilerin davalının imzasının bulunmadığı 31.08.2012 ve 29.11.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerine dayalı olarak dava dışı asıl borçluya kullandırıldığı, davalının imzasının bulunduğu 14.10.2004 ve 15.05.2011 tarihli kredi sözleşmelerinden dolayı asıl borçlunun herhangi bir borç ve sorumluluğunun da kalmadığının bilirkişi raporuyla tespit edildiği, bu sözleşmelerden dolayı sonradan imzalanmış olan yeni kredi sözleşmelerine sorumluluk da atfedilemeyeceği, takip konusu kredilerin davalının imzalarının bulunduğu ödenip söndürülmüş kredilerle ilgili olmadığından, yasal anlamda basiretli davranması gereken davacı bankanın sorumlu olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği kredi sözleşmelerine atfen davalıya karşı icra takibine girişmesinin haksız olduğu gibi hakkın kötüye kullanımı derecesinde kötü niyetli de olduğundan davacı banka aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedildiği gerekçesiyle davanın reddine ve alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının davacı bankadan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda icra takibine dayanak borcun ... tarafından kefil sıfatı ile imzalanan 14.10.2004 ve 15.05.2011 tarihli Genel Kredi sözleşmesine dayanmadığını belirtildiğini, ancak bunun kabulünün mümkün olmadığını, borçların sıfırlanmadığını, davaya konu edilen sözleşmelerin davalının kefil sıfatıyla imzaladığı davaya konu diğer sözleşmeler ile arasında bağlantı bulunduğunu, müvekkili banka aleyhine usul ve kanuna aykırı olarak kötü niyet tazminatına hükmedildiğini, bunun Bankacılık Kanunu'na aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı ancak davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesinde düzenlenen kötüniyet tazminatı şartlarının somut olayda bulunmaması gerekse de 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 138 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Fonun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen Fon aleyhine neticelenmesi hâlinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Fon hakkında uygulanmaz..." hükmü dikkate alındığında yerinde olmadığı, bu nedenle davacı tarafın kötüniyet tazminatına hükmedilmesine ilişkin istinaf talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine ve davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; icra takibinde davalının sorumlu olduğu risklerin takip konusu edildiğini, davalının kredi sözleşmelerine süresiz olarak kefil olduğunu, cari hesap şeklinde işleyen bir borç ilişkisi bulunduğunu, borç ödendikten sonra yeni bir kredi kullandırılmasını yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olduğunu, borcun sıfırlanmadığını davalının imzaladığı sözleşmeler ile dava konusu diğer sözleşmeler arasında bağlantı bulunduğunu, davalının itirazının hakkın kötüye kullanımı olduğunu, müvekkili aleyhine hükmolunan vekâlet ücretinin kaldırılmasını beyan ederek kararın bozulmasını istemiştir.

2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verildiği halde Bölge Adliye Mahkemesince kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinin kanuna aykırı olduğunu, davacının bu şekilde bir muafiyeti bulunmadığını, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesince müvekkili lehine hükmedilen vekâlet ücretinin karar tarihine göre hatalı ve eksik hesaplandığını belirterek kararın bu yönlerden bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalının kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmeleri nedeniyle davacı bankaya borcunun bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesince 2004 sayılı Kanunu'nun 67 nci maddesinde düzenlenen kötüniyet tazminatı şartlarının oluşmadığı ve de 5411 sayılı Kanun'un 138 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Fonun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen Fon aleyhine neticelenmesi hâlinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Fon hakkında uygulanmaz..." hükmü gereğince davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı bankanın, davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı genel kredi sözleşmelerine dayanarak icra takibi başlattığı dosya kapsamı ile sabittir. Ayrıca davacı banka alacağı 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 138 inci maddesi uyarınca Fon alacağı niteliğine haiz olmadığından somut olayda bu hukuki düzenlemenin uygulanma olanağı yoktur. Bu durumda davacı banka 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği icra takibinde haksız ve kötü niyetli olduğundan davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Ayrıca Bölge Adliye mahkemesi davalı lehine vekâlet ücreti takdir ederken ilk derece mahkeme kararı tarihine göre karar vermiştir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21 inci maddesine göre avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. Buna göre Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında hüküm kurulduğuna göre karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemiş olması nedeniyle kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Davacı vekilin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,

Davacı harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

13.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.