Esastan ret

Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili adına tescilli "TİRELLİ" ibareli markayı 2005 yılından beri kullanmakta olduğunu, davalı tarafından 2005/34352 tescil numarası ile "SİMPATİYE TİRELLİ" ibaresini TPE tescil ettirmiş olduğunu, tescil edilen sınıflar (25. sınıf) yönünden de benzer olup, iltibasa sebebiyet verecek nitelikte bulunması sebebiyle 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi 6 ncı maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, 556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesi anlamında aynılık veya benzerlik bulunmadığını, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın markasına 2004 tarihinden itibaren kullandığı, davalı markanın ise tescil halinden farklı olarak kullandığı tespit edilmiştir. Davacının, davalının markası tescil edildikten itibaren dava tarihi olan 29.12.2015 tarihine kadar ihtilaf konusu yapmadığı, davacının, haklarını kullanırken 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine göre iyi niyetli davranmak zorunda olduğunu, davalının markayı tescilinden itibaren 11 sene sessiz kalmak suretiyle zımni olarak davalının marka tesciline rıza gösterdiğinin kabul edileceği, dosyadaki mevcut delilere göre davacının kötü niyetli olduğuna dair delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;

1.Tüm dosya kapsamında sabit olduğu üzere, müvekkilinin, kendi adına tescilli TİRELLİ ibareli markayı 2005 yılından beri kullandığını, ihtilaf konusu markanın yaratıcısı ve ilk kullanıcısı olduğunu, müvekkili Fransa’nın Nice şehrinde ikâmet ediyor olduğundan daha önce bu durumdan haberdar olamadığını, damadı ...’nın tesadüf eseri mevcut durumu görmesi ile haberdar olduğunu ve akabinde bu davayı açtığını, bilgisine başvurulması adına ...'nın tanık olarak bildirildiğini, İlk Derece Mahkemesince tanıklarının da gerekçesiz bir şekilde dinlenmediğini,

2.Yapılan yargılama sürecinde davalı yan tarafından kendilerince ikame edilen davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmamış olduğundan bahisle reddi gerektiği yönünde beyanlarda bulunulduğunu, İlk Derece Mahkemesince davalının marka tescilinden itibaren 11 sene sessiz kaldıkları yönünde hüküm kurmuş ise de, dosyada sabit olduğu üzere davalı yanın markasını 2005 yılında tescil ettirdiğini, 2015 yılında da işbu davanın ikame edildiğini, bu hususların ne yazık ki yerel mahkemenin dosyaya dikkatli bir şekilde irdelemediğini,

3.Öncelikle hükümsüzlük yaratan konu süreklilik arzettiği için, herhangi bir zamanaşımının söz konusu olmaması gerektiğini, hükümsüzlük iddiasında bulunan kişilerin, diledikleri zaman söz konusu hukuka aykırı durumun hükümsüzlüğüne karar verilmesi için başvuruda bulunabileceklerini, nitekim 556 sayılı KHK' da, hükümsüzlük davaları için dava açma süresi olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin düzenlenmediğini, yalnızca istisnai olarak "tanınmış markalara" ilişkin davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerektiği yönünde hüküm bulunduğunu, müvekkiline ait bulunan TİRELLİ markası açısından "1883 Tarihli Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi" ve "556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendine" göre markanın tanınmış marka sayılabilmesi için aranılan kriterler mevcut olmadığından tanınmış marka olarak da nitelendirilemeyeceğini, görüldüğü üzere tanınmış markalar haricinde diğer markalar için mevcut bir süre bulunmadığını, sınırlama ve yasaklama getiren hükümlerde, kapsamın kıyas yolu ile genişletilemeyeceğini, kanunda açıkça süre sınırlaması getiren bir hüküm bulunmadığına göre kıyas yoluyla dava açılmasında süre kısıtlamasına gitmenin doğru olmadığını,

4.556 sayılı KHK'nın 42 nci maddesinin devamında "Markanın tescilinde kötü niyetin varlığı halinde iptal davasının süreye bağlı olmayacağının" belirtildiğini, davanın ihtilaf konusuna bakıldığında, davalının müvekkili tarafından yaratılmış, hayal ürünü bir ibare olan tirelli ibaresini tescil ettirmesinde faaliyet alanı sebebiyle varlığından haberdar olduğunu, müvekkili markasından açıkça faydalanma kastı olduğunu, zira müvekkil aslen İzmir Tire'li olması sebebiyle "herhangi bir kelime anlamı olmayan" tirelli ibaresini memleketini çağrıştırmasından dolayı seçtiğini ve kullandığını, müvekkilinin, bu ibare üzerinde öncelikli kullanım hakkına sahip olup, bu sebeple davalının kötü niyetli tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini,

5.Yapılan yargılama neticesinde müvekkilinin markası ile davalı yanın markası arasında açıkça iltibas olduğu hususunda ihtilaf bulunmadığını, dosyada müvekkilinin Yeni Asır ve Milliyet gazetelerinde markası hakkında çıkmış olan haberlerin olduğu da dikkate alındığında; aynı sektörde olan ve hayali bir kelime olan TİRELLİ ibaresini kullanan davalı yanın, müvekkilinin markasından haberdar olduğunu, belirterek yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek diğer sebeplerle istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesinin kararının itirazları doğrultusunda kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın markasına 2004 tarihinden itibaren kullandığı, davalı markanın ise tescil halinden farklı olarak kullandığı, davacının davalının markası tescil edildikten itibaren dava tarihi olan 29.12.2015 tarihine kadar ihtilaf konusu yapmamıştır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu marka ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve sessiz kalarak koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, somut olay yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nın 2 nci maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerektiği, uygulamada genellikle bu süre beş yıl olarak belirlendiği, sessiz kalma sebebiyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itiraz olduğu, mevcut delillere ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre, davalıya ait 2005/34352 tescil numarası ile "SİMPATİYE TİRELLİ" ibaresini 16.08.2005 tarihinde TÜRK PATENT nezdinde tescil ettirmiş olduğunu, davacının ise eldeki davayı 04.01.2016 tarihinde ikame ettiği, her iki markanın tescil tarihleri dikkate alındığında davalının kötü niyetli olduğuna dair dosyaya yansıyan bir delilin bulunmadığı, aradan geçen 11 yıl boyunca davacının markasını çekişmesiz bir biçimde kullanmasına sessiz kalarak dava hakkını kaybettiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 42 nci maddesi.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

13.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.